Aşkın Hâlleri: Alain Badiou’nun Aşka Övgü’süne düşülen bazı notlar – 2

“İnsan yanmayı ve küllerinden yeniden doğmayı bilmeli,” demişti Nietzsche. Küllerinden yeniden doğan anka kuşu misâli yeniden doğmaya benzer bir duygu durumu olarak anmayı alışkanlık hâline getirdiğimiz aşk süreci, dürtüsel bir etkilenimden veya bilemediniz tutku tabir edebileceğimiz bir yakınlık hissinden bambaşka bir şeydir aslında. Güvenlik hissi yaratmaktansa son derece uzaktır. Tecrübeyle sabit olduğunu tahmin ettiğimiz üzere aşık... Continue Reading →

Aşkın Hâlleri: Alain Badiou’nun Aşka Övgü’süne düşülen bazı notlar – 1

Alain Badiou’nun Nicolas Truong’la aşk üzerine yaptığı bir röportajlar serisinden oluşan Aşka Övgü (In Praise of Love) adlı küçük fakat son derece anlamlı kitapta aşkın dünyayı ikinin penceresinden görebilme kabiliyetini gerektiren bir yaratım süreci olduğu şu sözlerle ifade edilir: Aşk beni göklere çıkarmaz, aşağı da çekmez. Varoluşsal bir öneridir o: Salt sağ kalma itkimden ya da iyice... Continue Reading →

Ölümden Öteye Yol Var: Ölümsüzler Ülkesi Agharta

Hepimizin zamanı geriye döndürmek istediği durumlar muhakkak olmuştur. Durum öyle bir hâl almıştır ki zamanda geriye gidip, yaşadıklarımızı bu sefer hata yapmadan, yani bugünümüzde feci neticeler doğurmadan yaşamak arzusunu taşımaya başlarız. Eğer bunu insanlık olarak yapabilecek kudrete sahip olsaydık büyük ihtimalle bugün içinde bulunduğumuz durum çok farklı bir seyrin neticesi olacak ve haliyle de şimdikinden... Continue Reading →

Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm (1-4) Afrika Pazar

Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm -1-  AfrikaPazarSayi348 Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm -2- AfrikaPazarSayi349 Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm -3- AfrikaPazarSayi350 Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm  -4- AfrikaPazarSayi351

Fantezi Makinesinde Hakikat Sızıntısı

‘Beni Bu Dışarıdan Çıkarın’ ve ‘Zeno: Filozofun Bir Ölümlü Olarak Portresi’, Cengiz Erdem’in daha önce yayımlanmış kitapları. Yazar, ‘Fantezi Makinesinde Hakikat Sızıntısı’ isimli elimizdeki son kitabında ise, dünyadaki tüm televizyon ekranlarının yanı sıra, daha başka ekranların da bilinmeyen sebeplerden dolayı bir anda beyaza bürünmesini ve ardından yaşananları anlatıyor. Bu durum, kaygı verici olayları da beraberinde... Continue Reading →

Olayın Kazandığı Son Derece Komplike Boyut

Zaman zaman hepimizin nefretimize yenik düşüp sonradan pişman olacağımız eylemlere giriştiğimiz muhakkak olmuştur. Haset, kıskançlık, garez gibi duyguların üstesinden gelinmesi en zor duygulardan olduğu, aklın bu tür duygular karşısında çoğu zaman çaresiz kalıp yenik düştüğü bilinen bir gerçektir. Yaşadığımız dünya göz önünde bulundurulduğunda bazen insanın akılcı düşünceyi bir kenara itip her ne pahasına olursa olsun... Continue Reading →

Üç Silahşörler’in Akla Zarar B Plânı

Buraya kadar yazdıklarımızdan da anlaşılacağı üzere ölümsüzlük bilincine ulaşmak için ölümlülük bilincini son noktasına kadar götürüp tersine dönmesini sağlamak gerektiği aşikârdır. Ölümsüzlük teorimize neşter vurmaya meyilli okuyucularımızın muhtemel sorularını daha sorulmadan anlamsız kılmak için özellikle kaleme aldığımız bu değerli bilgiler de paylaşıldığına göre, herhalde artık anlatıya kalındığı yerden devam edilebilir. Peki ama nerede kalmıştık? Tabii... Continue Reading →

Reading The UK Riots: Slavoj Zizek and Living in the End Times (via Reading The Riots)

Let us assume that most of the rioters are indeed stupid and mindless and all that, still these riots do have a political significance. These youths are symptoms of capitalism; they are an inevitable consequence of the internal dynamics of capitalism itself. The riots show us that things cannot go on the way they are. As Marx once put it, capitalism... Continue Reading →

Rhizome: Ölümsüzlük Düşüncesi, Kaotik Otonomizasyon, Komünizm ve Dinamik Sistemler Teorisi

Ölümsüzlük düşüncesini saplantı haline getirmiş olmamızın siyasi sebepleri olduğunu artık açıkça ifade etmek istiyoruz. Sayfalardır ölümsüzlük üzerine kestiğimiz ahkamlar sadece tek bir amaca hizmet etmekteydi. Bu amaç ise komünizmin eşitlik fikrinin dini inanışların eşitliği ölümden sonraya erteleyen anlayışına son derece ters düşen bir fikir olduğunu kesin ve net bir şekilde ortaya koymaktı. Bununla da kalınmayacak ve ölüm/yaşam... Continue Reading →

Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm

Kant-Hegel-Deleuze-Zizek Dörtgeni İçinden Çıkarak Doğanın Sonsuzluğunun İçkin Olduğu Aşkınsal Bir Anlam Dünyası Yaratan Transendental Materyalizm’in Ölümsüz Öznesi Schelling Evrenin merkezinin dünya olmaktan ziyade güneş olduğunu iddia eden Kopernik Devrimi’nin ve aklın sınırları olduğunu, yani bilebileceklerimizin sonsuz olmadığını öne süren Kant’ın öncülüğünde gerçekleşen Aydınlanma hareketinin gözleri kör etmesi kuvvetle muhtemel bir aydınlığa kavuşmakla ne denli derin... Continue Reading →

Cinematic Apparatus, Brain, and the Psyche as Fantasy Machines

Freud calls the content of the unconscious the latent dream-thoughts.[1] That which one sees in a dream is already a translation of this primal scene. The images in a dream stand in for the gap in the symbolic order; they symbolize the latent content of the dream, which are the unconscious drives. A dream turns... Continue Reading →

Projective Identification and Introjection

Melanie Klein makes a distinction between the introjected objects and the internal objects. The internal objects include the introjected objects as well as the objects of identification and the a priori fantasy images. According to Klein introjection is a defence mechanism against the anxiety and the fear of the horrible inner world of the child.... Continue Reading →

Nature, Culture, and Lacan

To have dismantled love in order to become capable of a greater loving. To have dismantled one’s self in order finally to be alone and meet the true double at the other end of the line. A clandestine passenger on a motionless voyage… -- Deleuze and Guattari, A Thousand Plateaus, 197 According to Lacan a psychoanalysable... Continue Reading →

Kendi Hayâllerinin Kurbanları Olarak Slavoj Zizek’in Film Karakterleri

İdeoloji bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları hayalî ilişkinin bir temsilidir.[1] İflâh olmaz bir komünist olduğu artık herkes tarafından bilinen Slavoj Zizek’e sıklıkla yöneltilen sorulardan birisi de, acil çözüm bekleyen bu kadar çok siyasi sorun varken, neden doğrudan siyasi mücadeleye yönelik yazılar yazmak yerine lâfı uzatıp popüler sinema eleştirisine yöneldiğidir. Zizek’in söz konusu soruyu sormaya cüret... Continue Reading →

Thinking the uncommon

In one of the most interesting posts I have encountered recently in the blogosphere - Object-Oriented Psychoanalysis and Derridean Deconstruction - Cengiz Erdem argues that the common things of everyday existence are produced out of the depressive position or abnormalities. As the author comments, psychic development is complemented by the death drive. Whereas this relationship... Continue Reading →

2 Mart İkinci Toplumsal Varoluş Mitingi ve Düşündürdükleri

2 Mart İkinci Toplumsal Varoluş Mitingi yoğun ve coşkulu bir katılımla gerçekleşti. Sadece Türkiye’nin mevcut hükümeti AKP’nin dayattığı “ekonomik yıkım paketi”ne karşı değil, Kıbrıslı Türkler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin rehinesi konumunda tutulmasına da bir başkaldırı niteliği taşıyan bu miting, gerek sağdan, gerekse de soldan pek çok siyasi parti ve sendikanın yeterince gerçekçi olmasa da ortak bir paydada... Continue Reading →

Cinema and Fetishism, or, The Commercial Value of Shit

Even shit has a commercial value, depending of course, on whose shit it is. While in the case of human shit you have to pay to get rid of it, in the case of animal shit it is said to be a very efficient and sufficient fertilizer for one who has learned to use it,... Continue Reading →

A Pineal Eye Soliloquy, or, The Critique of Surrealism Continued

Mimicry is a definitive word for the operations of Surrealist aesthetics and it enters the scene through the Surrealist publication Minotaure. Roger Caillois defines mimicry as the activity through which the eye becomes a camera reproducing itself as a camera. […] life seems to lose ground, to blur the line between organism and environment as... Continue Reading →

S.C. Hickman on J.G. Ballard: Icarus and the Dying Fall into Nothingness

"For Bataille, the reason why people see the foot as inferior to the head is their habit of attributing a higher status to the vertical forms of thought. Man should fall on his four legs, otherwise he will never be able to write himself out not only as the writer but also as the written,... Continue Reading →

S.C. Hickman aka Dark Chemistry on The Nietzschean Subject; or, the Prison-House of Delirium

"In a world full of violence, destruction and death, or “madness in every direction,” as Kerouac would have said, the subject becomes nothing but a projector of the evil within society." - Cengiz Erdem The Nihil Solipsist: a being that knows neither its own nothingness nor the dark self-cannibalizing force of all those others within; trapped within the introjected prison-house of an impure fear, bound... Continue Reading →

Dialectics of Barbaric Regress vs. Civilised Progress and Deconstruction vs. Affirmative Recreation

There are many forms in which the death drive manifests itself. These vary from melancholia to aggression, from self-destruction to paranoia. What is common to all these forms of appearance is a kind of revolt against having been born. The death drive wants jouissance, a condition in which infinite satisfaction is possible and in which... Continue Reading →

Powered by WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: