Fareler ve İnsanlar*

“Amsterdam’da fare paniği… Küresel ısınmayla birlikte ekolojik dengenin bozulması karşısında fareler şehirlere akın ediyor. Amsterdam farelerin istilâsı altında… Turistler şaşkın, halk isyankâr…”

Bunlar bazı yerel gazete ve dergilerden derlediğim manşetlerdir. Görüyorsun ki kimisi bir korku filmine çevirirken fare hadisesini, bir diğeri olayı global bazda ele almış. Ötekiyse turizme zararları bağlamında değerlendirmiş konuyu. Neticede herkes kafasına göre bir yerlere bağlamış mevzuyu.Zamansa akıp gidiyor, havalar son derece dengesiz… Sen sinekten şikayet et ben fareden, bahçelerde ısırgan…

Evimdeki farenin varlığına alışmaya çalışıyor ve/fakat muvaffak olamıyorum. Farenin ben yemek yaparken veya yerken ayağımın içinde dolanması inan sinirime dokunuyor. Bir gün yanlışlıkla üzerine basmaktan korkuyorum bu farenin. Manzara karşısında üç gün bir şey yememe kararı alırdım herhalde.

Evdeki kimse fare konusunda bir şey yapmıyor. Aslında herkes rahatsız ama kimse ne yapılması gerektiğini bilmiyor. Hayatında vahşi doğayla muhatap olmamış ki adamı olsun kadını olsun. Farenin ortadan kalkmasını istiyor ama öldürmek fiilini başkasına havale ediyor hep. “Evet,” diyor, “istemiyorum bu fareyi, yok edin onu!”Bir şey yapmamakla da kalmıyor evdeki kimse, yemekleri ortada bırakıp farenin cennete düştüğü yanılsamasının hakimiyeti altına girmesine sebep oluyor herkes. Ama ben var oldukça bu ev cennet değil cehennem olacaktır söz konusu fareye!

İşte görüyorsun sen de, belediye fare sorununu bile çözememiş Amsterdam’da. Bu yüzden de pek çok evde arbede yaşanıyormuş ev arkadaşları arasında. Bu vesileyle de sosyal refahtan sorumlu devlet bakanı belediye başkanına mesaj gönderip fare sorunun çözümü için işbirliğine hazır olduklarını söylemiş. Bu arada fare olayını protesto etmek için bir grup kavalcı kavallarını alıp küçük liman yanındaki merkez köprünün üstünde sanatlarını icra etmek suretiyle resital vermişler. Maksatları burasının fareli köy, kendilerinin de bu köyün kavalcıları olduğunu âleni kılmakmış âlemin nezdinde.

Neyse ki ev arkadaşlarımla fare zehirinin tek çözüm olduğu konusunda mutabakata vardık. Derhal en ucuzundan fare zehiri alıp bu nüsûbet fareye zorla yedireceğiz. Birimiz burnunu sıkarken ötekimiz de zehirleri tıkacak ağzına. Bu fare yüzünden çok masraf ettik çok. Ama artık yeter! Bundan böyle yemeklerimiz otuz saniye açıkta kaldı diye acaba fare mıncıkladı mı şimdi bunu şeklinde endişelere kapılmak yok!

Fare başarıyla imha edilir. Bir cana daha kıyılmış olur böylelikle. Peki ama yazık değil miydi bu fareye? O bizim faremizse biz de onun insanları değil miydik? Yemek artıklarını paylaşamaz mıydık kendisiyle? Bizler bu kadar kötü yürekli insanlar mıydık ki tutturmuştuk ille de bu fareyi öldürelim diye? Sanırım öyleydik. Lânet olsundu böyle doğanın kanununa!

Doğanın kanununa lânet okumak bir anlam ifade etmiyor ne yazık ki. Etseydi keşke, lâkin etmiyor, zira doğanın kanununun insan eliyle bozulmuş halidir burada söz konusu olan. Şaka gibi görünse de yerindedir, doğru gibi durmasa da mânidardır yazımın başında iktibas ettiğim o manşetler. Görüyorsun ki dünyada olmaması gereken şeyler olursa fareler olmamaları gereken yerlerde olur ve insanlar yapmamaları gereken şeyler yapar sevgili okur.

*John Steinbeck’in anlamlı romanı…

(c) cengizerdem, fmhs, 2008.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s