Paranoya ve Politika

Korkunç canavaraların istilâsı altındaki paranoyak dünyaya has en ayırdedici özelliklerden biri de iç düşmanların dışa yansıtılarak benliğin sürekli tehdit altında olduğu saplantısıdır. Ne yazık ki politikacıların büyük bir kısmı genellikle paranoyayı bir yaşam biçimi haline getirme ve bu yaşam biçimini kitleye empoze etme eğilimindedir.

Paranoyak şahsiyet korkunç canavarlar tarafından istila edilmiş olsa da kendi iç dünyasını çok daha korkunç olduğunu düşündüğü gerçek dünyaya tercih eder ve kendisini işte bu iç dünyasına hapsederek dış dünyaya karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasının kölesi olur. Yani iç dünyasında olup bitenleri dış dünyada oluyormuş gibi görür ve dolayısıyla da saldırganlaşır. İşin aslını fark ederse şiddeti kendisine yöneltir ve Hitler gibi intihar eder. Paranoyak şahsiyet kendisini o kadar örselenmiş ve kırılgan hisseder ki kendi yarattığı ve normal bir insanın en korkunç kabuslarından bile daha korkunç olan bir iç dünyada acıya, eleme, ızdıraba mahkum bir yaşam sürdürür. İşte bu nedenledir ki ötekilerin mutluluğunu hasetle kıskanır ve şiddete yönelir. Ötekileri acıya mıhlamak suretiyle kendi rezil ve iğrenç dünyasından kaçabileceğini sanır. Ne var ki bu boş bir çabadır, ve neticede pranoyak insan kendi dışkısında boğulur ölür.

Paranoyak bir insan düşünelim, mesela adı Zihni olsun. Zihni haftada bir ruh doktoruna gidiyor olsun. Terapi senaslarını izleyen bir haftalık ayrılık sürecinde Zihni terapi seansı esnasında ruh doktoruyla yaptığı konuşmaların sürdüğünü düşünüyor olmakla kalmasın, aynı zamanda ertesi haftaki seansta konuşmayı kendi aklında bir hafta boyunca sürdürüp bi rsonraki seansta ruh doktoruyla konuşmaya kendi aklında kaldığı yerden devam ediyor olsun. Ruh doktoru önceleri Zihni’nin neden bahsettiğini anlamakta güçlük çeksin. Kendisini böyle bir durumda bulan ruh doktoru ne zaman ki Zihni’nin içsel diyaloğunu, yani aslında monoloğunu dışa yansıttığını idrak eder, işte o zaman Zihni’ye nasıl yaklaşıp ona içsel diyaloglarının gerçekdışılığını nasıl anlatması gerektiğini de keşfeder. Ruh doktoru Zihni’nin aklından geçeneleri hayal etmek durumdadır, ki bu da onu Zihni karşısında Zihni’ninkine benzer bir konuma yerleştirir. Aslında Zihni’nin sorunu ruh doktorunun sorunundan pek de farklı değildir ki bu ortak sorun şudur sevgili okur: Zihni ve ruh doktoru diyaloğu sürdürüp hayatta kalabilmek için karşılarındakinin düşüncelerini ve fantazilerini hayal etmek durumundadırlar. Zihni ve ruh doktoru kendi gerçekliklerini karşılarındakinin gerçekliğinden ayırmak zorunda olduklarını idrak etmeleri gerektiğini anladıkları zaman tedavi süreci yarı yarıya tamamlanmış sayılır. Bu sürecin tam başarıyla sonuçlandırılması içinse “ben” ve “öteki” arasındaki düşmanlığın yerini bir boşluğun alması gerekir, ki bu boşluk aynı zamanda onların birbirlerine olan saygı ve sevgilerinin ortaya çıkması için gereken bir koşuldur.

Paranoyak dünyada iç ve dış dünya arasındaki boşluk ortadan kalkmakla kalmamış, araya düşmanlık girmiştir. Paranoyak düşünce dış dünyada gerçekleşen her şeyi kendi kendisini besleyecek şekilde yorumlar. Dış dünyada ne olursa olsun paranoyak zihniyet bunu kendi düş aleminin küçük penceresinden görüp indirgemeci(Hitler), volontarist(Mao), ve hatta determinist(Stalin) tavırlar takınır düşman bellediği dış gerçekliğe karşı. (Ama belirtmeliyim ki bu üçü aslında birbirleriyle içiçedir ve her biri ötekileri de bünyesinde barındırır, üçünün de kökeninde paranoya vardır.)Paranoyak şahsiyet kafasında yarattığı sanal gerçekliği sürekli canlı tutmak için ne sebepsiz şiddetten kaçınır ne de kendi gerçekliğini zorla ötekilere empoze etmekten. Paranoyak dünyanın çöküşü nefret edilen şeyin aslında dışsal değil içsel olduğunun keşfini hem beraberinde getirir hem de bu keşfin neticesidir. Irkçı, faşist, ve totaliter düşünce sistemleri bu duruma en güzel örneği teşkil ederler.

Theodor Adorno Freud’cu Teori ve Faşist Propagandanın İzleği adlı makalesinde bu konuya değiniyor. Adorno’ya göre faşist şahsiyet ve yandaşları aslında Yahudi’nin şeytan olduğuna yürekten inanmazlar. Onların ideolojisi sadece kafalarında yarattıkları paranoyak gerçekliği diri tutmak için kendi şeytanlıklarını Yahudi’nin üzerine yansıtmaktan ibarettir.

Faşist toplulukları bu kadar acımasız ve yaklaşılmaz kılan belki de kendi gerçekliklerinin kurmaca olduğundan duydukları şüphedir. Éğer bir an durup düşünecek olsalar,” diyor Adorno, “tüm performans yerle bir olacak, kendi ideolojileri üzerlerine çökecek, ve panik halinde kendi kendilerine saldıracaklardır.[4]

Demek ki paranoyak zihniyet yapısı gereği akılcı düşünceyi dışlamak zorundadır varlığını sürdürebilmek için. Paranoyak, akılcı düşüncenin yerine kendi fantazilerini yerleştirir. Bunu 11 Eylül sonrası psikopatlaşan Batı’nın siyasi liderlerinin söylemlerinde de gözlemleyebiliriz. Özellikle Bush ve yandaşları hemen hemen her konuşmalarında kendileri ve ötekiler arasına barışın sağlanması için değil, savaşın ve şiddetin muhafazasına yönelik kesin çizgiler çekmekte, barikatlar kurmakta, adaları içinde işkencenin rutin hale geldiği hapishanelere dönüştürmekte, sağa sola duvarlar inşa etmektedirler. Demektedirler ki “Biz adaletin savunucularıyız, dolayısıyla iyiyiz. Onlar bize karşı, dolayısıyla onlar kötü.” Oysa artık bilmeyen kalmadı Bush rejiminin en az köktendinci teröristler kadar saldırgan ve düşüncesiz, yani psikopat olabileceğini ve ötekini yok edip kendi canına can katmak için kendi insanı dahil tüm dünya insanlarını tehlikeye atıp şeytanın merhametinden medet ummayı marifet bellediğini…

Sözlük

Paranoya: Yunanca’dan gelir ve özünde aklını yitirmiş olmak, kendi dışında olmak, ne yaptığını bilmemek anlamına falan gelir.

Politika: Gene Yunan kökenli bir sözcüktür, kent anlamını taşıyan Polis’ten gelir. Kelimenin Polemos’la alakalı olduğuve özünde çatışma, bölünme, hatta savaş anlamını taşıdığı söylenir. Bir diğer anlamı da “çok yüzlülük”tür.

Volontarizm: Gerçeği zorla değiştirme çabası.

Determinizm: İç gerçekliği dıştan belirleme, dış gerçekliği iç gerçeklikmiş gibi görme ve gösterme çabası.

İndirgemecilik (Reductionism): Kendi dışındaki gerçekliği şeytan ilan etme, kendini melek ilan etme saplantısı. Hayatı mekanistik bir dualizme indirgeme ve bu suretle yaşamı olanaklarını kıstlayıp çoğulculuğu katletme eğilimidir.

DipNotBu yazı artık hepimizin bildiği bariz gerçekleri dile getiriyor, pek de öyle yeni bir şey söylemiyor olabilir. Ve/fakat bu, onun gereksiz bir yazı olduğu anlamına gelmez. Gereği psikanalitik söylemi siyasete uygulamasından, literatürümüze yeni terimler katmasından, özellikle de totaliter ve faşist zihniyetlerin iç dinamiklerini anlamakta ve eleştirmekte psikanailzin nasıl kullanılabileceğini göstermesinden ileri gelir. Emsâl teşkil etsin diye yazılmıştır sevgili okur…

(c) cengizerdem, afrikagazetesi, 2007.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s