Sağı Solu Belli Olmayan Siyasi Bir Hayvan Olarak Kıbrıslı Türk

Yurdumuz ve insanımız için son derece önemli olaylar maalesef benim gözümde zerre kadar kıymet ihtiva etmiyordu uzun bir süreden beridir. Bu yüzden de uzun bir süreden beridir toplumsal mevzular üzerine yazı yazmaktan son derece aciz bir seyir izliyordu varlığım, ki belirli bir ırkın varlığına armağan olmasına şiddetle karşıyım. Pek çok okur-yazar tarafından rahatlıkla kişilik bozukluğu olarak nitelendirilebilecek bu durum ise en nihayet son buldu ve a-sosyal bir varlık olmaktan kurtulup anti-sosyal bir sosyalliğe doğru yeniden yelken açmayı başardım. Çoğu yalan haberlerle dolu gazeteleri her okuduğumda içim sıkılmakta, televizyonda haberleri izlediğimde ise son derece derin bir buhranın pençesine düşmekteyim son iki haftadır.Sanırım bu artık toplumsal ve siyasi konulara eskisi kadar duyarsız olmayışımın bir göstergesi…

Konuya açıklık getirecek olursam diyebilirim ki hem iktidarı, hem medyayı, hem de kitleyi eleştiren yazılar yazacağım bir süre. Zira iktidarın eleştirisinin kitlenin eleştirisi olmaksızın bir anlam ifade etmeye muktedir olamayacağı kanaatindeyim.

Artık hepimizin bildiği gibi Ülkücü Türk Milliyetçileri’nden sonra Müslüman Aşırı Dinciler de atağa kalktı. Benimse içimden cinnet geçirmek geliyor aslında, ama geçirmeyeceğim inadına. Hangi gerekçeyle olursa olsun yurdumuzda son dönemlerde yeniden tırmanışa geçen faşist-şövenist-şeriatçı eylem ve söylemlerin baltalanması yeni bir başlangıç için iyi bir gerekçe olabilir diye düşünüyorum zira.

Yurdumuzun içinde bulunduğu durum o derece kaygı verici boyutlara ulaştı ki sanırız bu noktadan sonra artık sağ duyu denilen illetin güdümündeki akıllar yoluyla düzlüğe çıkmak bir hayal olmuştur. Lakin bu durum söz konusu düzlüğe çıkış için izlenmesi gereken hiçbir yol yoktur manasını taşımamalıdır, ki nitekim taşımıyor da zaten. Zira sağ duyunun güdümündeki egemen aklın bizi getirdiği noktanın ötesine geçebilmek için egemen akıl tarafından akıl-dışı diye tabir edilmesi kuvvetle muhtemel  daha başka akıllar da mevcuttur. Yurdumuz çarpık zihniyet bakımından oldukça zengin doğal kaynaklara sahip olduğu için kendini şanslı saymalıdır. Olayın özünün dışına çıkmakta ise fayda vardır. 

***

Her neyse, lafı fazla uzatmadan konuya girecek olursam diyebilirim ki UBP ile CTP’nin söylem düzeyindeki farkını göz önünde bulundurduğumuzda seçimden sonra siyasi yaşamımızda radikal bir kopuş yaşanmış olması gerektiğini düşünebiliriz. Ne var ki görüyoruz ki durum hiç de öyle değil. Bilakis her şey olduğu gibi devam ediyor, yani biri sağcı, öteki ise solcu olduğunu iddia eden bu iki partinin hükümet dediğimiz konumu ele geçirmesi zerre kadar değişime sebebiyet vermemiş. Bunun sebebi ise UBP’nin hiçbir şey yapmaması ve bu yüzden de tamamen aynı kalması, CTP’nin ise emekçileri bir kenara itip sermayeyle iş birliğine gitmesi, ve/yani söylemleriyle çelişki içerisindeki bir yönde değişmesidir, ki bana kalırsa CTP Özker Özgür’ü partiden attığı gün bitmiştir. Lakin akılda tutulmalıdır ki bu adada sermaye gece kulüpleri (pavyon, gabare, kerhane) ve kumarhanelerden ibarettir. Bu ikiliye eğlence sektöründen farklı bir kategori olan üniversite endüstrisini de ekleyebiliriz.

Bir tarafta köktenci Müslümanlar’ın tasvip etmediği üç sektör (bilim yuvası üniversiteler, fuhuş yuvası gece kulüpleri, ve kumar yuvası kumarhaneler), diğer yanda ise Kur’an Kursları, hem de Arapça… Bizler bu düzene kısaca K.K.T.C. diyoruz. 1983 yılında büyük bir coşkuyla kurduğumuz bu “cumhuriyet” bugün felç olmuş vaziyette. Gümrük kapılarındaki grevden dolayı limanlar ve havaalanı sorma gir hanı, sağlık sektöründeki grev yüzünden hastaneler mezbaha, yataklar ölüm döşeği, pek yakında başlayacak olan öğretmen grevleri ve Kur’an kursları yüzünden okullar cehalet yuvası…

Sanki Türk ve Müslüman değilmişiz gibi bizi önce zorla Türkleştirmeye çalıştılar, şimdi ise zorla Müslümanlaştırmaya çalışıyorlar. Biri anıt dikerken, öteki de minare dikiyor, biz ise falluslar arasında birbirimizi yiyoruz.

Bu noktada sanırım ünlü Fransız düşünürü Pascal’ın sözünü hatırlamakta fayda vardır: “Mühim olan Tanrı’nın var olup olmadığından ziyade, varlığının veya yokluğunun ne işe yaradığıdır.” Bu sözle Pascal’ın demek istediği şudur: Tanrı’ya inancın kişinin ihtiyaçları doğrultusunda gelişen veya gerileyen bir şey olduğu ve eğer kişi Tanrı’ya inanmakla daha mutlu bir yaşam sürecekse Tanrı’ya inanmalı, Tanrı’ya inanmamakla daha mutlu bir yaşam sürecekse inanmamalıdır. Pascal’ın ezber bozan bu yaklaşımı karşısında Kuran’ın Arapça olarak ezberlenmesi gerektiğini savunan dincilerin ne kadar aciz bir duruma düştüğünü ise bilmiyorum söylemeye gerek var mı. Benim önerim Kuran kursu ve zorunlu din eğitimi yerine, tüm dinleri kapsayan ve dine felsefi bir yaklaşım getiren seçmeli bir din dersinin müfredata alınmasıdır. Böylelikle gençlerimiz liseyi bitirdikleri zaman kendileri için en uygun dini seçebilecek yetkinliğe erişebilecekler veya hiçbir dine mensup olmamayı seçerek kendi inanç sistemlerini geliştirebileceklerdir.  

***

Ne yazık ki belleksiz bir toplumuz. Herkes “geçmişi unutmamalıyız” diye feryat ettiği halde tarihimizi hatırlamaktan aciziz. İyimser bir saptama yapacak olursak Kıbrıs Tarihi’nin 1955’ten öncesini hatırlamıyoruz. Nereden geldiğimizi bilmediğimiz için de nereye gideceğimizi kestiremiyoruz.

Mesela Kıbrıs sorununu 1963’te başlamış bir sorun olurak görüyor ve kimliğimizi Rum düşmanlığı üzerine inşa etmeye çalışıyoruz. Nereden geldiğimizi bilmediğimiz için de nereye gideceğimizi kestiremiyoruz.Örneğin Venedikliler döneminde ve hatta öncesinde bu adada neler olmaktaydı? Daha sonra, 1571′de Osmanlı adayı fethettiğinde tam olarak neler yaşandı? Kültürümüz bu dönemlerde ne gibi değişimlerden geçti? Biz neydik, ne olduk, ve ne olacağız?

Bu noktada sağ-sol ayrımı yapmanın da anlamsız olacağını düşünüyorum, zira tıpkı sağımız gibi, solumuzun da siyasi kimliğini Rum’la ilişkiye endekslediğini düşünüyorum. Yani sağımız Rum korkusu üzerinden siyaset yaparken, solumuz da Rum korkusundan korku üzerinden siyaset yapıyor. Dünyanın geri kalanı ise bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Bir taraf barış olmasından korkarken, öteki taraf da barış olmamasından korkuyor.

Bir tarafımız savaş taciri, diğer tarafımız barış taciri…

Nefretle sevgi arasında gidip geliyoruz işte; lakin nefretimizin de içi boş, sevgimizin de…

Kısacası sağı solu belli olmayan sığ birer siyasi hayvan formunda sürdürüyoruz yaşamlarımızı. Daha fazla söze gerek var mı bilmiyorum ama benim barıştan korkanlarla, barış korkusundan korkanlar arasındaki bir düellonun şakşakçısı olmaya hiç niyetim yok. Çünkü barizdir ki bu iki grubun da asıl korktuğu şey adalet ve eşitliktir.

***

İnsanın içinden “Kıbrıs’ın tarihi bir işgaller tarihidir,” demek geçiyor. Her işgalci bir öncekinin tüm siyasi-kültürel-toplumsal varlığını yok ederek kendi varlığını adaya yaymak arzusunu taşıdığı içinse adanın yerli halkı zaman içerisinde radikal bir aşınmaya maruz kalmaktan kurtulamıyor. Bugün yaşadığımz sorunların temelinde yatan da işte bu olmayan bir şey olarak var olmaya çalışmak dürtüsüdür diye düşünüyorum. Dikkat ederseniz arzusu demek yerinde dürtüsü demeyi seçtim, zira bence arzulamak bilinçli bir eylemken, dürtüsel etkinlikler bilinçten yoksundur. Zaten işte bu yüzden yazının başlığında da Kıbrıslı Türk siyasi bir hayvan olarak tanımlanmıştır. Çünkü hayvanlar dürtüleriyle hareket ederken, insanlar düşünmek suretiyle bilinçli seçimler yaparak hareket ederler. Bilinçten ve düşünceden yoksun bir siyasetin yurdumuzu getirdiği nokta ise ortadadır.

Sağın ve solun iç içe geçtiği böyle bir nokta karşısında yazımı “biz hakikaten de küçük Türkiye’yiz” şeklinde son derece klişe bir sözle bitirmemden daha doğal bir şey olamaz herhalde. Zira bana öyle geliyor ki söz konusu sözü daha sonra yeniden ele alınıp alınmayacağı meçhul bir şekilde ortaya atmak gelinen noktada gayet vaciptir.

(c) Cengiz Erdem, 2009.

One thought on “Sağı Solu Belli Olmayan Siyasi Bir Hayvan Olarak Kıbrıslı Türk

  1. Sevgili Cengiz, yazılarını kahkahalar atarak okuyorum… ki buna kahkaha atmak bile denmez artık sanı-yorum…

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s