Marx ile Badiou: Sosyalizmin Ölüm İlanına Düşülmesi Gereken Bazı Notlar

pipebaby

Sosyal, tarihi, siyasi ve kültürel bağlamlarda ölüm ilanları vermenin son dönemlerde moda haline gelmesinden kaynaklanmaktadır sosyalizmin öldüğünü iddia edenlerin sayısında gözlemlenen muazzam artış. Biz ise bu ölüm ilanlarına karşı kayıtsız kalmayı insanımızın menfaati icabı uygun bulmadığımız için sosyalist olduğunu iddia eden, mevcut dünya düzeninin bizi hızla ölüme sürüklediği kanaatine varan ve bu durumdan hiç de hoşnut olmayan kişileriz. Yani biz aslında kapitalist mafyozlar daha çok para kazansın diye dünyanın sonunun gelmesinin kaçınılmaz kılınmasını engellemeye teşebbüs eden insanlarız, ki sen de takdir edersin ki mevcut durum son derece nahoş bir durumdur sevgili lanetlenmiş okur.

“Biz”in amacı kolektif bilincin yerleşmesini sağlamak ve yaşamı uzatarak kalitesini arttırmak için sosyalizmin şart olduğunu vurgulamaktır. Burada “biz” dediğim kitle aslında hem Zizek’in, hem de Badiou’nun her vesileyle dile getirdiği gibi henüz ana rahminden çıkmamış olan sosyalizmin kendini yaratmakla uğraşan rahimleridir. Belki de son derece yanlıştır henüz oluşmamış bir şeyin öznelerini “biz” diyerek peşinen genellemem. Ama bazı durumlarda çoğul ekinin faydalı olabileceği ve hem dünyada, hem de yurdumuzda henüz oluşmamış olan böyle sosyalist bir kitlenin oluşumuna katkı koyabileceği kanaatindeyim.

Dünyamızda ve yurdumuzda yeni bir solun oluşumu için gerekli koşulları yaratmak mümkündür. Nitekim pek çok ülkede, özellikle de Latin Amerika ülkelerinde global kapitalizme alternatif yeni sosyalist oluşumlar gittikçe artmaktadır. Ben şahsen özgürlüğün toplumdan kopuk bir şekilde yaşanabileceğine, toplumdan bağımsız küçük bir kitlenin kendi içine kapalı oluşumlar vasıtasıyla sosyalizmi hayata geçirebileceğine inanmıyorum, ki zaten bu bir inanç meselesi değil, tarihin bize göstermiş olduğu bariz bir gerçektir. Bunun ışığında denebilir ki yeni birlik ve bütünlük modellerinin sadece nasıl yaratılabileceği değil, teoride zaten yaratılmış bulunan bu modellerin nasıl hayata geçirilebileceği, bunların hayata geçirilmesi için gerekli koşulların nasıl yaratılabileceğidir mühim olan. Öncelikle düşünülmesi gereken şey mevcut birlik ve bütünlük modellerinin neden işlemediği ve sırtımızı dayadığımız dağlara neden kar yağdığıdır sevgili okur. İç çekişmelerden bir türlü kurtulamayan bir sola sahip olduk ezelden beridir. Bunun en önemli sebebinin ise ortak hedef belirlemedeki beceriksizlik, ve tartışmalar esnasındaki samimiyetsizlik olduğunu düşünüyorum. Yani işte aslında bu güne kadar kimse gerçekten istemedi mevcut düzenin değişmesini. Sol’un bölünmüşlüğü sağın da solun da işine geldi hep; her ne kadar bunun tersini iddia etseler de, ki zaten işte bu sebeptendir ki solculuk bir endüstriye dönüşerek rant sağlama aracı haline geldi. Yani işte görüyorsun sen de, ana rahminden çıkamayan bir şey olarak kaldı sosyalizm.

catrin welz stein - unborn-ideas

Belki de Marx en az Marxist olan kişiydi bu dünyada, zira biliyoruz ki Marx asla kullanmamıştır Marxizm diye bir sözcük. Marxizm, Marx’ı yorumlayanların icadıdır. Doğru yorum diye bir şey olmadığını akılda tutarsak ise bütün Marxizm’ler aslında Marx’ın yazdıklarının çarpıtılmış birer versiyonudurlar diyebiliriz, ki nitekim işte dedik de zaten. Tabii bu demek değildir ki Marx’ın kitapları kutsal ve dokunulmazdır, bilâkis herkes alıp bu kitapları ülke koşullarının gereklerine göre yorumlamalı, zamanın getirdiklerine göre değiştirmeli, bozmalı, yeniden yapmalı, yeniden bozmalı, gerekirse radikalleştirmelidir.

Mutlak anlam diye bir şey olmadığını hemen hemen her yazımda vurguluyorum zaten ve buna mutlak anlamın ideolojik, yani gerçek hayatta olmayan doğaüstü bir şey olduğunu da eklemeden edemiyorum hiç. Yeni bir sosyalizm yaratılacaksa bu elbette ki eski sol modellerin mezarı ve eski ortodoks-Marxizm’lerin enkazı üzerine kurulacaktır. Çünkü global kapitalizm bu eski modelleri çoktan asimile edip kendi parçası kılmıştır. Yani düşman sanıldığından da kurnaz ve/fakat gene sanıldığından da acizdir tamamen dışında oluşabilecek bir kuvvet karşısında.

Sosyalizm aslında ölmedi, sosyalizm daha ana rahminden çıkamadan deformasyona uğradı ve sosyalist olduğunu iddia edenler sosyalizmin kapitalist kollar arasında şekil ve şemal değiştirmesine katkı koymaktan başka bir şey yapmadı. Tıpkı Badiou’nun bir röportajında dediği gibidir yani hadise, “eğer ölen bir şey varsa bu sosyalizm değil, sosyalizmin yokluğudur.” Yani Badiou’nun Marxizm’in asla sosyalizme dönüşmediği tespitinden hareketle şunu söylüyorum burada: Marxizm bir ideoloji değil, materyalist bir değişim ve doğa felsefesidir. Marx’ın kendisi bunu daha Demokritos ve Epikuros’un Doğa Felsefeleri Arasındaki Fark adlı doktora tezinde Aeschylus’un Zincire Bağlı Prometheus eserinde Prometheus’un tanrıların uşağı Hermes’e söylediklerini alıntılayarak dile getirmiştir çok net ve kesin şekilde. Bakın ne diyor Berlin’in 1841 Martında kedilerin orgazmik çığlıkları arasında doktora tezini bitirmeye çalışan genç Marx:

Felsefe, kendisinin görünüşte sarsılmış medeni durumuna sevinen o zavallı mart kedilerine ise, yine, Prometheus’un tanrıların uşağı Hermes’e verdiği karşılığı vermektedir: “Şunu bil ki şu kötü kaderimi, Senin köleliğine değişmem bu dünyada. Zeus’a sadık uşak olmaktansa, Şu kayanın kulu olmak yeğdir bana.” (1)

Marx’ın Alman İdeolojisi adlı kitabı ise bu düşüncesinin kariyeri ilerledikçe güç kazandığının en önemli kanıtıdır; orada ideoloji kavramı masaya yatırılıp doğranmış ve parçaları yem diye sömürgenlere fırlatılmıştır. Pek çoğu bu yemleri bir sokumda yutup Marxizm’i bir ideoloji olarak dışkılamakla kalmamış, hemen akabinde de bu dışkıları kapitalizmin çölünde gübre olarak kullanmak suretiyle dünyanın bir kısmını Las Vegas’laştırırken öteki kısmını da istila etmek ve kötü kalpli karanlık kuvvetlere peşkeş çekmek için silah endüstrisinde çalışacak işçilere yedirerek gücüne güç katmıştır. Bu durumda şunu söylemeden edemiyorum sevgili okur: Ölen ölü kalsın, ölmeyenler ölü taklidi yapmaktan vazgeçsin, zira kitlenin taptığı tanrıları onaylamak, kitleye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Not: Karl Marx aslında sanıldığı kadar dogmatik bir düşünür değildi. Kendisi daha üniversitedeyken din ve ideoloji eleştirilerine başlamış, Hegel’ci diyalektiği benimsemiş, ve materyalist bir çizgide radikal dönüşümün mümkün kılınması için yazılması ve yapılması gerekenler üzerine kafa yormuştur. Orta-sınıf bir ailenin oğlu olan Marx kafası son derece karışık bir insandı önceleri ama sonra düşüncelerini yerli yerine oturtarak yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri oldu. Üniversite yıllarında kendini içkiye vermiş ve aşk şiirleri yazarak teselli bulmaya çalışmıştı Marx. Gittiği hemen hemen her ülkeden sürgün edilerek gezgin bir serseri portresi çizmek durumunda kalmıştı uzun bir süre, ve/fakat sonra Paris’te zengin bir işadamının oğlu olan Engels’le tanıştı. Marx Paris’te de tutunamayınca Engels’le birlikte Londra’ya giderek dünyaya bunalımlarının damgasını vurdular. Çok sevdiği karısının Marx’a “Kapital’i yazacağına o masadan kalk da biraz kapital yapmaya bak,” dediği söylenir.

Atıf Nesnesi

(1) Karl Heinrich Marx, The Difference Between the Democritean and Epicurean Philosophy of Nature, Thesis for the Degree of Doctor of Philosophy, Collected Works of Marx and Engels (Moscow and London: Progress Publishers, 1975), 29-30

One thought on “Marx ile Badiou: Sosyalizmin Ölüm İlanına Düşülmesi Gereken Bazı Notlar

  1. o özne bi ara ana rahminden cikti aslinda, sonra geri döndü, bi sürü hayal kirikligi, kirginlik, güven yitimi, sucluluk dolayisiyla bi daha gelir mi bilmiyorum…. – kacakkova

    o özne gelmez artık, ki gelmesin de zaten… lakin o özne bu özne değildi sanırım… o sadece erken doğuma maruz kalmış bir özne bozuntusuydu… yani başarısız kalmaya mahkum bir denemeydi, ki nitekim öyle de kaldı zaten… sanırım badiou ve zizek’in, benjamin’in tarih üzerine tezler’inden esinlenerek bel bağladığı bu yeni sosyalist özne beckett’in şu sözünden ilham almakta: “hep denedin, hep yenildin… gene dene, gene yenil… daha iyi yenil…” – Lawgiverz

    badio’dan emin degilim ama zizek’in benjaminci tarih anlayisindan esinlendiginden süpheliyim, orda burda ilerlemeci solculuga yaptigi atiflardan dolayi…benjamin’de devrim malum tarihi durdurmayi tasarliyor asil olarak….ama yine de zizek sakaci bi kisi oldugu icin tam emin degilim, yazilarinin bütününden baska bir yönde de gidilebiliyordur….senin yazinin sevdigim bi tarafi da dogmamis özneye don bicmemek gerektigini düsündürmesi oldu bana…-kacakkova

    elbette ki bu benim yorumum; badiou’nun benjamin üzerine yazılmış bir yazısına henüz rastlamadım… yani belki de badiou’nun kendisine sorsak, ne benjamin’i, falan diyecek… ama benim badiou’nun “varlık ve olay” felsefesinden anladığım budur… zizek’e gelince, geçen hafta bbc hard talk programında söylediklerinden sonra kendisinin benjamin’ci olduğundan kesinlikle eminim artık… üç yıl önce kitaplarından birinde benjamin’i yerden yere vurduğunu okuyunca şok olmuştum, çünkü zizek benim gözümde benjamin’i günümüze uyarlayan bir düşünürdü… ama iki yıl önce “violence” (şiddet) adlı kitabını okudum ve kendisini son derece benjamin’ci gördüm… söz konusu kitapta zizek şiddetin bazı durumlarda gerekli ve faydalı olabileceğini savunuyor, ki zaten kitabın kapağında da kolluk kuvvetlerine taş atan eylemci bir genç vardır… şiddet kitabında zizek benjamin’in “şiddet üzerine” ve “tarih üzerine tezler” makalelerinde ne denli doğru noktalara temas ettiğini dile getirir ve benjamin’in döngüsel tarih anlayışının devrimci düşünceye katkılarından hayranlıkla bahseder… benim bu benzetmeyi yapmamın sebebi zizek’in son dönemlerde hem deleuze’e, hem de benjamin’e yaklaşmış olduğunu düşünmemdir… zizek deleuze’ü de yerden yere vurmuştu “bedensiz organlar” kitabında… ama bugün “first time as tragedy, second time as farce” kitabında görüyoruz ki deleuze’e de hak veriyor zizek… çünkü tıpkı benjamin gibi deleuze de yeninin ortaya çıkışı için çizgisel tarih anlayışının terk edilip, difference and repetition (fark ve tekrar) kitabında ortaya attığı döngüsel tarih anlayışının benimsenmesi gerektiğini savunuyordu… belki de bunları da eklemeliyim yazıya, veya belki de bu konuları da ele alan bir başka yazı yazmalıyım… – Lawgiverz

    ayip olmaz ise, yeni bi yazi daha bi makbule gecer tabii, ben su benjaminci tarih tezlerinin icinde kivranip duruyorum, deleuze, badio ve zizek üzerinden (ya da ücgeninden, ama ne ücgen) oraya bi isik düser önüm acilir belki….hayir dualarim simdiden hazirdir…. – kacakkova

    biliyorum; benjamin’in tarih üzerine tezler’inden bahseden bir yazını okumuştum… yeni yazıya gelince, burada yazılanları derleyip toparlasak ve konuyu biraz daha açsak yeni bir yazı çıktı bile… tezi türkçe’ye çevirecek kudret olsa hepsi orada yazılmış zaten… her neyse, bir-iki haftaya gelir herhalde badiou, zizek, benjamin üçgeninde dört dönen bir yazı… – Lawgiverz

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s