İki Dervişin İbret Verici Hikâyesi

Çok uzun yıllar öncesine ait bir krallıkta yaşayan ve son derece disiplinli bir okulun üyesi olan bilge bir derviş vardı. Bu bilge derviş günlerden bir gün bir gölün kıyısında yürürken ahlâk ve bilgelik gibi konular üzerine derin düşüncelere dalmıştı. Yıllarca peygamberin öğretileri üzerine kafa patlatmış ve dinin kutsal dilini öğrenerek Tanrı’nın yüce aydınlanmasıyla kutsanıp kemâle ermek suretiyle mutlak gerçeğe ulaşabileceğine kâni olmuştu. Lâkin dervişin düşünceleri uzaklardan gelen bir sesle bir anda kesildi: Bir adam derviş duasını okuyordu. Dervişimiz “bu adam ne yapıyor böyle?” diye söylendi, “duayı yanlış okuyor, U Ya Hu demekten ziyade Ya Hu demeliydi,” diye de ekledi. Birinci derviş tüm dervişlerin kardeş olduğu düşüncesinden hareketle ikinci dervişi uyarması gerektiğini, bunun ahlâki bir sorumluluk olduğunu düşündü. Bunun üzerine hemen bir kayık kiralayıp yanlış okunan duanın kaynağı olan adacığa doğru yola koyuldu. Söz konusu adaya vardığında küçük bir kulübenin önünde oturan, derviş kıyafetleri giymiş bir adam gördü. Adam ritmik bir şekilde duasını okuyor ve bu arada ileri geri sallanıyordu. Duasına o kadar dalmıştı ki adeta bir vecd hali içerisindeydi ve birinci dervişin yaklaştığını duymadı bile. “Beni bağışlayın,” dedi birinci derviş, “kasabadan sesinizi duydum, duanızı böldüğüm için beni bağışlayın lütfen, ama duayı yanlış okuyorsunuz, U Ya Hu yerine Ya Hu demelisiniz.”

“Beni uyardığınız için çok teşekkür ederim,” dedi ikinci derviş. Yaptığı iyilikle tatmin olmuş bir vaziyette kayığına binip gölün kıyısındaki kasabaya doğru yol almaya başlayan birinci derviş şunları düşünmekteydi: Tanrı elbet yaptığım bu iyiliğin karşılığını verecektir. Çünkü bu kutsal duayı hatasız okuyanın bir gün mutlaka suyun üzerinde yürüyebileceği söylenir. Belki de dervişimiz bir gün gerçekten de yürüyebilecekti suyun üzerinde. Lâkin ada ve ana-kara arasındaki mesafenin tam ortasına vardığında ikinci dervişin duayı hâlâ daha yanlış okuduğunu duydu sonra birinci derviş. Belli ki dersini iyi öğrenmemişti. Birinci derviş başını salladı ve “en azından ben görevimi yaptım,” diye düşünerek kendi kendisini rahatlattı. Ama bir de ne görsündü, duayı yanlış okuyan ikinci derviş suyun üzerinde yürüyerek kayığına doğru yaklaşmaktaydı. Hayretler içerisinde kürek çekmeyi bırakan birinci derviş duyduklarına inanamayacaktı: “Kardeş,” diye söze başladı ikinci derviş, “seni rahatsız ettiğim için özür dilerim, ama sana duanın tekrar kısmını sormaya geldim, zira tam olarak nasıl söylenmesi gerektiğini hatırlamakta zorlanıyorum.”

***

İdris Şah’ın Derviş Hikâyeleri (1970) adlı kitabındaki bir hikâyenin tarafımdan özetlenerek yeniden kaleme alınmış şekli olan bu kısa anekdottan çıkarılması gereken ders, alçakgönüllülüğün, yani mütevaziliğin bilgelik yolunda ne denli azami bir öneme sahip olduğudur. Belli ki ne kadar çok şey öğrenirsek öğrenelim, bir konu üzerinde ne kadar uzmanlaşırsak uzmanlaşalım, akademik donanımımız ne denli engin olursa olsun dünya her zaman için hayâl gücünü kışkırtan ve yaratıcılığı körükleyen bir yer olma özelliğini muhafaza edecektir. Birbirimizi can kulağıyla dinlemeyi bir öğrenebilsek kim bilir ne ufuklar açılacaktır önümüzde ve ne tebessümler belirecektir yüzlerimizde…

Advertisements

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

Powered by WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: