2 Mart İkinci Toplumsal Varoluş Mitingi ve Düşündürdükleri

2 Mart İkinci Toplumsal Varoluş Mitingi yoğun ve coşkulu bir katılımla gerçekleşti. Sadece Türkiye’nin mevcut hükümeti AKP’nin dayattığı “ekonomik yıkım paketi”ne karşı değil, Kıbrıslı Türkler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin rehinesi konumunda tutulmasına da bir başkaldırı niteliği taşıyan bu miting, gerek sağdan, gerekse de soldan pek çok siyasi parti ve sendikanın yeterince gerçekçi olmasa da ortak bir paydada buluşmasının mümkün olduğunu da gözler önüne sermiş oldu böylece. Benim katılım amacımsa adamızı tahakkümü altına almış bulunan Militarist-Kapitalizm’e, yani mevcut yapıya tepki koymaktı. Belli ki benim ortak paydada buluştuğum kişi sayısı pek azdı. Zira artık hepimizin bildiği gibi sağı solu pek de belli olmayan siyasi bir yapılanma içerisinde boğuşmakta ve kimin Türkiye’ye yalakalık yapacağını seçmekteyiz yıllardır biz bu lânetlenmiş adada.

Her neyse ama, miting alanına girişte yaşanan nahoş bir olay içinde bulunduğumuz durumun vehametini gözler önüne sermeye yeter de artar bile diye düşündüğümden, lâfı daha fazla uzatmadan hemen konuya gireceğim. Ufak çapta bir arbede yaşanmasına sebep olan söz konusu olay polisin Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklarının ve bazı pankartların alana girmesini zor kullanarak engellemiş olmasıdır sevgili okur. Ancak bilmeni isterim ki ne yazık ki bununla kalınmadı ve miting alanında da sivil polisler hummalı bir pankart ve bayrak toplama operasyonu gerçekleştirdi. Bunu yaparkense gerekli gördüğü durumlarda ve gerekli gördüğü dozlarda şiddete baş vurmaktan çekinmedi. Oysa ben eminim ki alandaki insanların en az %95’inin Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu vardı. Emin olduğum bir başka şey de bayrakların alana sokulmasını engelleyen polislerin de büyük bir kısmının Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olduğudur. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum, ama gene de söylüyorum işte belki vardır diye; eğer Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklarına sahip çıkmayacaksanız o pasaportları taşımaya da, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına da hakkınız yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ise Türkiye’nin bu adadaki varlığını 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına borçlu olduğunu bir an olsun aklından çıkarmamalıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamakla kendi garantörlüklerini de tanımadıklarını söylemeye ise gerek bile yoktur. Eğer bir evde yangın çıkmışsa itfaiyeciler yangını söndürüp istasyonlarına döner; ev halkını rehin alıp eve yerleşmez. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Kuzey Kıbrıs’ı Türkiye’nin arka bahçesi haline getirmiş ve mafyanın devletten daha güçlü olduğu, yasaların geçersizleştiği, polisin ve hükümetlerin birer kukladan farksız hale geldiği bir yapı oluşturmuştur. Bize dayatılmaya çalışılan düzen mafya, militarizm ve kapitalizm üçgeninden ibaret bir hapishane yaşamıdır. Oysa bilinmelidir ki biz Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin rehinesi değiliz, olmayacağız!

Diğer taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gaspetmiş bulunan Güney Kıbrıslı yetkililer de Türkiye’nin garantörlüğünün ortadan kaldırılmasını istemekle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin feshedilmesini onayladıklarının farkında olmalıdır. Eğer adanın bir gün tamamen Türkiye’nin işgali altında olmasını istemiyorlarsa, Kıbrıslı Türkler’i muhatap almayan ve hatta tabiri caizse hiçe sayan tavırlarından vazgeçip, Kıbrıs’ın Kuzeyinde yaşanan olaylardan kendilerine nasıl pay çıkaracaklarını düşünmeyi bir tarafa bırakıp, gerçeklerle yüzleşmeleri ve zamanın tersine çevrilmesi namümkün bir şey olduğunu bir an evvel idrak etmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde bir gün karşılarında kendi nüfusları olan bir milyonu aşan sayıda Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye Cumhuriyet’nin vatandaşlarıyla karşı karşıya bulacaklar ve kaderleri çok geç de olsa Kıbrıslı Türkler’in kaderiyle birleşecektir; ki o kader asimilasyon ve yok oluştur sevgili okur.

Kendi kendileriyle muazzam birer çelişki içerisinde olduğu bariz olan bu iki kesimin de Kıbrıslı Türkler’i yok etmekten başka hiçbir amacının olmadığı aşikârdır. Bizim Kıbrıslı Türkler olarak yapmamız gereken adanın askersizleştirilmesi, mafyadan arındırılması ve uluslararası hukuk alanına dahil edilmesi yönünde çaba sarfetmek, yani irademize, ülkemize, ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaktır. İnönü Meydanı’ndaki dev gibi T.C. ve K.K.T.C bayrakları önünde el pençe divan eğilirken Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağını taşıyanları provokatörlükle itham edenleri Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarını yakmaya davet ediyor ve ekliyorum; eğer yakmayacaklarsa susup otursunlar, gölge etmesinler, başka ihsan eylemez. Bence Kıbrıslı Türkler artık titreyip kendine gelmeli ve adamızda oynanmakta olan bu çirkin oyuna her ne pahasına olursa olsun bir son vermelidir. Bize gereken yeni ve daha gerçekçi ortak paydalardır. Zira bu memleket hakikaten de bizimdir ve işte bu yüzden de onu her ne pahasına olursa olsun biz yönetmeliyiz, ki nitekim gün gelecek yöneteceğiz de zaten… Onların istediği gibi değil ama, kendi istediğimiz gibi… Bu adada yılgınlık ve teslimiyet yok artık, isyan, direniş ve yeniden yapılanma var, her şeyin değişeceği o güne kadar, üslerden, askerlerden ve dış güçlerden arındırılmış, tam bağımsız özgür Kıbrıs yeniden kurulana kadar, gerekirse işte zamanın ve dünyanın sonu gelene kadar!

One thought on “2 Mart İkinci Toplumsal Varoluş Mitingi ve Düşündürdükleri

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s