Bilgi ve Hakikat Arasındaki İlişki Bağlamında Anlamın Anlamı

angel of history

Artık hepimizin bildiği gibi anlam kavramının anlamı üzerine İsa ve Sokrat gibi tanınmış şahsiyetlerden önce de düşünülmekte ve hatta bununla da kalınmayıp bu düşünülenler kaleme alınmaktaydı. Lakin henüz anlamın ne anlama geldiğine dair kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır ne yazık ki. Zaten kesin bir bilgiye ulaşılsa anlam kavramı anlamını yitirecektir, o derece paradoksal bir kavramdır bu anlam kavramı, diye düşünmesi kuvvetle muhtemel bilinçlerin var olabilme ihtimalini de göz önünde bulundurarak anlam konusunda şunları söylemeyi uygun bulduk: Anlam ve hakikat birbirinden tamamen farklı şeylerdir. Şöyle: Her bilgi doğası gereği anlamlıdır, daha doğrusu bir şeyin bilgi olarak nitelendirilebilmesi için o şeyin anlamlı olması gerekir. Diğer yandan her bilgi kesinlikle hakikat değildir, zira hakikate sadece yaklaşabilen bir şey olarak bilgi anlamın varlığına dayanır. Oysa hakikatler bilginin anlamlandırmakta yetersiz kaldığı noktada zuhur edebilir ancak. Yani hakikat dediğimiz şey bilgilerdeki anlam boşluklarından sızan ve/fakat asla tam olarak anlamlandırılamayan düşünce ve hislere verilen addır. Anlamın anlamı ve hakikatle ilişkisi üzerinde daha fazla durmanın sakıncalarını da göz önünde bulundurarak görsel imgeler ve anlam arasındaki ilişkiyle sürdürüyoruz yazımızı.

Bilindiği gibi görsel imgeler, özellikle de bunların hareket halinde olanları, insanın algılama mekanizmasının nasıl çalışacağını belirlemede büyük rol oynar. Filmlerin gerçek hayatta yaşadığımız olayları anlamlandırmakta ve bu olaylar arasında bağlantılar kurmakta bizlere ne kadar yardımcı olduğunu hatırlayacak olursak, bu söylediklerimizin ne denli manidar olduğunu daha iyi kavrayabileceğimizi düşünüyoruz. Zira biliyoruz ki işte yazımız da tıpkı bilgi gibi anlam boşlukları, yani hakikatler barındırmaktadır bünyesinde. Lakin yazımız bilginin kendisini devasa bir anlam boşluğuna dönüştürüp bu boşluk çevresinde spiraller çize çize dönmektedir. Belli ki geometrik şekillerin tahakkümünden kurtulamamış bir yazıdır bu yazı. Söz konusu yazının yazarı veya yazarları kendilerine karşı ironik bir anlatı yazmak suretiyle kendi yaşam biçimlerinin temellerine birer dinamite dönüşen düşlerini döşemektedirler. Düşler egemen düşüncelerin temellerine dizilmektedir hatta belki de aslında. Hatta denebilir ki bu yazının yazarlarının yaptığı şey düşleri ve düşünceleri birbirlerinin içine yerleştirerek egemen bilgiden bağımsız bir hakikate, yani bilinmeze kapılar aralamaya kalkışmak, buna cüret ve teşebbüs etmektir. Bilinen şeylerin zuhur edişinin ancak birer sorun formunda gerçekleşebileceğini, hatta abartacak olursak korkunç birer canavar şeklinde ortaya çıktığını hatırlamak sanırız bu yazının yazarlarının neden bu yola başvurduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.

loveyourchaos:  (by nemo et nihil)

Olacaktır olmasına ama isterseniz gelin biz şimdi hep birlikte hayatın, ölümün ve anlamın anlamlarına dair bu ağır konuları bu yazının yazarının Alain Badiou’nun hakikat ve sonsuzluk arasında kurduğu ilişkinin siyasi boyutunu idrakiyle ilişkilendirelim ve bir bakalım acaba bu bağlamda insanın bir ölümsüz olduğunun idrakine varması kendini aşma çabalarının bir ürünü olabilir mi… O, yani bu yazının yazarı maddenin düşünceye, düşünceninse maddeye rahimlik ettiği bir durumla, bir oluş moduyla karşı karşıyadır. Bu durumdan çıkmanın bizim görebildiğimiz tek yolu ise bilinçdışının boşluğu (void) uzakta tutan kısır bir döngü olduğu gerçeğinden hareketle söz konusu döngüyü, yani dürtülerin kısr döngüsünü kırarak egemen siyasi-ekonomik modelden daha farklı, daha yapıcı ve daha eşitlikçi bir üretim modeli yaratmaktır. Elbette ki bu yaratı işlemi öncelikle beyinde zuhur edecektir. Beynin ortaya koyacağı nesneler işte bu yeni üretim modelinin ilk yapı taşları olacaktır. Yani düşünce ve eylemin, teori ve pratiğin birbirlerinin etkisine dönüştüğü yeni bir üretim veya yaratıcılık modeli düşünce ve eylemi, teori ve pratiği birbirinden ayırırken aralarında tetiklediği etkileşim sayesinde bu ikisinin aslında halihazırda bölünmüş bir bütün olduğunu zira birbirlerinden bağımsız olarak var olmalarının zaten mümkün olmadığını ortaya koymalıdır. Deleuze bu işleme kısaca ayırıcı-sentez (disjunctive synthesis) adını verir.

İnsanın bilgi ve anlam ürettiği iddiasıyla akıldışılığı ve anlamsızlığı, bir başka deyişle saçmalığı hangi boyutlara vardırabileceğinin limitlerini olmasa da, radikal can-sıkıntısının nelere kadir olabileceğini tespit etmek için okuyucularımızla paylaşmakta en ufak bir sakınca görmediğimiz bu değerli bilgileri de aktardığımıza göre herhalde yazımızı “hakikat bilgi ile bilinmezlik arasındaki yerde zuhur edebilir ancak, ve hakikat hâlihazırda mevcut olan sembolik düzende bir boşluk olarak nitelendirlmekle birlikte, aslında yeni bir sembolik düzenin kurucu öğesi olarak telâkki edilmelidir,” sözleriyle bitirebiliriz artık, ki nitekim bitirdik de zaten işte…

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s