<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Senselogi© &#187; Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil</title>
	<atom:link href="http://cengizerdem.wordpress.com/category/yeni-kitap-kitab-i-nihil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://cengizerdem.wordpress.com</link>
	<description>Cengiz Erdem</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Apr 2013 09:12:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='cengizerdem.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/9ff1a1403fb9e99fd687427cb40cd206?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>Senselogi© &#187; Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://cengizerdem.wordpress.com/osd.xml" title="Senselogi©" />
	<atom:link rel='hub' href='http://cengizerdem.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Transendental Materyalizm, Diyalektik ve Plastisite (Johnston, Zizek, Malabou)</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2012/08/05/transendental-materyalizm-diyalektik-ve-plastisite-johnston-zizek-malabou/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2012/08/05/transendental-materyalizm-diyalektik-ve-plastisite-johnston-zizek-malabou/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Aug 2012 12:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Derrida]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[The Life Death Drives]]></category>
		<category><![CDATA[transcendental materialism]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Zizek]]></category>
		<category><![CDATA[Adrian Johnston]]></category>
		<category><![CDATA[Alain Badiou]]></category>
		<category><![CDATA[Catherine Malabou]]></category>
		<category><![CDATA[Cognitive neuroscience]]></category>
		<category><![CDATA[Georg Wilhelm Friedrich Hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Jacques Lacan]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Neuroplasticity]]></category>
		<category><![CDATA[ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[philosophy]]></category>
		<category><![CDATA[psychoanalysis]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Slavoj Žižek]]></category>
		<category><![CDATA[transendendal materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Zagreb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=3724</guid>
		<description><![CDATA[Adrian Johnston 2010 yılında Real Objects/Material Subjects adlı felsefi etkinlikte yaptığı Naturalism or Anti-naturalism? No thanks, both are worse: Science, Materialism and Slavoj Zizek adlı konuşmada Zizek’in ontolojisini neden Transendental Materyalizm diye adlandırdığını net bir şekilde ortaya koyar. Johnston’a göre özelde<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3724&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/08/personal-data1.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-3738" title="personal data" alt="" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/08/personal-data1.gif?w=710"   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Adrian Johnston 2010 yılında <a href="http://michaeloneillburns.wordpress.com/2010/05/25/real-objectsmaterial-subjects-audio/" target="_blank"><em>Real Objects/Material Subjects</em></a> adlı felsefi etkinlikte yaptığı <a href="http://michaeloneillburns.files.wordpress.com/2010/05/adrian-johnston-audio.mp3" target="_blank"><em>Naturalism or Anti-naturalism? No thanks, both are worse: Science, Materialism and Slavoj Zizek</em> </a>adlı konuşmada Zizek’in ontolojisini neden <em>Transendental Materyalizm </em>diye adlandırdığını net bir şekilde ortaya koyar. Johnston’a göre özelde Zizek’in, genel olarak ise transendental materyalizmin amacı <em>cogito</em> gibi bir öznelliğin olumsuzlayıcılığının/olumsuzluğununmaddi varlıktan nasıl doğduğunu açıklığa kavuşturmaktır. Genel olarak bakıldığında Zizek’in projesinin bizi çevreleyen dünya ile aramızdaki ilişkiyi felsefi ve psikanalitik bağlamlarda incelemek ve dönüştürücü öznenin oluşum sürecini gözler önüne sermek olduğu söylenebilir. Zira görüyoruz ki Zizek, <a class="zem_slink" title="Georg Wilhelm Friedrich Hegel" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Georg_Wilhelm_Friedrich_Hegel" target="_blank" rel="wikipedia">Hegel</a>’ci felsefeyi ve Lacan’cı psikanalizi güncel siyasi ve kültürel olaylarla ilişkilendirmek suretiyle öznenin bizzat kendisi olan boşluğun meselâ popüler sinema ürünleri aracılığıyla nasıl kodlandığını ve gerek bilinçdışının gerekse de bilincinsisteme itaat edecek şekilde nasıl oluşturulduğunu açıklığa kavuşturmaktadır. Son kitabı <em>Hiçten Cüzi</em>’de veya bilemediniz <em>Yoktan Az</em>’da <em>(Less Than Nothing)</em>Foucault ve <a class="zem_slink" title="Gilles Deleuze" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilles_Deleuze" target="_blank" rel="wikipedia">Deleuze</a>’e biraz olsun yaklaştığı, daha doğrusu bu ikisine karşı eskisi kadar sıfırla çarpan bir tavır takınmadığı  gözlemlenen Zizek,aynı kitapta takip edilmesi gereken doğru yolun Johnston’un transendental materyalizmi olduğunu açıkça ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;"><a class="zem_slink" title="Jacques Lacan" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jacques_Lacan" target="_blank" rel="wikipedia">Jacques Lacan</a>’ın “fanteziyi katetmek” (traversing the fantasy) ve “Büyük Öteki yoktur” (the Big Other doesn’t exist) şiarlarının birbirlerini tamamlayıcı olduğunu ve fanteziyi katetmenin büyük ötekinin olmadığını idrak etmeyi hem gerektirdiğini, hem de bu sürecin neticesi olduğunu artık hepimiz biliyoruz.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">Ve Lacan da, tıpkı <a class="zem_slink" title="Alain Badiou" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Alain_Badiou" target="_blank" rel="wikipedia">Badiou</a> gibi, Hristiyan-Kirekegaardçı görüşe yönelir: İlk izlenimlerin yol açtığı yanlış yönlendirmelerine karşın, psikanalitik tedavinin yolu, temel olarak, hatırlamadan, bastırılmış içsel hakikate geri dönmeden ve onu gün yüzüne çıkarmadan geçmez; psikanalizin o hayati ‘fanteziyi katetme’ anı, öznenin simgesel yeniden-doğuşunu, yoktan yeniden yaradılışını, ölüm dürtüsünün sıfır noktasından geçerek varlığının o bütünüyle yeni simgesel kurgulanımına atlayışını imler.<a title="" href="#_edn1">[1]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;"><em>Zizek’in Ontolojisi: Transendental Materyalist Bir Özne Teorisi </em>adlı kitabında Johnston, fanteziyi katetmekle yanılsamalardan arınmanın aynı şeyolmadığını, gerçekliğin boşluklarla dolu olduğunu ve bizim bu boşlukları fantezilerimizle doldurduğumuzu Lacan’a atıfta bulunarak ifade eden Zizek’in felsefesini transendental materyalizm olarak nitelemesinin sebebinin, söz konusu felsefenin “madde-ötesi varlığın maddeden yaratımı/oluşum sürecini” (genesis), “maddeyi aşan öznenin maddi kaynaklarını” veya “maddenin madde ötesi etkilerini” teorik olarak gözler önüne sermekteki başarısı olduğunu söyler. Johnston’a göre Zizek, Hegel’in özne teorisiyle Lacan’ın özne teorisini Alman İdealizmi’yle birlikte okumakla kalmayıp, bu üç yaklaşımıdan üçü de olmayan, hiçbiri olan yeni bir yaklaşım sergilemiştir. Transendental materyalizmin ana hatlarını yazıya dökmek girişiminde bulunması bakımından Zizek’in duruşunu önemli bulduğunu ifade eden Johnston’a göre Zizek’in ortaya koyduğu doğal/kültürel değişim/dönüşüm süreci ontolojik bir bağlama yerleştirilmeli ve/yani ontolojikterimlerle yeniden ifade edilmelidir. Diyalektik materyalizmin trans-ontolojik bir öznelliğin zuhur edişini açıklamakta yetersiz kaldığını bizzat kendisi ifade etmiyor olsa da benim edindiğim izlenim Johnston’un diyalektiğin “her şeyin ötekisine dönüşmesi”nden veya bilemediniz “her şeyin kendi içindeki ötekine dönüşme süreci”nden ibaret kısır-döngüsünü kırıp, özellikle bilişsel nörobilim (cognitive neuroscince) destekli yeni bir materyalizm anlayışı yaratmaya çalıştığıdır. Bu bağlamda denebilir ki Zizek’in, Lacan ve Hegel’den feyz alarak, gerçekliğin tamamlanmamışlığı ve ontolojik eksikliğin varlığına atıfta bulunmasının son derece önemli olduğunu söyleyen Johnston,Zizek’in diyalektik materyalizmini Badiou’nun materyalist diyalektiğiyle etkileşim içerisine sokmak suretiyle transendental materyalizm adını verdiği yeni bir materyalist ontoloji ortaya koymak çabasındadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><a class="zem_slink" title="Catherine Malabou" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Catherine_Malabou" target="_blank" rel="wikipedia">Catherine Malabou</a>’nun <em>Hegel’in Geleceği (The Future of Hegel)</em> adlı kitabında geliştirdiği <em>plastisite (plasticity)</em> kavramı akılda tutulup ele alınırsa daha anlaşılabilir kılınabileceğini düşündüğüm transendental materyalizm sadece maddenin mutlaklığına vurgu yapmakla kalmaz, aynı zamanda Büyük Öteki’nin yokluğuna da vurgu yapar.2011 yılında Zagreb’de gerçekleşen<em> to have done with life</em> adlı felsefi etkinlikte yaptığı konuşmada Malabou plastisite kavramının elastisiteden farklı olduğunu, zira gerek Hegel’deki, gerekse de <a class="zem_slink" title="Sigmund Freud" href="http://www.biography.com/people/sigmund-freud-9302400" target="_blank" rel="biographycom">Freud</a>’daki kullanımlarında plastisite kavramının bir geriye dönülemezliği içerdiğini söyler. Oysa elastik bir madde daha önceki şekline dönebilmektedir diye de ekler. Buna göre plastiste yaratıcı olabileceği gibi yıkıcı bir hâl de alabilir. <em>Elastisite ve Plastisite</em> adlı makalesinde ortaya koyduğu üzere Malabou, Freud’u <em>Zevk İlkesinin Ötesinde</em> adlı yazısında plastisiteyi kendi içinde ikiye bölüp yıkıcı ve yaratıcı plastisite şeklinde ayırmak yerine, plastisiteyi ölüm dürtüsüyle(yıkıcılık, bölücü güç), elsatisiteyi ise yaşam dürtüsüyle(yaratıcılık, birleştirici güç) özdeşleştirmekle eleştirir. Malabou’ya göre plastisite plastik patlayıcı örneğinde olduğu gibi sadece yıkıcı bir oluş biçimi olmaktan ziyade hem şekil alabilen, hem de şekil verebilen bir yapıya sahiptir. Yani Malabou’nun kullandığı anlamıyla plastisite hem çevresini değiştirebilen, hem de çevresi tarafından değişitirilebilen varlıkların bir özelliğidir. Beynin de işte böyle değişebilen ve değiştirebilen bir madde olduğunu ve bu maddenin de onu çevreleyen maddeyi dönüştürücü etkileri olduğunu söyleyen Malabou’nun amacı sembolik ve biyolojik, kültürel ve doğal gibi ikili zıtlıkların artık geçersiz olduğunu göstermektir. Derrida’nın öğrencisi olduğu bilinen Malabou belli ki yapıbozumculuğun (deconstruction) yeni ufuklara yelken açmasına büyük bir katkı sağlamıştır. Malabou’nun epigenetik kavramı üzerinde durmasının sebebi ise söz konusu kavramın insanların kendi kişiliklerini oluşturabileceği bir alanda şekil verilmeyi bekleyen bir boşluğun varlığına işaret etmesidir. “Epi” Yunanca’da üstünde veya ötesinde anlamına gelmektedir. Yani epigenetik, genetik ötesi anlamına gelmektedir. Genetik koda işlenmemiş değişim potansiyelinin hayata geçirilmesini ve bu vesileyle de genetik kodun aşılıp dönüştürülmesini içeren bir süreç olarak plastisite işte ancak o epigenetik alanda, yani doğa ile kültür, teorik(kuramsal) ve ampirik(deneyimsel), ontolojik ve epistemolojik, biyolojik ve sembolik arasında işlerlik kazanabilir. Genetik biyolojinin veya bilişsel nörobilimin alacağı yönelimi olduğu kadar, genlerin ve nöronların mutasyona uğratılabilme özelliğinin nasıl kullanılacağını belirlemede de önemli bir role sahip olduğu artık kesinlik kazanan plastisite kavramı transendental materyalizmin ilk metaforlarından biridir diyebiliriz.</p>
<p style="text-align:justify;">Plastisite kavramını yaratırken Malabou’nun hareket noktası Hegel’in doğal-olmayanı doğanın içinde konumlandırmasıdır. Bu bağlamda denebilir ki doğa kültürün, kültür de doğanın içindeki ötekidir. Teknolojik ve bilimsel gelişmelere paralel olarak eldeki materyalin kullanılma biçiminin değişmesi doğrudan insan-için-doğa’nın kendisinde de bir değişime sebep olmaktadır. Malabou, Johnston ve Zizek’in birleştiği nokta da zaten işte budur, ki bu noktada diyalektiğin üç farklı biçiminin birbiryle nasıl örtüşütüğünü görüyoruz. Belli ki diyalektik son derece dinamik bir değişim, oluşum veya yeninin zuhur ediş sürecidir. Salt mekanik bir süreç olmaktan ziyade akışkanlığın da eşit derecede hakim olduğu,  fiziksel ve fizik-ötesi, maddi ve manevi arasındaki ayrımı anlamsız kılan bir süreç olan diyalektik, yıkıcılık ve yaratıcılığın iç içe geçtiği tinsel bir karşılaşma alanı olarak da görülebilir. Hatırlanacağı üzere Hegel <em>Tin’in Fenomenolojisi</em>’nde Tin’in(Ruh) kendi kendisiyle sürekli ihtilâf ve hatta muharebe hâlinde olduğunu defaatle ve kati şekilde dile getirmiştir. Ruh’un kendiyle savaşının geçtiği  yer ve zaman ise hiç şüphesiz “dünyayı kaplayan gece”den başkası olmayacaktır, ki artık hepimizin bildiği gibi o yer/zaman ontoloji öncesi, hiçten bile cüzi, Tüm-olmayan varlığın zeminden yoksun zemini olabilir ancak(groundless ground of not-all being).</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">İşte bu kapkara gecedir, kendi basitliği içinde her ama her şeyi barındıran bu boş hiçliktir insanoğlu; sonsuz bir temsiller ve imgeler zenginliğidir – ancak bunlardan hiçbiri olamaz ki nihayetinde kendisine ait, veyahut da elinde mevcut olsun. Bu gece – doğanın tam burada, fantazmagorik temsiller içinde varolan bu iç-yüzü, saf benlik – kendisini aşarak kendi etrafını kapayıveren o kapkara gecedir; içinde, bir yerde kanlı bir baş düşer, başka bir yerde ise ölü gibi bembeyaz bir silüet ansızın peyda olur, düşen başın dibinde yine ansızın bitiverir ve bir anda yok olur. Bu geceyi görebilmenin tek yolu, insanın gözlerinin içine, korkunç ve dehşetli bir karanlığa dönüşen bu kara geceye dolaysızca bakmaktır.<a title="" href="#_edn2">[2]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">Tıpkı Ruh gibi Doğa da sürekli kendi kendisiyle ihtilaf ve hatta muharebe halindedir. Haraket notası Hegel’in işte bu tesbiti olan transendental materyalizm doğanın kendini-olumsuzlayıcı/eleyici (self-negating/eiminative) bir yönü olduğu tezine dayanır. Doğada boşluklar olmasının sebebi de zaten işte doğanın bu kendine yetersizliğidir. Ruh, doğanın acizliği neticesinde ortaya çıkan bir bozukluğun ürünüdür.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">Felsefe tarihine bakıldığında bu ontoloji-öncesi, henüz simgeselleştirilmemiş ilişkiler ağına ilk yaklaşan figürün Plato’dan başkası olmadığını görürüz: Geç dönemine ait bir diyalog olan <em>Timaeus</em>’ta Plato, bünyesinde tüm kati formları barındıran ve kendi olumsal kurallarınca <em>(chora)</em> yönetilen bir tür kapsayıcı matrisi varsayma lüzumunu hissetmiştir – tabii bu chora ile Aristoteles’çi çzdek/maddeyi <em>(hyle)</em> kesinlikle karıştırmamak gerekir. Bununla beraber, gerçekliğin ontolojik inşasının ardında kalan, ondan ilânihaye kaçan o ontoloji öncesi hayaletsi Gerçek’in kati sınırlarını belirlemekse Alman İdealizmi’nin büyük çıkışı olmuştur.[...] Gerçekliğin ontolojik inşasındaki bu çatlağı ilk ayırt eden Kant olmuştur.: Eğer ‘nesnel gerçeklik’ (olarak deneyimlediğimiz şey) öyle basitçe ‘orada bir yerde’ verili değilse ve özne tarafından algılanmayı beklemiyorsa, hattâ tersine öznenin aktif bir katılımıyla – yani aşkın sentezin edimleriyle –inşa edilmiş yapay bir bileşimse, o halde şu soru eninde sonunda boy verecektir: Aşkınca inşa edilmiş gerçekliği önceleyen bu tekinsiz X’in konumu tam olarak nedir? Bu tekinsiz X’e dair en detaylı açıklama, Varoluşun Temeli – ‘Tanrı’nın kendisine Henüz Tanrı Olmayan’ – kavramıyla Schelling tarafından sunulmuştur: ‘İlahi delilik’, ‘dürtülerin’ o alacakaranlık ontoloji öncesi alanı, hiçbir zaman olduğu gibi/tek başına kavranamayan, sadece çekiliş/kaçış jestinde anlık ve silik bir silûeti yakalanabilen o uçucu <em>Aklın Temeli</em> olmaya ilânihaye mahkûm olan mantık-öncesi Gerçek&#8230;<a title="" href="#_edn3">[3]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">Uzun uzadıya iktibas etmekte hiçbir sakınca görmediğim bu pasajda Zizek neredeyse Hiçlik’in veya Kendinde-Şey’in felsefi tarihini yazmaktır. Kendi felsefesinin de bir özeti sayılabilmesini mümkün kılacak niteliklere sahip olduğu âşikar olan bahse konu pasajda Zizek’in transendental materyalizmine dair pek çok iz vardır. Örneğin nöroplsatisite kavramını akılda tutarak düşünecek olursak, Malabou’nun genler, nöronlar ve synapse’lar öncesi ontolojik bir alanın varlığından söz etmesiyle, Plato’dan Schelling’e yukarıda adı geçen tüm filozofların atıfta bulunduğu “mantık-öncesi bir Gerçek” arasındaki korelatif paralellik gözden kaçacak gibi değildir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eğer Foucault’nun <em>Panopticon</em>’u Modern Batı Toplumu’nun metaforuysa, Malabou’nun plastisite kavramı ve Johnston’un transendental materyalizmi de bu hapishaneden çıkış yolunu hem gösteren hem de asfaltlayan, hem birer araç hem de birer oluş modudur.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">Bu diyalektik girdaba dair yaklaşık bir fikir edinebilmek için, ışığın yapısıyla ilgili önerilen o iki klasik ancak zıt tasavvuru hatırlayabiliriz: Parçacıklardan oluşan ışık teorisi ve dalgalarla yayılan ışık teorisi. Kuantum fiziğinin varmış olduğu çözüm (ışık aynı zamanda her ikisinde birden oluşur) söz konusu karşıtlığı şeyin kendisine aktarmış, böylelikle de nesnel gerçekliğin o bütüncül ontolojik konumunu yitirmesine sebep olmuştur – onu, konumları tümüyle edimsel unsurlardan oluşan, ontolojik olarak tamamlanmamış bir şeye dönüştürmüştür. Veya, roman okurken zihnimizde canlandırdığımız evrenin nasıl da deliklerle dolu olduğunu düşünelim: Conan Doyle’un Sherlock Holmes’un yaşadığı daireye ilişkin tasvirini okurken, raflarda kaç adet kitap olduğunu soruşturmanın hiçbir anlamı yoktur – zira açıkçası bu konu yazarın aklının ucundan bile geçmemiştir. Peki ya aynı durum – en azından simgesel anlam düzeyinde – gerçekliğin kendisi için de geçerliyse? Abraham Lincoln’un o meşhur sözünü hatırlayalım: ‘Herkesi bazen, bazılarını da her zaman kandırabilirisiniz, ancak herkesi her zaman kandıramazsınız.’<a title="" href="#_edn4">[4]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">Tüm bunların temelinde ölüm dürtüsü’nün yatığını bir kez daha dile getrimeye gerek var mı bilmiyoruz, ama bu bilgi eksikliğine rağmen her ihtimâle karşı dünyanın gecesi, hiçten cüzi oluşumlar, hiçliği oluşturan şeyler, kültür ve doğa ötesi hadiseler, maddi olan ve olmayan arasındaki ayrımı anlamsız kılan niteliklere sahip varlıklar ve daha başka bilinmezliklerin kaynağını, Zizek’in fizikötesi (metaphysical) bir kavram olduğunu ısrarla vurguladığı ölüm dürtüsü’nde bulabiliyoruz.<em>Hiçten Cüzi</em>’de veya bilemediniz <em>Yoktan Az</em>’da Deleuze’ün Nietzsche ve Bergson’dan feyz alarak <em>Fark ve Tekrar</em> adlı kitabında ortaya koyduğu ölüm dürtüsü tarafından sağlanan farkın tekrarı’nın (repetition of difference) değişim, dönüşüm ve yenilik yaratmaktaki işlevinin Lacan ile Hegel arasındaki diyalektik korelasyon vasıtasıyla netlik kazandığını şu sözlerle yazıya döker Zizek:</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">Hegel’in o kısa betimlemesi &#8211; ‘bir yerde kanlı bir baş düşer, başka bir yerde ise ölü gibi bembeyaz bir silüet ansızın peyda olur, düşen başın dibinde yine ansızın bitiverir ve bir anda yok olur’ – Lacan’ın ‘parçalanmış vücut/beden’ kavramı ile mükemmel bir uyum içinde değil midir? Hegel’in ‘dünyayı kaplayan gece’ olarak adlandırdığı şey (yarım yamalak dürtülerin o fantazmagorik, simgesel-öncesi alanı) Hieronymus Bosch’un o meşhur resimlerinde de örneklendirilimiş olan öznenin en radikal öz-deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir anlamda bütün psikanalitik deneyim, ‘dünyayı kaplayan gece’den ‘gündelik’ <em>logos</em> evrenine bu travmatik geçiş üzerinde odaklanmıştır. Özne için pekâlâ kurucu olan bir tür kendi-bünyesine-çekilme olarak ‘ölüm dürtüsü’ ile, anlatısal biçim arasında ortaya çıkan bu gerilim, dolayısıyla, ‘doğal’dan ‘simgesel’e geçişi anlamlandırmak istediğimizde varsaymak zorunda olduğumuz o yitik bağlantıdır. Buradaki kilit nokta, doğadan kültüre geçişin hiç de dolaysız olmadığı, süreğen ve kesintisiz bir evrim anlatısıyla bu geçişi açıklayamayacak oluşumuzdur: Ne doğaya ne de kültüre ait olan bir tür gözden yitiveren aracının, bu ikisi arasında bir yerde müdahil olması gerekir.[...] Bu Ara-alan’a, veyahut Aradalık’a Freud’un vermiş olduğu ad ise, tabii ki ölüm dürtüsüdür. Bu Ara-alan’dan söz açılmışken, insanın doğuşuna dair tüm felsefi anlatıların insanlık tarihinde ya da, tarih-öncesinde böyle bir anın varolduğunu daima varsaymak zorunda kaldıklarını görmek gerçekten dikkat çekicidir.<a title="" href="#_edn5">[5]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">Belli ki ölüm dürtüsü ölmeyi arzulamak anlamına gelmekten ziyade, bilinçli veya bilinçsiz  her türlü arzunun gerisinde, altında, ötesinde yer alan, bir başka deyişle gerek bilinçli gerekse de bilinçsiz arzuların dışladığı, bilinç ve bilinçdışı arasındaki boşluğun dinamizminin ta kendisidir. Ölüm dürtüsünden söz ederken bir boşluğu arzulamaktan ziyade, o boşlukla özdeş bir varoluş modundan söz etmekteyiz yani. Boşluğun yapıldığı, boşluğu oluşturan madde (the stuff nothing is made out of) şeklinde de tarif edebileceğimiz ölüm dürtüsü, metafiziki ve metapsikolojik bir kavram olmasının yanı sıra aynı zamanda transkültürel ve transnatürel (kültür ve doğa ötesi)bir alanda gerçekleşmesi bakımından da hem yaratıcı, hem de yıkıcı süreçlerin motor gücü, tabiri caizse dinamosudur diyebiliriz. <em>The Life Death Drives</em> derken benim kastettiğim de işte bu <em>Ölümün Sürdüğü Yaşam</em>’dır belki de, kim bilir&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/08/central-operating.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-3739" title="central operating" alt="" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/08/central-operating.gif?w=710"   /></a></p>
<p><strong><em>Atıf Nesneleri</em></strong></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<p><a title="" href="#_ednref1">[1]</a> Slavoj Zizek, <em>Gıdıklanan Özne: Politik Ontolojinin Yok Merkezi</em>, çev. Şamil Can (Ankara: Epos, 2007), 258-9.</p>
<div>
<div>
<p><a title="" href="#_ednref2">[2]</a> G.W.F. Hegel,  <em>Jenaer Realphilosophie, Frühe Politische Systeme</em> (Frankfurt: Ullstein 1974), 204. Çevirinin iktibas edildiği yer: Zizek, <em>Gıdıklanan Özne: Politik Ontolojinin Yok Merkezi</em>, 42-3.</p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ednref3">[3]</a> Zizek, <em>Gıdıklanan Özne</em>, 73-4.</p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ednref4">[4]</a> Zizek, 75-6.</p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ednref5">[5]</a>Zizek, 50-1.</p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ednref6">[6]</a><em>Kant on Education</em> (London: Kegan Paul, French, Trubner &amp; Co., 1899, 3-5. Çevirinin iktibas edildiği yer: Zizek, <em>Gıdıklanan Özne</em>, 51.</p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="#_ednref7">[7]</a>G.W.F. Hegel, Phenomenology of Spirit, çev. A.V. Miller (Oxford: Oxford University Press, 1977), 18-9. Çevirinin iktibas edildiği yer: Zizek, <em>Gıdıklanan Özne</em>, 43-4.</p>
</div>
</div>
<h6 class="zemanta-related-title" style="font-size:1em;">Related articles</h6>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://pervegalit.wordpress.com/2012/06/09/malabous-the-new-wounded-out-4/" target="_blank">Malabou&#8217;s The New Wounded Out</a> (pervegalit.wordpress.com)</li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://plunderspunk.wordpress.com/2012/07/18/ruminations-on-zizeks-new-book-i/" target="_blank">Ruminations on Zizek&#8217;s new book&#8230;I</a> (plunderspunk.wordpress.com)</li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/adrian-johnston/'>Adrian Johnston</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/alain-badiou/'>Alain Badiou</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/catherine-malabou/'>Catherine Malabou</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cognitive-neuroscience-2/'>Cognitive neuroscience</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/georg-wilhelm-friedrich-hegel/'>Georg Wilhelm Friedrich Hegel</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gilles-deleuze/'>Gilles Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/hegel/'>Hegel</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/jacques-lacan/'>Jacques Lacan</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kant/'>Kant</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/neuroplasticity/'>Neuroplasticity</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ontoloji-2/'>ontoloji</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/philosophy/'>philosophy</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/psychoanalysis/'>psychoanalysis</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/sigmund-freud/'>Sigmund Freud</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/slavoj-zizek/'>Slavoj Žižek</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/transcendental-materialism/'>transcendental materialism</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/transendendal-materyalizm/'>transendendal materyalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/zagreb/'>Zagreb</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/zizek/'>Zizek</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3724&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2012/08/05/transendental-materyalizm-diyalektik-ve-plastisite-johnston-zizek-malabou/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://michaeloneillburns.files.wordpress.com/2010/05/adrian-johnston-audio.mp3" length="48537976" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://michaeloneillburns.files.wordpress.com/2010/05/adrian-johnston-audio.mp3" length="48537976" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://michaeloneillburns.files.wordpress.com/2010/05/adrian-johnston-audio.mp3" length="48537976" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://michaeloneillburns.files.wordpress.com/2010/05/adrian-johnston-audio.mp3" length="48537976" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://michaeloneillburns.files.wordpress.com/2010/05/adrian-johnston-audio.mp3" length="48537976" type="audio/mpeg" />
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/5k45j55s53g23f63n7c6hb747798a18721978.jpg?w=112" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/5k45j55s53g23f63n7c6hb747798a18721978.jpg?w=112" medium="image">
			<media:title type="html">a room with a window</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/08/personal-data1.gif" medium="image">
			<media:title type="html">personal data</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/08/central-operating.gif" medium="image">
			<media:title type="html">central operating</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ölümden Öteye Yol Var: Ölümsüzler Ülkesi Agharta</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2012/05/07/olumden-oteye-yol-var-olumsuzler-ulkesi-agharta/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2012/05/07/olumden-oteye-yol-var-olumsuzler-ulkesi-agharta/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 14:43:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi ve Felsefi İşler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefi roman]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Realizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Agharta]]></category>
		<category><![CDATA[Ancient Astronaut Theory]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hollow Earth]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Lawgiverz]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[philosophy]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tibet]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=3391</guid>
		<description><![CDATA[Hepimizin zamanı geriye döndürmek istediğimiz muhakkak olmuştur. Durum öyle bir hâl almıştır ki zamanda geriye gidip yaşadıklarımızı bu sefer hata yapmadan, yani bugünümüzde feci neticeler doğurmadan yaşamak arzusunu taşımaya başlarız. Eğer bunu insanlık olarak yapabilecek kudrete sahip olsaydık büyük ihtimalle<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3391&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/05/agharta-shambahla.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-3392" title="agharta-shamballah" src="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/05/agharta-shambahla.gif?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Hepimizin zamanı geriye döndürmek istediğimiz muhakkak olmuştur. Durum öyle bir hâl almıştır ki zamanda geriye gidip yaşadıklarımızı bu sefer hata yapmadan, yani bugünümüzde feci neticeler doğurmadan yaşamak arzusunu taşımaya başlarız. Eğer bunu insanlık olarak yapabilecek kudrete sahip olsaydık büyük ihtimalle bugün içinde bulunduğumuz durum çok farklı bir seyrin neticesi olacak ve haliyle de şimdikinden çok daha farklı bir görünüm arz edecekti. Elbette ki bu yeni dünyanın şimdikinden daha iyi mi, yoksa daha kötü bir yer mi olacağı ise şimdilik bir muamma olarak kalmaya mahkûmdur.</p>
<p style="text-align:justify;">Yanlış hatırlamıyorsak Takamuro Kootaro’nun Dr.Lawgiverz’i zamanda yolculuk etmeye muktedir bir ölümsüze dönüştürmeye meyilli olduğunu daha önce belirtmiştik, şimd işte Kootaro’nun bu yönde yapılması gerkenler üzerine ahkâm kesmeyi aşıp dahiyane buluşunu hayata geçirmek yolunda önemli mesafeler katettiğini de sözlerimize ekleyebiliriz, çünkü durum hakikaten de böyle. Takamuro Kootaro’nun düşüncesi çok basit bir hareket noktasını temel alıyordu. Eğer Dr. Lawgiverz geleceğe gönderilebilirseydi güneşin gerçekten de tamamen sönüp sönmediğine bakabilir ve zamanımıza geri dönüp bizlere işin aslını astarını anlatabiliridi. Hatta bununla da kalınmayabilir ve güneş tamamen sönmüş olsun ya da olmasın dünyanın gelecekteki hâli hakkında son derece engin bilgilere ulaşılabilirdi. Bu engin bilgiler ise son derece derin düşüncelerin oluşumuna muazzam bir katkı sağlayabilirdi. Olayların bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceği ise ne yazık ki ne tamamen sana, ne de tamamen bize bağlı sevgili okur. Bizler bu anlatının anlatıcısı ve yazarı olarak birbirinden ayrı ve farklı, fakat birbiriyle sürekli temas hâlindeki yaratıcı birer etkeniz. Sense sevgili okur, bizi sürekli zan altında tuttuğuna inandığımız ve/fakat aslında bizi ve yarattığımız dünyayı nasıl göreceği bizim tarafımızdan önceden şekillendirildiği için olayları bizim çizdiğimiz sınırlar dahilinde seyretmeye mâhkum bir mahluk olabilirsin ancak. Okura böyle düzeysizce hitap edip onu hakarete varan bir akıl düzeyiyle aşağılamak elbette ki adetimiz değildir. Lakin bununla birlikte belirtmeliyiz ki tüm canlı varlıklar gibi bizim sabrımızın da bir sınırı vardır. El ele verip bu hikâyeyi anlatmaya değer bulduğumuza göre okuyucularımıza akıldan yoksun bir varlık muamelesi yapmadığımız aşikârdır; ve tabii söylemeye gerek olup olmadığını bilmediğimiz halde söylemekte bir sakınca görmediğimiz üzere sanırız aynı saygıyı okuyucudan beklemek de bu bağlamda bu anlatının yazarı ve anlatıcısı olarak bizim de hakkımızdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Her neyse, ortam daha fazla gerilmeden anlatımıza dönecek olursak görürüz ki Takamuro Kootaro <a title="Himalayas" href="http://www.menuism.com/restaurants/himalayas-baton-rouge-506504" target="_blank">Himalaya</a> Dağları’ndaki gizli laboratuvarında Dr. Lawgiverz’i maddeyi aşan bir varlığa dönüştürüp zamanda yolculuk edebilmesini mümkün kılacak teçhizatı geliştirmeyi başarmıştır. Buna göre Dr. Lawgiverz uzamın sınırlarından bağımsız, salt bilinçten ibaret bir oluşum hâline getirilecek ve böylelikle de zamanın insan beyninin sınırlarını aşan boyutlarında madde-ötesi bir madde olarak seyahat edebilecekti. Dr. Lawgiverz&#8217;in o güne kadarki ontolojik çalışmaları göz önünde bulundurulduğunda rahatlıkla “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” denebilirdi. Söz konusu çalışmaları merak eden okuyucularımızı genellikle nereye gönderdiğimizi artık bu aşamada söylemeye gerek yoktur herhalde, ama biz gene de kibarlığı elden bırakmayıp bir ip ucu verelim, Spekülatif Realizm ve Transendental Materyalizm adlı makaleyi okuyun, okutun, çünkü anlatımızın anlam kazanabilmesi için Dr.Lawgiverz’in Nihilistik Spekülasyonlarını hatmedip kemâle ermek elzemdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Ulaşılmaz olanın insana çekici gelmesi ve arzunun kaynağını elde edilemeyene yönelik bir isteğin oluşturması ise Dr.Lawgiverz için geride bırakılması gereken bir arzulama biçimidir, zira arzulamak ulaşılmaz bir arzu nesnesinin peşinde koşmaktan ziyade doğrudan nesneler üreten etkin bir eylemdir. Bu hesaba göre bilinçdışının ulaşılmaz bir şey olmayıp, bilâkis üretken arzuyu üreten bir boşluk olduğu, inkârı namümkün bir hakikat formunda zuhur etmektedir Dr. Lawgiverz’in zihninde. Belli ki Dr. Lawgiverz de tıpkı pek çok kitabında arzunun kendine karşı dönüşünün nasıl gerçekleştiğini deşifre etmekle kalmamış, aynı zamanda arzunun üretici bir eylem olduğunun da altını çizmiş olan <a title="Gilles Deleuze" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilles_Deleuze" target="_blank">Deleuze</a> gibi, özdeşleşmeye karşı duruşuyla tanınan, özdeşleşme nesneleri ve arzu nesneleri arasındaki ilişkiyi sıradışı bir yaklaşımla ele alıp arzunun ve bilinçdışının üretkenliği konusuna ilginç bir biçimde, en olmadık yerden parmak basmaya meyillidir. Ona göre arzulamak nesnesini kendisi üreten yaratıcı bir eylem biçimidir. O da Deleuze gibi varlığı yaratıcılıkla eş tutar. Onlara göre yaratıcılık olabilecek her şeyi var kılandır.</p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz Himalaya Dağları’nın etekleri altındaki Ölümsüzlük Enstitüsü’nün (Institute of Immortality) yerin yedi kat altına açılan kapısından girerken Takamuro Kootaro da enstitünün lobisinde dostunu beklemekte ve çayını yudumlamaktadır. Onu görünce derhal yerinden kalkıp kapıya yönelen Takamuro Kootaro’nun yüzünde endişeli bir ifade, içinde ise büyük bir heyecan vardır. Dr. Lawgiverz’in üç silahşörleri büyük bir ustalıkla atlatıp yasa dışı yollardan <a title="Tibet" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tibet" target="_blank">Tibet</a>’e ulaşabilmiş olması onu hem sevindirmekte, hem de endişelendirmektedir, zira bilmektedir ki bu aşamadan sonra artık Dr. Lawgiverz’in tek kurtuluş yolu zaman makinesi demeye dilimiz varmamasına rağmen elimizdeki teçhizata en uygun terimin eldeki sözcükler göz önünde bulundurulduğunda bu olduğuna kanaat getirdiğimizden şimdilik zaman makinesi olarak anmayı kararlaştırdığımız ve insan bilinciyle algılanabilen zaman ve uzamın ötesine geçmeye yarayan bu aletin içinden geçmektedir. Uzun ve dolambaçlı bir cümle olduğunun farkındayız, affınıza sığınıyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">Pek çok yazar içinden yolculuk geçen kitaplar yazdıklarında genellikle “yolculuk olaysız geçti,” gibi son derece gerçekdışı bir yaklaşımla yolculuk esnasında olup biten tüm o ayrıntıları hiçe sayıp, tabiri caizse topu anlatıcılara atıp yolculuk mevzuunu kestirip atmak suretiyle kurgu açısından gerekli hadiselere konsantre olurlar. Biz de işte şimdi aynı yönteme başvurup yolculuğu kestirip atacak ve Dr. Lawgiverz’le Takamuro Kootaro’nun güneşin tamamen sönmesine ramak kala gerçekleştirdikleri buluşmadan alacağız anlatıyı.</p>
<p style="text-align:justify;">Kadim dostum hoşgeldin.</p>
<p style="text-align:justify;">Hoşbulduk sevgili Takamuro.</p>
<p style="text-align:justify;">Gel istersen sana odanı göstereyim, biraz dinlen, akşam yemeğinde seni zamanın ve uzamın ötesine taşıyacağımız yolu nasıl asfaltlayacağımızın altını bir kez daha çizer, şimdiye kadar gözden kaçmış olmasına rağmen yolumuzda bize engel teşkil etmesi kuvvetle muhtemel unsurları irdeleriz.</p>
<p style="text-align:justify;">Sabırsızlanıyorum.</p>
<p style="text-align:justify;">“Sabrın sonu selâmettir” demiş bazı atalarımız, aynı ataların soyundan gelip gelmediklerini bilemesek de “sabreden derviş muradına ermiş” diye ise eklemiş daha başka atalarımız. Bütün atalarımızın hep aynı şeyi söylüyor oluşu bizce de garip olsa da, bu tür ayrıntılar arasında boğulmak ve sizi de boğmak yerine atalarımızın sözlerinin bizim anlatımız bağlamında son derece anlamlı olduğunu teslim etmek mecburiyetinde hissediyoruz kendimizi. Nitekim ertesi sabah Dr. Lawgiverz bir gece önceki akşam yemeğinde ve ötesinde geçen konuşmalarla da perçinlenen heyecanına rağmen bütün gece boyunca sabretmiş, sabahın ilk ışıklarıyla ise yatağından fırlayıp adeta içinde salakça bir sevinçle ortalıkta koşturan bir çocuk misâli enstitünün bir labirenti andıran koridorlarından geçerek Takamuro Kootaro’nun laboratuvarına varmıştır. Hemen belirtelim, Dr. Lawgiverz’in Takamuro Kootaro’nun laboratuvarıyla sonlanan ve bir labirenti andırdığını hâlihazırda zikretmiş bulunduğumuz enstitü koridorlarını bir kadırganın küre-i arzin malûm enginlerini yara yara dolaşmasını andıran bir biçimde aştığını da söyleyebilirdik, ama bunu yapmak yerine onu içinde salakça bir sevinçle ortalıkta koşturan bir çocuğa benzetmeyi daha uygun bulduk. Metaforlar böyledir işte, farklı şeyler olsalar da hep aynı şeyin temsilinden başka bir şey değildirler. Anlamlı bir dünya yaratabilmek için tek yapmamız gereken doğru zamanda doğru şeyleri seçebilmek, çünkü kader gerçekten de bir kaostan ibaretse şayet, hayatta kalabilmek için doğru zamanda doğru seçimleri yapmak suretiyle kaosa gerekli dozda düzen empoze edip kaderin acımasızlığına bir nebze olsun ket vurabilmek gerektiği aşikâr.  Dr. Lawgiverz’e göre Takamuro Kootaro icat ettiği zaman makinesiyle sadece kaderin veya tarihin acımasızlığına ket vurmakla kalmamış, zamanı tarihten, saatlerden, insan bilincinden, yani güneş merkezli evrenden kurtararak sonsuzluğa iade etmiştir. Artık kader diye bir şey yoktur, çünkü artık yapılan neyse o olur düşüncesi günün normu hâline gelmiş, hatta şimdiden bir atasözüne dönüşmüştür. Bu tür düşüncelere “mevcut düzenin önde gelen muhafızı sağ-duyu ürünü düşünceler” adını veriyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">Zamanda yolculuğu bedensiz bir varlık formunda olsa da mümkün kılmış olduğu artık kesinlik kazanan Takamuro Kootaro kader mühendisliği diye de tabir edebileceğimiz bu yeni bilimsel araştırma alanıyla insanlığın geçmişine gidip nerede hata yapıldığını bulmaya çalışacaktı. Kootaro’nun bir türlü kabullenemediği şey güneşin sönecek olmasının insanlık tarihinden tamamen bağımsız, insanlığa tamamen kayıtsız bir doğa olayı olduğuydu. Dr. Lawgiverz işte bu noktada devreye girmeli ve Kootaro’yu hiçbir şey değiştiremeyeceğini, güneşin sönüşünü ve ölümün dünyaya hakim oluşunu engelleyemeyeceğini idrake davet etmeliydi. Ama sözlerine şunu da eklemeliydi tabii, her ne kadar bir şey değiştiremeyecek olsak da ben zamanda yolculuk etmenin en azından güneş söndükten sonra olup bitenleri açıklığa kavuşturmak ve belki de böylelikle geçmişte yapılan hataları anlamak açısından faydalı olacağını düşünüyorum, o yüzden de bu deneye tabi tutulmaya gönüllüyüm. “Hem nala hem mıha vurmak” deyimiyle özdeşleştirebileceğimiz bu yaklaşım sayesinde kahramanlarımız ufak tefek teferruatlarda asıl meseleyi kaybetmek yerine, pratikte yapılması gerekenler üzerinde çoktan mutabakata vardıkları için hiç vakit kaybetmeden işe koyulacak ve biz bazı teknik ayrıntıları siz okuyucularımıza aktardıktan sonra güneşin ölümüne meydan okurcasına zamanda yolculuk sayesinde insanı ölümsüzlüğe kavuşturacak bu asrın projesini hayata geçireceklerdi.</p>
<p style="text-align:justify;">Takamuro Kootaro’nun geliştirdiği zamanda yolculuk teçhizatı insan bilincinin insan bedeninden ayrılıp maddi temelden yoksun bir varlık formunda zaman içerisinde ileriye veya geriye doğru hareket edebilmesini mümkün kılacak şekilde tasarlanmıştı. O vakte kadar bedenden bağımsız bir bilinç tezahürüne çılgınca bir fikir olarak bakılmış olmasına rağmen insanlık yüzyıllardır ruh denilen bir şeyin varlığına ve bu şeyin ancak ölümle bedenden ayrılabileceği düşüncesine inandırmıştı kendini. Oysa Takamuro Kootaro ve Dr. Lawgiverz’e göre aslolan ruhun bedenden ayrılması için ölümün zuhur etmesinin gerekmediğiydi. Yani insan ölmeksizin de ruhunu bedeninden ayırmak mümkündü. İnsan olan her fâninin aklına durgunluk vermesi kuvvetle muhtemel bu düşünceyi anlayabilmek için bilgisayrlarımızı oluşturan software ve hardware’lar arasındaki ilişkiye bakıp insana bir makine muamelesi yapmak ne yazık ki işe yaramaz, boş bir çabadır, bu tür çabalar bizi asıl gerçekleri görmekten men eder, çünkü amaçları benzetmeleri veya metaforları birer örtü olarak kullanıp gerçeğin üstünü kendi yarattıkları bu örtüyle örtmektir. Bunlara tepkisel, yani reaktif  güçler diyoruz. Bizim kahramanlarımızsa söylemeye bile gerek olmayacak derecede etkisel, yani aktif güçler.</p>
<p style="text-align:justify;">Her neyse, Takamuro Kootaro’nun Dr. Lawgiverz’in felsefi (ontolojik) teorilerinden hareketle dünyaya kazandırdığı teçhizata bağlanıp zamanda yolculuğa tabi tutulan nesnenin(insan, hayvan, bitki, cisim) bedeni şimdiki zamanda kalacak olmasına rağmen, özü, benliği, bilinci veya ruhu, adına ne derseniz deyin, maddi temeli farklı bir zamanda olan salt bilinçten ibaret bir varlık formunda zamanın çeşitli bölgelerinde yer alabilecekti. Burada söz konusu olan zamanın birden fazla boyutu olmasından ziyade, boyut dediğimiz şeyin insanın ilişkilendiremediği varlık düzlemlerine dair fantezilerinin bilincindeki kavramsal yansımalardan başka bir şey olmadığı ve bu boyutlar arasında düzlemsel biçim değiştirmek suretiyle seyahat edilebileceği gerçeğinin açığa çıkmasıydı. Yani Dr. Lawgiverz’in bedeni güneş sönmeden önceki dünyada kalmasına rağmen bilinci güneş söndükten sonraki dünyaya gidebilecek ve hatta şimdiki zamana gelip ait olduğu beyine tekrar girebilecekti. Maksat işte ruh ve bedenin veya biçim ve içeriğin birbirinden ayrılmasını içeren bu seyahatler esnasında olup bitenleri not alıp tarihin ve evrenin sırlarına ilâveten varoluşun ve insanlığın akıbetine de ışık tutmaktı. Bir başka deyişle mesele hardware’sız software olup olamayacağı meselesiydi. Shakespeare bir kez daha haklı çıkmıştı, ufak bir farkla belki, şimdi işin içine nasıl olunup nasıl olunamayacağı meselesi de girmişti. Zaman böyle bir şey işte, sürekli akıp gidiyor ve akıp giderken de birtakım şeylerin aynı kalmasını mümkün kılarken, bir takım şeylerin sürekli aynı kalmasını da imkânsız kılıyor. Değişimin Heraklitus’tan beridir akmakta olan bir dereye benzetilmesi artık sağ-duyu tabir ettiğimiz kemikleşmiş fakat temelsiz düşünce biçimini almıştır. Almıştır almasına ama artık bu geçersiz varsayım da ebediyete intikâl etmek üzeredir. Sönmkete olan güneşin karanlığına  gömülürken bilimin ışığıyla aydınlanmaya çalışan insanlığın geldiği nokta işte bu derece trajik ve bir o kadar da komiktir sevgili okur. Dünyanın sonu hayata geçirilebilmekte ve/fakat ne  var ki kapitalizmin sonu tahayyül bile edilememektedir. Bu kadar çok felâket senaryosu içerisinde kapitalizm ise insanları gücüne güç katmakta olduğuna inandırmayı başarabilmektedir, çünkü kapitalizm ölüm üzerine kurulmuş ve motor gücü ölümlülüğün sömürüsü olan bir yokoluş biçimidir.</p>
<p style="text-align:justify;">Bir gün hepimiz öleceğiz, bunu hepimiz biliyoruz. Bilmediğimiz şey bu ölümün hangi koşullar altında ve ne zaman gerçekleşeceğidir. Sadece ölecek oluşumuzu bilmek bile hayatlarımızı hâlihazırda yaşamakta olduğumuzdan farklı yaşamak için geçerli ve yeterli bir sebeptir. Ama ne yazık ki pek çoğumuz yaşamlarımızı bir gün mutlaka öleceğimiz gerçeğini inkâr üzerine kurmuştur. Eğer insanlar bir gün mutlaka öleceklerinin idrakiyle yaşıyor olsaydı, hâlihazırda bir ölümsüzmüş gibi sürdürürlerdi varlıklarını. Şu anda yaşıyor olduğumuza göre hâlihazırda ölümden arınmış, yani ölüm<em>süz</em> varlıklarız hepimiz de. Zira zaten ölümsüzlüğün ilk şartı yaşıyor olmak, yani ölü olmamaktır. Diğer yandan bakıldığında görülen ise şudur: Henüz ölmediğimiz, yani ölümden arınmış olmadığımız için hepimiz ölümlü varlıklarız. Yaşam bir ölüm sürecidir ve ölümsüzlük ancak ölümlülük ortadan kalkınca, yani artık ölmek namümkün bir hâl alınca mümkün olup olasılıklar alanına dahil edilebilir. Dünyayı değiştirebilmek içinse hayatı ve ölümü, ikisinin de ötesindeki sonsuzluktan önce ve/fakat ikisini de aşan sonsuzluktan düşünebilmek gerekir. Sonluluktan sonra hiçbir şey yoktur, bir hiç vardır zira. Her yeni şey işte bu hiçlikten sızıp mevcut anlam dünyasının koordinatlarını bozguna uğratacak şekilde, yani bir anlamsızlık, biçimsizlik, yokluk formunda zuhur eder.</p>
<p style="text-align:justify;">Dünyanın merkezinin sürekli ve/fakat düzensiz bir hareket halindeki devasa kristal ormanlarından ibaret olduğunu biliyor muydunuz? Kristal ormanı dediysek bunların buz tutmuş elmaslar olduğunu sanmayın, böyle bir gaflete düşmeyin sakın. Dünyanın merkezini oluşturan bu kristal ormanları güneşin ilk katmanlarına benzer bir ateş okyanusudur adeta. Ateşin farklı yoğunluk dereceleri olması neticesinde aynı maddeden oluşan farklı şekiller, bir başka deyişle aynı içeriğin farklı tezahürleri dünyanın yüzeyindeki, yani atmosferdeki koşulların bir ürünü olan insan bilinciyle algılandığında statik bir kristal ormanı şeklini alabilecektir. Kendi içinde son derece dinamik olan bu yapı insan bilincinin yüzeydeki zaman akışına ve insan ömrünün sonluluğuna bağlı olarak hareketsiz, durağan, yani statik tabiriyle nitelendirilebilecektir.</p>
<p style="text-align:justify;">Gerçi daha önce Takamuro Kootaro’nun zamada yolculuğu mümkün kılan bir teçhizat icat ettiğini söylemiştik ama büyük bir yanılgı içerisinde yanıldığımızı kısa sürede anladık. Bu önemli icadın pratikte hayata geçirdiği şey zamanda yolculuk değildi aslında, zira ışık hızını aşmak suretiyle zamanda yolculuk mümkün kılınıp hayata geçirildiği anda zaman kavramı anlamını yitiriyordu. Belli ki burada söz konusu olan daha ziyade varlığın zaman içindeki ve zaman dışındaki iki farklı boyutu arasındaki bir yolculuktu. Zaman kavramı ve beş duyu organımızla algılayabildiğimiz fenomenler dünyası ortadan kalkınca haliyle bedenimiz de ortadan kayboluyordu. Bu bağlamda zamanda yolculuk demek ruhun bedenden ayrılarak, artık insan bile diyemeyeceğimiz salt bilinçten ibaret bir varlığın boyut değiştirme süreci demekti. İşte bu yüzden de olaylara müdahale etmek mümkün olmasa da onları birinci elden gözlemleyip deneyimlemek mümkün olabiliyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu noktada şimdiye kadar oldukça ihmal ettiğimiz yeraltındaki yaşam hususuna biraz olsun değinmek son derece yerinde olacaktır sanırız. Hepimizin bildiği gibi dünyanın merkezine yaklaştıkça ısı artar. İşte bu bilgiden hareketle insanlık da güneşin sönmesiyle birlikte kabileler, veya bilemediniz kavimler halinde dünyanın yedi farklı yerindeki deliklerden yeryüzünün altına, yani dünyanın içine girecek ve devasa yeraltı şehirlerinde yaşamaya başlayacaktı. Çok geçmeden Dr.Lawgiverz’i etkisiz hale getirmek için kurulan bütün kurumlar anlamını yitirecek, üç silahşörler de dahil olmak üzere bu amaçla görevlendirilen tüm bireyler işsiz kalıp derin birer buhrana sürüklenecek ve netice itibarı ile de ebediyete intikal edecekti. Dr. Lawgiverz işte bu noktadan sonraydı ki insanlığın düşmanı olarak değil, bilâkis insanlığını yegâne kurtuluşu olarak görülmeye başlanacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">Doğanın tüm acımasızlığına rağmen Dr. Lawgiverz’in önderliğinde hayatta kalmayı başaran ne çok küçük, ne de çok büyük bir grup insan kurtarabildikleri hayvan ve bitkilerle beraber şu anda oldukça derinlerde ve dünyanın yüzeyiyle mukayese edilince gayet ılık bir ortamda yaşıyordu artık. Elbette ki şartlar ağırdı, ama su ve hava dahil pek çok sorun insanların koşullara adapte olmaya meyilli zekâsı sayesinde binbir güçlükle de olsa çözümlenebiliyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">İnsanlığın yıllardan beridir dünyanın merkezini evrenin merkezi sanmak gafletine düşmekte olduğunun idrakiyle uzamdan ve/yani insanın beş duyusuyla algılayabileceklerinden bağımsız, zaman-ötesi bir zaman mevhumu geliştiren Dr. Lawgiverz ve Takamuro Kootaro, artık yeraltına taşınmış olan yaşamın yegâne kurtuluş yolunun uzamı ortadan kaldırmaktan geçtiği, daha doğrusu bilinci uzamdan bağımsız bir zamana yerleştirmekten başka çare olmadığı düşüncesiyleydi ki akıl almaz teorilerini hayata geçirmeye karar vermişlerdi. Ölümsüzlük düşüncesini saplantı haline getirmiş olmalarının sadece ontolojik değil, aynı zamanda siyasi sebepleri de olduğunu artık açıkça ifade ediyorlardı. Bu teoriye göre sayfalardır ölümsüzlük üzerine kestiğimiz ahkâmlar komünizmin eşitlik fikrinin dini inanışların eşitliği ölümden sonraya erteleyen anlayışına son derece ters düşen bir fikir olduğunu kesin ve net bir şekilde ortaya koymak amacını taşıyordu. Söz konusu teorinin gerisini ise gelin doğrudan Dr. Lawgiverz ve Takamuro Kootaro’nun müştereken yazdığı ve aşağıda bir kısmını iktibas ettiğimiz <a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2011/07/07/olumsuzluk-dusuncesi-komunizm-ve-dinamik-sistemler-teorisi/" target="_blank">Ölümsüzlük Manifestosu</a>’ndan öğrenelim.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">Doğa ile komünizm arasındaki ilişkinin yeniden ele alınması bizi doğrudan komünizmin sonsuzluk ve ölümsüzlük kavramlarıyla eşitlik kavramı arasında kurduğu ilişkiye getirir. Bu ilişki biçimi diyalektiği aşan niteliklere sahiptir. Komünizm ölümlülük ve ölümsüzlük arasında bir ikili zıtlaşma olmadığını, bu kavramların halihazırda birbirlerini bünyelerinde barındırdığını öne süren ve bu ikisinin birbirlerine içkin olduğu hükmünden hareketle eşitliğin ölümün sonrasına, yani ölümsüzlüğe ertelenmesini eleştirerek sonsuz adalete dayalı mutlak eşitliğin bu dünyada, yaşayanların ve ölümlülerin dünyasında hayata geçirilmesini öneren dinamik bir sistem modelidir. Lakin akılda tutulmalıdır ki burada bahsettiğimiz komünizm Sovyetler Birliği veya Çin Halk Cumhuriyeti örneklerinde karşımıza çıkan ve gerek adaletten, gerekse de eşitlikten son derece uzak olmalarına rağmen komünizm adıyla anılan totaliter sistemlerden tamamen farklı nitelikler sergileyen bir komünizmdir. Bizce Sovyetler Birliği ve Çin’deki sistemler devlet kapitalizminden başka bir şey değildi. Oysa bizim burada kullandığımız anlamıyla komünizm kaotik otonomizasyon tabir edebileceğimiz bir işleyiş biçimine sahiptir ve totaliter olmaktan son dereece uzaktır. Zira bizim kullandığımız anlamıyla komünizm zamanın paraya, paranın da zamana dönüşüp yaşamın sanal bir değerler sistemi üzerine kurulmasının hem sebebi, hem de sonucu olan kapitalizme son derece ters düşen bir biçimde sanal değerleri doğaya empoze etmek yerine gerçek değerleri doğanın kendisinin yaratmasına zemin hazırlayan dinamik bir sistem modelidir. Bizim Ölümsüzlük Enstitüsü(The Institute of Immortality) olarak yaptığımız, komünizmi yeniden anlamlandırmak yolunda ontolojik(varlıkbilimsel) bir bağlama yerleştirip ölüm, yaşam ve sonsuzlukla ilişkilendirmek suretiyle günümüzün politik, ekonomik, psikososyal ve psikosomatik sorunlarının çözümü için ne denli gerekli ve mümkün bir dinamik sistem modeli sunduğunu göstermektir. Burada komünizmin sadece eşit üretim ve eşit tüketime dayanan bir ideoloji olmaktan ziyade insanı merkeze almayan bir düşünce biçiminin dünyamıza yansımasıyla zuhur eden bir varoluş modu olduğuna vurgu yapıldığı son derece aşikar. Bu vurguya vurgu yapmak yolunda diyebiliriz ki komünizmin sonsuz adalet ve mutlak eşitlik kavramlarını günümüz için anlamlı ve alakalı kılan söz konusu kavramların sadece insanlar arasındaki maddi alış-verişlere atıfta bulunmaktan ziyade dünyamızdaki canlı-cansız tüm varlıklar arasında tezahür eden bir ilişkiye atıfta bulunuyor olmalarıdır. İnsanlar ile öteki varlıklar veya nesneler arasında hiyerarşik olmayan bir eşitlik ilişkisinin hayata geçirilebilmesi için öncelikle ölümlü bir insan gibi düşünmekten vazgeçilmesi gerekir. Ölümsüzlük düşüncesi işte bu anlamda insanı merkeze almayan komünist teorinin itici güçlerinden biri olarak çıkar karşımıza. Dürtülerin kısır-döngüsünü kırarak insanın içindeki aşkınsal düzeyi açığa çıkarmak ve sonsuz adalet ile mutlak eşitliği tanrıya atfetmek yerine doğaya iade etmek ise sadece komünistlerin değil, gezegenimizde yaşayan tüm insanların birincil vazifesi olmalıdır.     <strong>         </strong></p>
</blockquote>
<p><a href="http://lawgiverz.tumblr.com/post/23030253924/something-wicked-this-way-comes" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-3377" style="border-style:initial;border-color:initial;cursor:default;display:block;margin-left:auto;margin-right:auto;border-width:0;" title="ancient alien - a drawing found in Italy" src="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz ve Takamuro Kootaro&#8217;ya göre <a href="http://www.bibliotecapleyades.net/tierra_hueca/tierrahueca/Chapter7-2.htm" target="_blank">Ölümsüzler Ülkesi Agharta</a>&#8216;ya ulaşmak ancak dünyanın merkezine inen bir Kurt Deliği yaratmakla mümkün kılınabilirdi. Çünkü Kurt Delikleri varlığın farklı boyutları arasında seyahati olanaklı hâle getiriyordu. Dr. Lawgiverz ve Takamuro Kootaro komünizmin gelecekte bir gün “dünyada bu güne kadar insan ile doğa arasında kurulmuş en uyumlu ilişkinin bir temsili” olarak nitelendirilebilmesine yetecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyordu. Binyıllar önce yeryüzündeki savaşlar ve felaketlerden korunmak için yer altına inen ve dünyanın iç-merkezinde muazzam bir imparatorluk kuran Agarthalılar&#8217;ın ise komünist ölümsüzlüğü (sonsuz adaleti ve mutlak eşitliği) içinde yaşadığımız bu fâni dünyada hâlihazırda hayata geçirmiş olduğunu Dr. Lawgiverz&#8217;in  yeraltındaki bu orta-dünyaya daha önce yanlışlıkla da olsa yaptığı bir yolculuk sayesinde öğrenmişlerdi bu ikisi. İşte bu yüzden de insanlığı Agartha&#8217;nın başkenti Shamballah&#8217;ya nakledecek Kurt Deliği misâli bir teçhizatın, makinenin, adına ne derseniz deyin, ne denli gereklilik arz ettiğini her fırsatta dile getiriyorlardı bir süreden beridir kendileri. Artık eşref vaktin gelip çattığını, kaybedilecek bir saniye bile olmadığını, Nuh&#8217;un yeni gemisinin dünyanın derinliklerine insan, hayvan ve daha başka canlı varlıklar taşımaya en kısa zamanda başlaması gerektiğini, aksi takdirde mutlak yokoluşun kaçınılmaz hâle geleceğini ise bilmiyoruz bu raddeden sonra kendimizi tekrarlayıp sözlerimize eklemeye gerek var mı, ama gene de her ihtimâle karşı tüm bunları yapıyor ve ediyoruz işte belki vardır diye…</p>
<span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='710' height='430' src='http://www.youtube.com/embed/wm_aMXqZXrc?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span>
<h6 class="zemanta-related-title" style="font-size:1em;">Related articles</h6>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/10/mortal-all-too-mortal-nihilistic-speculations-from-dr-lawgiverz-2/" target="_blank">Mortal, All Too Mortal: Nihilistic Speculations From Dr. Lawgiverz-2</a></li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://occupythebufferzone.wordpress.com/2012/04/13/press-release-occupy-buffer-zone-obz/" target="_blank">Press Release Occupy Buffer Zone (Greek &amp; Turkish follow)</a></li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/ontolojik-kanit/" target="_blank">Ontolojik kanıt</a></li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://lawgiverz.tumblr.com/post/23030253924/something-wicked-this-way-comes" target="_blank">Agharta</a></li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/agharta/'>Agharta</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ancient-astronaut-theory/'>Ancient Astronaut Theory</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/deleuze/'>Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/hollow-earth/'>Hollow Earth</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kapitalizm/'>kapitalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/lawgiverz/'>Lawgiverz</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nietzsche/'>Nietzsche</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/philosophy/'>philosophy</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/tibet/'>Tibet</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3391&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2012/05/07/olumden-oteye-yol-var-olumsuzler-ulkesi-agharta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg?w=144" />
		<media:content url="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg?w=144" medium="image">
			<media:title type="html">ancient alien - a drawing found in Italy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2012/05/agharta-shambahla.gif" medium="image">
			<media:title type="html">agharta-shamballah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ancient alien - a drawing found in Italy</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Olayın Kazandığı Son Derece Komplike Boyut</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/09/11/olayin-kazandigi-son-derece-komplike-boyut/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/09/11/olayin-kazandigi-son-derece-komplike-boyut/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 10:17:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi ve Felsefi İşler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Adrian Johnston]]></category>
		<category><![CDATA[Alain Badiou]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fight Club]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Jacques Lacan]]></category>
		<category><![CDATA[Lawgiverz]]></category>
		<category><![CDATA[Quentin Meillassoux]]></category>
		<category><![CDATA[Ray Brassier]]></category>
		<category><![CDATA[Slavoj Žižek]]></category>
		<category><![CDATA[transendental materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tyler Durden]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni roman]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=3145</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman hepimizin nefretimize yenik düşüp sonradan pişman olacağımız eylemlere giriştiğimiz muhakkak olmuştur. Haset, kıskançlık, garez gibi duyguların üstesinden gelinmesi en zor duygulardan olduğu, aklın bu tür duygular karşısında çoğu zaman çaresiz kalıp yenik düştüğü bilinen bir gerçektir. Yaşadığımız dünya<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3145&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><strong><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/vintagegal-1952.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3146" title="cat with statue-vintagegal-1952" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/vintagegal-1952.jpg?w=710" alt=""   /></a></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Zaman zaman hepimizin nefretimize yenik düşüp sonradan pişman olacağımız eylemlere giriştiğimiz muhakkak olmuştur. Haset, kıskançlık, garez gibi duyguların üstesinden gelinmesi en zor duygulardan olduğu, aklın bu tür duygular karşısında çoğu zaman çaresiz kalıp yenik düştüğü bilinen bir gerçektir. Yaşadığımız dünya göz önünde bulundurulduğunda bazen insanın akılcı düşünceyi bir kenara itip her ne pahasına olursa olsun saldırıya geçmek gelir ve geçer içinden, ki bizce gelsin ve geçsindir de zaten. Nitekim biz de işte şimdi aklımızı bir kenara bırakıp bizi tarifi imkânsız acılara mahkûm eden güçlere karşı taarruza geçecek ve deliliğe daha büyük bir delilikle karşılık vereceğiz.</p>
<p style="text-align:justify;">İşte bu kararımızdan hareketle biz de kurbanımız Dr. Lawgiverz’i zamanda yolculuk yapmış ve olmayan bir gelecekten, anlatımızın geçtiği zamana gelmiş bir ölümsüz olarak yeniden kurgulamaya karar verdik. Bu senaryoya göre Dr. Lawgiverz anlatımızın geçtiği zamandan, yani güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceğini duyuran ve kimilerinin radyodan duyduğu, kimlerinin ertesi gün gazetelerde okuduğu, kimilerininse halk arasında dolanan söylentiler dolayımıyla bilgi sahibi olduğu o mübarek iddianın ortaya çıktığı günün 4.5 yıl sonrasından, yani güneşin söndüğü günden gelmiş bir kişidir. Kendisinin bu durumu onu bir ölümsüz kılmaktadır, çünkü güneş hakikaten de sönmüş ve hiçliği tüm evrene olmasa bile güneş sistemine hâkim kılmıştır. Dr. Lawgiverz de tüm canlılar gibi bedenen yok olmuş, fakat her ne hikmetse, bizim de bilmediğimiz ve dolayısıyla da açıklayamayacağımız bir sebepten ötürü, salt bilinçten ibaret bir varlık olarak (ruh?) şimdiki zamana gelerek bedenini bulmuş ve ruhlar âleminden maddi âleme sızarak kendi kendisine yeniden hayat vermiştir. Söz konusu sızıntının ölüler kitabından diriler kitabına geçişi, veya <a class="zem_slink" title="Jacques Lacan" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jacques_Lacan" rel="wikipedia">Lacan</a>’ın tabiriyle ifade edecek olursak fanteziyi katetmeyi de içerdiği ise o kadar bariz ki söylemek neredeyse ayıp kaçacak. Diğer yandan Dr. Lawgiverz henüz bir ölümsüz olduğunu bilmemekle birlikte, yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden ötürü kendisi bilse de bilmese de hâlihazırda bir ölümsüz olması sebebiyle dünyayı biz ölümlülerden farklı algılamaktadır diyebiliriz. Zavallı Dr. Lawgiverz&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Ölüm düşüncesiyle yatıp ölümsüzlük düşüncesiyle kalkan, yani bir sabah uyandığında kendini bir ölümsüz olarak bulan ve/fakat bundan bihaber olan Dr. Lawgiverz, az önce de belirttiğimiz gibi, gelecekten geldiğinin farkında değildi önceleri. Lâkin sonraları, bilinmeyen bir sebepten ötürü idrak kabiliyetinde yaşanan muazzam bir patlama neticesinde farkına varacaktı bu hakikatin. Gelecekten gelmiş olduğunun idrakiyle önce paniğe, sonra ise sırasıyla telâş, endişe ve son olarak da sevince, neşeye kapılan Dr. Lawgiverz, kendini içinde bulduğu durumdan, yani şimdiki zamanda var olan bir geleceklilik durumundan bir an evvel çıkması gerekeceğinden habersizdi anlatımızın bu aşamasında. Aslında bilim-kurgu-gerilim romanlarının ölmeden ölümsüzleşen meşhur yazarı Tekvin’in yazdığı bir bilim-kurgu-gerilim romanının başkahramanı olan Dr. Lawgiverz, şimdiki zamanda var olduğu süre içerisinde bitmek bilmez bir deja-vu’nun aynı anda hem öznesi, hem de nesnesi olarak duyumsayacaktı kendini. Hepimizin takdir edeceği üzere, roman kahramanlarının ete kemiğe bürünüp şimdiki veya gelecek zamanda var olması ise ne görülmüş bir şeydi, ne de duyulmuş. Lâkin akılda tutulmalıdır ki şu anda bizler de bir romanın içerisindeyiz ve söylemeye gerek bile yoktur ki romanların zamanı gerçek zamandan farklıdır. Romanlar sanal zamanlarda vuku bulan sanal hadiselerden meydana gelen oluşumlar olduğu için elbette ki gerçek zamanlarda gerçekleşen hadiselerden farklı hadiseler ihtiva edecek ve netice itibarı ile de gerçek hayattakinden farklı mantık kurallarının işlerlik kazandığı oluşumlar olacaklardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Edebiyat ve hayat arasındaki fark konusunda kestiğimiz bu ahkâmlara anlatımızın ilerleyen bölümlerinde yeniden yer vermek üzere şimdilik ara verip Dr. Lawgiverz ile Tekvin arasındaki ilişkinin ayrıntılarına geçecek olursak diyebiliriz ki bu ikisi birbirlerinin ruh ikizi olmaktan ziyade, aynı madeni paranın iki farklı yüzüdürler. Zira Tekvin, Dr. Lawgiverz’i olmak istediği ve/fakat asla olamayacağını bildiği bir karakter olarak kurgulamıştır. Denebilir ki bu ikisi arasındaki ilişki <a class="zem_slink" title="Fight Club" href="http://www.rottentomatoes.com/m/fight_club" rel="rottentomatoes">Fight Club</a>(Dövüş Kulübü) filmindeki <a class="zem_slink" title="Fight Club" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fight_Club" rel="wikipedia">Tyler Durden</a> ve Anlatıcı(Jack) arasındaki ilişki gibidir. Hatırlayacaksınız orada kendine Jack diye hitap eden Anlatıcı hayatından hiç memnun olmayan, bunalımlı, bastırılmış ve ezik bir tip olarak sürdürdüğü yaşamdan bıkıp usanmış ve olmak istediği fakat olamadığı agresif, kendine güvenen, özgürlükçü, maskülin bir tip olan Tyler Durden’ı yaratmıştı kafasında. Tyler Durden, Jack’in alter-ego’su olarak Jack’in ego’sunu yerden yere vuran kapitalist sisteme karşı baş kaldıran ve hatta bununla da kalmayıp adeta savaş açan anarşist kuvvet formunda zuhur ediyordu gerek romanda, gerekse de filmde. Her neyse, işte Dr. Lawgiverz de tıpkı Tyler Durden gibi, Tekvin’in bastırılmış ve/fakat bendini sığmayıp taşan bir dere gibi şimdiki zamanla gelecek zaman arasındaki duvarı yıkarak Tekvin’in hayatına nüfuz eden kural tanımaz, yıkıcı kuvetti. İflah olmaz bir nihilist olan Dr. Lawgiverz bir dizi nihilistik spekülasyonla Tekvin’in gerçeklik algısını alt-üst edecek ve yıllardır kendisini tüketen kapitalizme karşı savaş açmasını mümkün kılacaktı. Lâkin belirtmeliyiz ki Dr. Lawgiverz’i yaratan bizzat kendi yarattığı Tekvin olduğu için durum bunun tam tersi olarak da nitelendirilebilirdi, zira ne de olsa burada söz konusu olan dört boyutlu bir yapıydı, tıpkı kendini roman karakteri olarak yaratacak bir yazar karakteri yaratan Dr. Lawgiverz&#8217;le Tekvin arasındaki ilişki gibi, ki nitekim zaten işte oydu hem Tekvin, hem de Dr. Lawgiverz’i aynı anda hem trajik, hem de komik kılan çelişkinin nedeni de, sonucu da&#8230;<a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/love.jpg"><img class="aligncenter" title="loves" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/love.jpg?w=500&#038;h=672" alt="" width="500" height="672" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Görüldüğü üzere anlatı o denli komplike bir boyut kazanmıştır ki durumun yürekler acısı olduğunu dile getirirsek olayı abartmış olmayız sanırız. Zira az önce de belirttiğimiz gibi arada işin içine bir önceki romanımızın hayaletlerle konuşabilen yazarı Tekvin de girmiştir. Belki bir ara <a class="zem_slink" title="Baruch Spinoza" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Baruch_Spinoza" rel="wikipedia">Spinoza</a> da damdan düşer, kim bilir&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Bu noktada sanırız, Dr. Lawgiverz’in gelecekten gelmiş bir ölümsüz olduğunun idrakine vardığı o mübarek sabaha bir göz atmakta zarardan ziyade fayda olacaktır.  Dr. Lawgiverz o sabah üzerinde muazzam bir ağırlıkla uyandı. Adeta bütün gece uyumamış, oradan oraya koşuşturmuştu. Şuursal bir oradan oraya koşuşturmaydı ama tabii bu. Ziyaret etmediği ölü kalmamıştı neredeyse. Sevdiği tüm ölülerle çeşitli enstantaneler aracılığıyla bir araya gelmiş, olup bitenleri mercek altına almışlardı birlikte, ve tüm ölüler gelecekten gelmiş bir ölümsüz olduğunu söylemişlerdi kendisine. Uyandığında bir ölümsüz olduğunu hem hissedebilmekte, hem de bilmekteydi Dr. Lawgiverz. İşte anlatımızın bu noktasında etnik kökeni, dini, dili ne olursa olsun bazı okuyucularımızın şu tür sorular sorması kuvvetle muhtemeldir: “Peki ama bir ölümsüz sabah uyanınca ne yapar? Ölümlüler gibi dişlerini fırçalayıp yüzünü mü yıkar? İşeme ve dışkılama işlemlerini gerçekleştirir mi? Yoksa ölümsüzlerin bu tür ihtiyaçları olmaz mı?” Sanırız bu tür sorular sormakta hiçbir sakınca görmeyen meraklı ruhlar bizim ölümsüz diye nitelendirdiğimiz varlığın ne mene bir şey olduğunu idrak etmekte sorun yaşayan okuyucularımıza ait ruhlardır. Sayfalardır anlatmaya çalıştığımız üzere bizim ölümsüzlerimiz fiziksel olarak değil, zihinsel olarak ölümsüz şahsiyetlerdir. Denebilir ki biz bahse konu şahsiyetleri birer ölümsüz olarak nitelendirirken Kant’ın ortaya attığı  kurucu bir yanılsamaya başvurmaktayızdır. Belli ki ölümsüz derken bizim kastettiğimiz varlıkların ortak özelliği, var oluşlarını kurucu bir yanılsama üzerine inşa etmiş olmalarıdır. Ölümlülerin dünyasına birer ölümsüzün gözleriyle bakabilmek için kendilerine içkin bir aşkıncı düşünümü bir yaşam biçimi haline getirmiş olan ölümsüzlerin yemek yemeden, su içmeden, uyumadan, işemeden, sıçmadan var olabilmeleri mümkün değildir. Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki ölümsüzler fiziksel olarak ölümlülerden farksız olsalar da, bilinç düzeyinde ölümlülerle en ufak bir benzerlikleri yoktur. Tıpkı ölümlüler gibi ölümsüzler de fiziksel olarak yorulurlar, lâkin ölümlülerden farklı olarak ölümsüzlerde zihinsel yorgunluk asla mümkün değildir.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/colette-saint-yves.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3148" title="colette saint yves" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/colette-saint-yves.jpg?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Ölümsüzlük ölümlüler için geçerli ve mümkün olan pek çok şeyi olduğu gibi, intihar etmeyi de imkânsız ve anlamsız kılıyordu. Ölümsüz insan sonsuza dek yaşayacağını bildiği için olsa gerek, eylediği eylemler ve söylediği söylemler vasıtasıyla son derece temkinli bir varlık portresi çizer. Ölümlülerin değer atfettiği pek çok şeyin ölümsüz için en ufak bir kıymeti harbiyesi yoktur. Daha başka ne denebilir ki bir ölümsüzü bir ölümlüden farklı kılmak için? Elbette ki pek çok şey. Ama yer darlığı sebebiyle şimdilik hâlihazırda söylemiş olduğumuz şeyleri söylemekle yetinip geriye kalan farklılıkları anlatımızın ilerleyen safhalarına bırakıyor ve bir ölümsüzün ölümlüler arasında yaşaması kuvvetle muhtemel zorluklara geçiyoruz şimdi. Bu bağlamda öncelikle belirtmek isteriz ki bir ölümsüz doğası gereği söz konusu zorluklara tamamen kayıtsız bir varlıktır. Zira onun için ölümlülerin dünyası devasa boyutta bir saçmalıktan ibarettir. Bir ölümsüz ölümlülerin dünyasında olup biten hadiselere karşı tamamen duyarsız olmasa bile son derece kayıtsızdır. O kadar ki, en feci felâketler bile onun için en ufak bir anlam ifade etmez. Ölümlülerin dünyasında geçerli olan iyilik ve kötülük kavramları bir ölümsüz için içi tamamen boş kavramlardır. Çünkü ölümsüzler iyinin ve kötünün ötesinde olduklarını düşünmekten ziyade, iyinin ve kötünün gerisinde veya altında olduklarının idrakine varmış varlıklardır. Çünkü onlar için iyi ve kötü ideal olan ve bu yüzden de ulaşılmaz kavramlardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Ölümsüzleri aptal sanan okuyucularımızı aydınlatmak maksadıyla hemen belirtelim, bir ölümsüz bir gün mutlaka öleceğini gayet iyi bilir. Zaten her ölümsüz bir gün öleceğini gayet iyi bildiği için ölümsüzlük mertebesine yükselmiştir. Hiçbir ölümsüz ölümün anlamını idrak etmeden neyse o, yani bir ölümsüz olamaz. Ölümlülerin büyük bir kısmı ise ölüm üzerine yeterince düşünmedikleri için birer ölümlü formunda ölmeye mahkûm olmaktan kurtulamaz ve ölümün mağduru olarak ölürler. Bu zavallı mahlûklar kendilerini hayvanlardan farklı birer insan sandıkları için ölümlü birer hayvan olarak acıya mıhlanmış birer yaşam sürdürürler. Artık hepimizin bildiği gibi kapitalizm, kölesi olan bilinçleri onları içinde bulundukları durumdan kurtulmaya yönelik herhangi bir eylemde bulunmaktan men eder. Kendi hastalıklarını ötekilere yansıtmak suretiyle çevrelerindeki herkese deli gömleği giydirmek ve bu vesileyle de işte kendilerini normal hissetmek eğilimindedir bunlar. Ben ruh doktoruna gidiyorum ve bana şu ilaçları veriyor, kendimi çok iyi hissediyorum, sen de git ruh doktoruna, sana da versin bu ilaçları ve sen de iyi hisset kendini, demek suretiyle depresyonu günün normu haline getirmeye çalışır durur bunlar. Oysaki depresyon son derece ciddi bir hastalıktır ve günün normu haline gelse bütün sistem çökecektir. Çöksündür tabii; bir anlatıcı olarak mevcut sistemin çökmesine bir diyeceğimiz olamaz herhalde, kimiz ki biz netice itibarı ile? Lakin bizde tedirginlik yaratan, haplarla mutluluğu yakaladığına inanıp da önüne gelen herkese aynı yoldan yürümeyi önerenlerin düştüğü biçarelik halidir, ki söz konusu biçarelik halinin engin bir şuur yoksunluğundan, bir başka deyişle muazzam bir bilinçsizlikten kaynaklandığını bilmiyor, daha doğrusu bilemiyoruz söylemeye gerek var mı, ama gene de söylüyoruz işte belki vardır diye&#8230;</p>
<p style="text-align:center;"><a href="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3377" title="This cave painting is circa 10,000 BC and is from Val Camonica, Italy.  It appears to depict two beings in protective suits holding strange implements." src="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz’in bir ölümsüz olduğunu anlamasının kendini aşma çabalarının bir ürünü olduğunu daha önce belirtmiştik. Kendini hiçbir şekilde ait hissetmediği bir varoluş tarzını benimseyen kişi için varolmak elbette ki bir memnuniyetsizlik hâlini alacaktır. O,  maddenin düşünceye, düşünceninse maddeye rahimlik ettiği bir durumla, bir oluş moduyla karşı karşıyadır. Bu durumdan çıkmanın bizim görebildiğimiz tek yolu ise bilinçdışının boşluğu (void) uzakta tutan kısır bir döngü olduğu gerçeğinden hareketle söz konusu döngüyü, yani dürtülerin kısr döngüsünü kırarak egemen siyasi-ekonomik modelden daha farklı, daha yapıcı, daha özgürlükçü, daha adil ve daha eşitlikçi bir üretim modeli yaratmaktır. Elbette ki bu yaratı işlemi öncelikle beyinde zuhur edecektir. Beynin ortaya koyacağı nesneler işte bu yeni üretim modelinin ilk yapı taşları olacaktır. Düşünce ve eylemin, teori ve pratiğin birbirlerinin etkisine dönüştüğü yeni bir üretim veya yaratıcılık modeli öncelikle düşünce ve eylemi, teori ve pratiği birbirinden ayırırken aralarında tetiklediği etkileşim sayesinde bu ikisinin aslında halihazırda bölünmüş bir bütün olduğunu, zira birbirlerinden bağımsız olarak var olmalarının zaten mümkün olmadığını ortaya koyan bir dizi stratejik okumayı ve bir dizi de spekülatif yazmayı gerektirir. Deleuze bu işleme kısaca <em>ayırıcı-sentez (disjunctive synthesis)</em> adını verir. Kant’ın özne ve nesne arasında köprü vazifesi gören sentez anlayışının tersyüz edilmiş hâli olan ayırıcı-sentez tekniğiyle Deleuze özne ile nesne arasında bir kopma yaratıp radikal öznellik modellerinin kapitalist toplumda gedikler açarak doğrudan toplumsal yapının çözülmesine katkıda bulunmaları bağlamında ne denli gerekli olduklarını göstermiş olur.</p>
<p style="text-align:justify;">Diğer yandan konuya Badiou&#8217;nun <em>Varlık ve Olay</em> kitabından hareketle bakacak olursak diyebiliriz ki hakikate ancak gerçekçi spekülasyonlar yoluyla yaklaşılabilir, zira hakikat bilgi ile bilinmezlik arasındaki yerde zuhur edebilir ancak, ve hakikat hâlihazırda mevcut olan egemen sembolik düzende bir boşluk olarak nitelendirlmekle birlikte, aslında yeni bir sembolik düzenin ilksel kurucu öğesi olarak telâkki edilmelidir. Burada gerçekçi spekülasyon kelimesiyle kastedilen şeyinse hayâl gücüyle bilimin ve matematiğin epistemolojik düzlemde (sembolik düzende) ontolojik (Gerçek) bir boşluk yaratarak dünyaya insan bilincinden ve düşüncesinden bağımsız bakabilme yetisine sahip varlıkların oluşturduğu yeni bir düşünümsel boyuta varoluş alanı yaratmayı amaçlayan bir nevi okuma-yazma stratejisi olduğunu söyleyebiliriz. Dünyayı kendi bilinç ve düşüncelerine hapseden bağlılaşımcılığa (correlationism) karşı-argüman üretmeye yarayan bu metod Hegel’ci diyalektiğin metoduyla benzerlikler arz etmesine rağmen, Meillassoux’nun deyimiyle Spekülatif Materyalizm’in metodu Hegel’in idealizminin Schellling’in materyalizmiyle yer değiştirdiği, bir başka deyişle Hegel’in idealizmden arındırılarak ruhun ve bedenin sürekli birbirini dönüştürdüğü daha eşitlikçi ve son derece yatay bir ilişki içerisine sokulduğu ve böylelikle de işte Hegelci diyalektiğin kısır-döngüsünün kırıldığı bir izleğe sahiptir. Meillassoux’nun içkinlik (immanence) konusundaki ısrarı göz önünde bulundurulduğunda diyalektik materyalizmle spekülatif materyalizm arasındaki farklardan bir tanesi daha ortaya çıkıyor. Hegel’e göre özne ve nesne arasındaki ilişki özne ve nesneyi aşkındır, yani ikisinin de dışında konumlanmıştır. Oysa Meillassoux özne ve nesne arasındaki ilişkinin özne ve nesneye nazaran aynı anda hem aşkın hem de içkin bir boyutta konumlanmış olduğunu söylemektedir. Adrian Johnston’un (Lacan, Zizek) ve Ray Brassier’in (Deleuze &amp; Guattari, Nick Land, Badiou) eserlerinde karşımıza çıktığı iki farklı haliyle Transendental Materyalizm ise Meillassoux’nun “olmayan Tanrı” (inexistent God) kavramını şiddetle eleştirir. Transendental Materyalizm’in her iki kanadı da Meillassoux’nun olumsallık(rastlantısallık) ve zorunluluk arasındaki ilişkiyi olumsallığın zorunlululuğu ilkesiyle nihayete erdirmesini yeni oluşumlara açılım sağlaması bakımından olumlu bulurken, diğer yandan Meillassoux’nun olumsallığın zorunluğu ilkesinden çıkara çıkara olmayan, sanal bir Tanrı’nın gelecekte varolma olasılığını çıkarmasını ve hatta olsun veya olmasın herhangi bir Tanrı’ya atıfta bulunmasını bile yersiz ve de gereksiz bulur. Nitekim Brassier kendisiyle Thauma Magazine’de felsefe ve nihilizm üzerine yapılan bir röportajda Meillassoux’nun Tanrı’ya atıfta bulunmasını bir talihsizlik olarak nitelendirirerek esprili bir şekilde felsefi tartışmalarda Tanrı adının geçmesini yasaklamak gerektiğini ve bunu mümkün kılacak bir kurul oluşturulmasını salık veren bir açıklamada bulunur. Brassier: “Ben bir nihilistim, çünkü hâlâ hakikate inanıyorum.”</p>
<p style="text-align:justify;">Siz sormadan biz söyleyelim, transendental materyalizmin iki farklı yüzünü oluşturan Lacan-Hegel&#8217;ci Adrian Johnston kanadı ile Deleuze-Guattari&#8217;yi bilimin ışığında yeniden okuyan Ray Brassier kanadını birleştiren şey ikisinin de Bergson&#8217;un yaşamsal felsefe (vitalism) öğretisinin günümüzün son derece komplike siyasi, ekonomik, psikanalitik ve pskososyal yapılarının dönüştürülmesinde yetersiz kaldığını, zira günün normu hâline gelmek suretiyle kapitalizme hizmet eden bir yapıya büründüğünü söylüyor oluşlarıdır. Ayrıca her ikisi de açıkça kapitalizme karşı birer duruş sergilemektedir. Diğer yandan bu ikisi, yani Johnston ve Brassier kanatları arasındaki fikir ayrımına sebep olan mevzuyu özetleyecek olursak diyebiliriz ki Johnston&#8217;un transendental materyalizmi Zizek&#8217;i meta-psikolojik ve ontolojik bir bağlamda yeniden okuyarak dürtülerin bilinçli arzulama biçimlerine dönüşümünde etkin bir rolü olan veya olması gereken devlete ve kurumsallaşmaya daha fazla önem atfederken, Brassier&#8217;in transendental materyalizmi Deleuze&#8217;ün Bergson&#8217;cu transendental ampirizmini daha materyalist gözlüklerle, Badiou&#8217;nun siyasi ontolojisi ışığında ve anti-vitalist bir bakışla yeniden okuyup <em>Anti-Oedipus: Kapitalizm ve Şizofreni</em> kitabının transendental materyalist yanına vurgu yaparak daha anarşik ve mümkün mertebe devletsiz bir komünizmi savunur. Belli ki her iki hâlde de transendental materyalizmin amacı ölümü aşmaktan ziyade ölümü yaratan koşulları aşmak, yani şimdiki zamanın ve mekânın ötesine geçip ölümlülerin dünyasına ölümsüzlüğün gözleriyle, sonlu olana sonsuzluktan bakmak suretiyle kapitalist realizmin sunduğu yaşamın anlamsızlığını göstermek ve neo-liberal militarist-kapitalist sistemin radikal dönüşümünü mümkün kılacak koşulların nasıl yaratılabileceğini teorik olarak açıklığa kavuşturmaktır.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/motion.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-3149" title="motion" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/motion.gif?w=710" alt=""   /></a></p>
<h6 class="zemanta-related-title" style="font-size:1em;">Related articles</h6>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/10/mortal-all-too-mortal-nihilistic-speculations-from-dr-lawgiverz-2/" target="_blank">Mortal, All Too Mortal: Nihilistic Speculations From Dr. Lawgiverz-2</a> (cengizerdem.wordpress.com)</li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/adrian-johnston/'>Adrian Johnston</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/alain-badiou/'>Alain Badiou</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/fight-club/'>Fight Club</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gilles-deleuze/'>Gilles Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/jacques-lacan/'>Jacques Lacan</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/lawgiverz/'>Lawgiverz</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/quentin-meillassoux/'>Quentin Meillassoux</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ray-brassier/'>Ray Brassier</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/slavoj-zizek/'>Slavoj Žižek</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/transendental-materyalizm/'>transendental materyalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/tyler-durden/'>Tyler Durden</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yeni-roman/'>yeni roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3145&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/09/11/olayin-kazandigi-son-derece-komplike-boyut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/vintagegal-1952.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">cat with statue-vintagegal-1952</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/love.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">loves</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/colette-saint-yves.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">colette saint yves</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_m3hp53hplc1qaun36o1_500.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">This cave painting is circa 10,000 BC and is from Val Camonica, Italy.  It appears to depict two beings in protective suits holding strange implements.</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/motion.gif" medium="image">
			<media:title type="html">motion</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Üç Silahşörler&#8217;in Akla Zarar B Plânı</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/09/11/uc-silahsorlerin-akla-zarar-b-plani/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/09/11/uc-silahsorlerin-akla-zarar-b-plani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 07:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi ve Felsefi İşler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefi roman]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Hegel]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ray Brassier]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[schelling]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=3159</guid>
		<description><![CDATA[Buraya kadar yazdıklarımızdan da anlaşılacağı üzere ölümsüzlük bilincine ulaşmak için ölümlülük bilincini son noktasına kadar götürüp tersine dönmesini sağlamak gerektiği aşikârdır. Ölümsüzlük teorimize neşter vurmaya meyilli okuyucularımızın muhtemel sorularını daha sorulmadan anlamsız kılmak için özellikle kaleme aldığımız bu değerli bilgiler<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3159&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://crestondavis.files.wordpress.com/2010/07/the-one-all.jpg"><img class="alignright" title="the one-all" src="http://crestondavis.files.wordpress.com/2010/07/the-one-all.jpg?w=230&#038;h=219&#038;h=219" alt="" width="230" height="219" /></a>Buraya kadar yazdıklarımızdan da anlaşılacağı üzere ölümsüzlük bilincine ulaşmak için ölümlülük bilincini son noktasına kadar götürüp tersine dönmesini sağlamak gerektiği aşikârdır. Ölümsüzlük teorimize neşter vurmaya meyilli okuyucularımızın muhtemel sorularını daha sorulmadan anlamsız kılmak için özellikle kaleme aldığımız bu değerli bilgiler de paylaşıldığına göre, herhalde artık anlatıya kalındığı yerden devam edilebilir. Peki ama nerede kalmıştık? Tabii ki Dr. Lawgiverz’e karşı geliştirilen B planında. Hatırlayacağınız gibi üç silahşörlerin hazırladığı plana göre Dr. Lawgiverz paranoyaya maruz bırakılacak ve intihar etmesi sağlanacaktı. Ancak bu noktada belirtmek gerekir ki doktorda öyle psikolojik savaşlara yenik düşecek göz yoktu, yoktur. Ne de olsa o kariyeri boyunca insan ruhunu didik didik ederek psikanalizle felsefeyi yepyeni bir ilişki içine sokmak suretiyle düşünce alanında rahatlıkla bir devrim olarak nitelendirebileceğimiz açılımlara zihinsel rahimlik etmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_lcv0gtcm2h1qzn34eo1_500.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3185" title="dr.lawgiverz" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_lcv0gtcm2h1qzn34eo1_500.jpg?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Telefon çaldığında Dr. Lawgiverz kırmızı şarabını yudumluyor ve bir vecd hâlinde orijinal el sarımı <a class="zem_slink" title="Havana" href="http://maps.google.com/maps?ll=23.0144444444,-82.3030555556&amp;spn=0.1,0.1&amp;q=23.0144444444,-82.3030555556 (Havana)&amp;t=h" rel="geolocation">Havana</a> purosunun tütününü piposuyla tüttürüyordu. Adeta dünyadaki her şey gayet normalmiş, ortada evrene dair aksi giden hiçbir durum yokmuş gibi bir havası vardı doktorun, ilginçtir sevgili okur, ve/fakat bir o kadar da gerçektir bu. Arayan ne aşkına yenik düşüp tekrar birleşmek istediğini bildirmek için karısı, ne astro-fizik alanındaki son bulgularını paylaşmak arzusuyla yanıp tutuşan kadim dostu <a class="zem_slink" title="Japan" href="http://maps.google.com/maps?ll=35.6833333333,139.766666667&amp;spn=10.0,10.0&amp;q=35.6833333333,139.766666667 (Japan)&amp;t=h" rel="geolocation">Japon</a> bilim-adamı, ne de televizyonlara ne olduğunu açıklığa kavuşturması beklenen Tekvin’di sevgili okur; zira arayan dünya devletleri ortak platformu’na bağlı istihbarat teşkilatı baş sorumlusundan başkası değildi.</p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz’le mi görüşüyorum acaba?</p>
<p style="text-align:justify;">Evet, benim, siz kimsiniz?</p>
<p style="text-align:justify;">Benim kim olduğum önemli değil, önemli olan sizin kim olduğunuz ve ne yapmaya çalıştığınız.</p>
<p style="text-align:justify;">Söylediklerinizin içini doldurmanızı rica edeceğim sizden.</p>
<p style="text-align:justify;">Söylediklerimin içi zaten dolu; senin düşündüklerin ve yaptıklarınla dolu.</p>
<p style="text-align:justify;">Dünyanın insandan bağımsız düşünülebilmesi gerektiği yönündeki spekülasyonlarımdan söz ediyor olmalısınız.</p>
<p style="text-align:justify;">Evet, onlardan söz ediyorum. Geçtiğimiz gün yaptığınız konuşmayı dinledik ve şüphelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha anladık. Kısacası doktor, sizin güneşin söneceği yönündeki asılsız iddianın kaynağı olduğunuzu düşünüyoruz. Bununla da kalmıyor ve sizi bu iddiayı ortaya atarken bilime hizmet etmek maksadını değil, dünyamızın mevcut düzenini oluşturan <a class="zem_slink" title="Neoliberalism" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Neoliberalism" rel="wikipedia">neo-liberal</a> global kapitalizmin temellerini dinamitlemek maksadını taşıdığınızdan şüpheleniyor ve sizi bir dizi akla zarar suçla itham ediyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">Şimdi de teorik terörist olduk öyle mi?</p>
<p style="text-align:justify;">Neden, daha önce olduğunuz başka şeyler de mi var yoksa?</p>
<p style="text-align:justify;">Hayır müfettiş, kastettiğim o değildi, daha önce hiç böyle bir şey olmamıştım zira. Kastettiğim daha ziyade şuydu ki benim söylemimle güneşin sönecek oluşu arasında kurduğunuz ilişki pek hoşuma gitti. Güneşsiz bir dünyada insan da olamayacağından dünyanın insandan bağımsız kendinde-şey olarak nasıl bir yer olabileceğini tahayyül etmek kalıyor çünkü dünyayı değiştirebilmek için geriye. İnsansız bir dünya tahayyül edebilirsek, insan merkezli düşünceden kurtulur ve dünyayı güneş sistemine hapsolmuşluktan kurtarıp ait olduğu yere, yani evrenin sonsuzluğuna kavuşturabiliriz. İnsansız bir dünyayı tahayyül edebilmek için bir ölümsüz gibi düşünebilmek gerektiğini ise söylemeye bile gerek yoktur herhalde. Ama bu noktada belirtmeliyiz ki ölümlülere, yani dirilere has bir özellik olan düşünme kapasitesi, yarattığı sınırsız düzey sayesinde, ki bunu sonlu bir varlık olan insanın sonsuzluğu düşünüp matematiksel olarak açıklayabilmesinden anlıyoruz, düşüncenin sonsuzluğu hâlihazırda kendi içinde barındırıyor olduğunu gösterir. Düşüncenin öznesi olmaktan ziyade ta kendisi olan insan ise bu anlamda ölmsüzlüğü bünyesinde barındırıyor demektir. Buradaki önemli nokta söz konusu ölümsüzlüğün fiziksel ölümsüzlük olmaktan ziyade metafiziksel ölümsüzlük olduğudur. Yani epistemolojik bağlamından tamamen koparılmış salt ontolojik bir düzlemde zuhur eden düşünce olayı. Bir olay olarak düşüncenin zuhru için gereken yüzey elbette ki maddi olacaktır. Lâkin akılda tutulmalıdır ki bu maddi yüzey Aristoteles’in çizdiği sınırlar içine hapsolmuş fizik anlayışını aşan bir maddi düzeydir. Metafiziğiksel düzlemin maddenin uzantısı olduğunu ortaya koyan aşkınsal materyalizm işte bu tarz bir düşüncenin ürünüdür. Özellikle <a class="zem_slink" title="Friedrich Wilhelm Joseph Schelling" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Friedrich_Wilhelm_Joseph_Schelling" rel="wikipedia">Schelling</a> tarafından geliştirilen bu felsefi yaklaşım, <a class="zem_slink" title="Johann Gottlieb Fichte" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Johann_Gottlieb_Fichte" rel="wikipedia">Fichte</a>’nin <a class="zem_slink" title="Immanuel Kant" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Kant" rel="wikipedia">Kant</a>&#8216;ı radikalleştirmek suretiyle idealizmin doruğuna çıkmasına bir tepki olarak maddenin yeniden ön plana çıkarılmasını içerir. Maksadı yeni bir doğa felsefesi geliştirmek olan Schelling’e göre maddenin madde-ötesi etkileri vardır ve yaratılan söz konusu madde-ötesi etkiler maddeyi aşatığı gibi, madde de onları aşar. Birbirine aynı anda hem içkin hem de aşkın olan iki farklı varlık boyutundan, daha doğrusu varlığın iki farklı düzleminden söz ediyoruz demek ki burada. Bunlardan biri beş duyumuzun duyumu dahilinde olan görünen(fenomenal) düzey, diğeri ise beş duyumuzla ulaşamayacağımız ama zihnimizle algılayabileceğimiz(numenal) düzeydir. Önceleri Spekülatif Realizm, sonraları Spekülatif Materyalizm, en son olarak da Transendental Materyalizm adını vermeyi uygun bulduğumuz bu teorinin amacı, özne ve nesnenin diğer adları olan fenomenal ve numenal düzeyler arasındaki ilişkiyi bağlılaşımcılıktan koprarak, söz konusu ikiliğin üstesinden gelmek yerine onu bir gerçek olarak kabul edip bu iki düzey arasında nasıl daha sağlıklı ve üretken bir ilişki kurulabileceğini kuramsallaştırmaktır.</p>
<p style="text-align:justify;">Sizi sizden felsefe dersleri almak için aramadım doktor. Bilmenizi isterim ki gözümüz üstünüzdedir, bir başka deyişle zan altındasınız. Eylem ve söylemlerinizi dünyayı kaosa sürüklemek yönünde sürdürmeye devam ederseniz sizi uyarmakla yetinmeyecek, daha etkili önlemlere baş vuracağız. Bu söylediklerimi ise dostça bir uyarı olarak alın lütfen. İyi günler&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">İyi günler müfettiş.</p>
<p style="text-align:justify;">Her iki taraf için de bu konuşmayı daha fazla sürdürmenin bir anlamı yoktu. Görüldüğü üzere Dr. Lawgiverz’in bu durumda yapması gereken güneşin 4.5 yıl sonra söneceği yönündeki spekülasyonu ortaya atan o çılgın bilim-adamını bulup kendini aklamaktı. Her ne kadar Dr. Lawgiverz kapitalist düzenin topyekün imhasını savunuyor olsa da, dünyanın sonunun gelmesiyle doğrudan bir ilişkisi olmasını istemiyordu. Dr. Lawgiverz’e göre kapitalizmin sonunu hayal etmek, dünyanın sonunu hayal etmekten daha zor geliyordu insanlara. O yüzden de işte bu spekülasyonlar prim yapmıştı. Oysa kendisinin yıllardır yazdığı kitaplar, makaleler, yaptığı konuşmalar, verdiği seminerler zerre kadar etkilememişti neo-liberal sistemin işleyişini ve kapitalizmin operasyonlarını. Ne zaman ki “Spekülatif Realizm”deki spekülasyon kelimesi, “güneşin 4.5 yıl içerisinde sönecek olduğu yönündeki spekülasyonlar”daki spekülasyon kelimesiyle örtüştü, Dünya Devletleri Ortak Platformu da işte o zaman harekete geçip son dönemlerde spekülasyon sözcüğünü en çok kullanan kişi olmakla kalmayıp, üstüne üstlük bir de insandan bağımsız bir dünya düşüncesiyle iktidarı kapitalin(idea) elinden alıp doğaya(gerçek) veren Dr. Lawgiverz’in peşine düştü.</p>
<p style="text-align:justify;">Üç Silahşörler haince plânlarını yürürlüğe koymuş ve plânın ilk aşaması olan “telefonla gerginlik ve korku yaratma” safhasını başarıyla hayata geçirmişti. Şimdi sıra, bekleyip söz konusu plânın Dr. Lawgiverz üzerindeki yıkıcı etkilerini gözlemlemeye gelmişti. Dr. Lawgiverz elbette ki ölümden korkan bir insan değildi. Ne var ki bu onun da hepimiz gibi her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu gerçeğini değişitirmiyordu. Eğer nahak yere mahkum edilmek istemiyorsa derhal <a title="Gilles Deleuze" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilles_Deleuze" rel="wikipedia">Gilles Deleuze</a>’ün intiharı ve felsefesi arasındaki ilişki üzerine düşünmeyi bir tarafa bırakıp, bulması gereken o çılgın bilim-adamını bulması gerekiyordu. Oysa Dr. Lawgiverz’e göre Deleuze seçtiği ölüm biçimiyle kendi felsefesine son noktayı koymaktan ziyade, hem kendi felsefesi içinde, hem de genel olarak felsefede içe dönük bir infılâk meydana getirmek suretiyle muazzam bir açılım yaratmıştır. Deleuze’ün seçtiği filozofları okuma stratejisini hatırlayacak olursak Dr. Lawgiverz’in düşüncesinin hiç de saçma olmadığına hükmedebiliriz. Hatırlanacağı üzere Deleuze’ün okuma stratejisinin temelinde yatan eylem okunan filozofun düşüncesinin içten patlatılmasını içermekteydi. Maurice Blanchot’dan farklı olarak Deleuze intiharı bile yeni yaşam biçimlerine açılan bir kapı olarak algılamaktaydı zira. Oysa Blanchot, her ne kadar ölümün bir açılım olabileceği fikrinde Deleuze’le hemfikir olsa da, son tahlilde intiharı, yani öznenin kendi ölüm sürecini maksimal düzeyde hızlandırmak suretiyle sona erdirmesi eylemini bir zayıflık belirtisi, bir yenilgi olarak görmekteydi. Bu noktada sanırız konuya açıklık getirmesi bakımından Deleuze’ün intiharıyla felsefesi arasındaki ilişkiye dair düşünceleri üretmekte olan beyine, yani Dr. Lawgiverz’in beynine nüfuz etmek suretiyle düşüncenin sonsuz labirentlerinde ufak bir gezintiye çıkmak pek yerinde olacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;">Deleuze’ün felsefesinin temelinde yatan gerçek kendisinin aşkınsal deneyimcilik(transcendental empiricism) öğretisini hayata geçirmeye cüret ve teşebbüs eden ilk filozof oluşudur. Bu gerçeğin idrakinden kuvvet alarak düşünmeye devam edecek olursak diyebiliriz ki Deleuze’ün intiharı felsefesiyle çok derin ve bir o kadar da yakın bir ilişki içerisindedir. İki farklı ölüm olduğunu dile getiren düşünür sayısı ise hiç de az değildir. Bunlardan başlıcaları olan Lacan, Blanchot ve Zizek arasından birini seçip iki ölüm, daha doğrusu ölümün iki farklı boyutu arasındaki farkı görebilmemiz içinse doğrudan Deleuze’ün yaşadığı ve öldüğü zamanda düşünmüş olan Blanchot’ya konsantre olmamız gerekir. Söz konusu konsantrasyonu hayata geçirdiğimiz takdirde zihnimizde zuhur edeceği üzere görürüz ki Deleuze’ün eyleminin ve söyleminin amacı doğrudan iki ölüm arasındaki farkı ortadan kaldırmak, yani pratik ve teori, özne ve nesne, beden ve zihin, eylem ve söylem arasında farka dayanmayan yeni bir ilişki kurmaktır. Farklılığın filozofu olarak bilinen Deleuze’ün birincil ölüm olan fiziksel ölüme karşı gerçeği zaman ve uzama hapsolmuş fiziksel düzlemi aşan içkin bir alana konumlandırdığı sanal ölümü tanımlarken Blanchot’yla aynı şeyi düşünmektedir. Ne var ki iş bu iki ölüm arasındaki boşluğu ortadan kaldırmaya gelince Blanchot’ya ters düşer. Zira Deleuze için hakikat tek bir ölümün çeşitli suretlerle kendini göstermesinden ibarettir. Sanal ölümün kendisi fiziksel ölüme sebebiyet verebilmekte ve iki ölüm arasındaki ayrımı anlamsız kılabilmektedir. Bir eylem biçimi olarak bilinçli bir şekilde kendi ölümüne sebep olmak öznenin kendisini aşabileceği noktalardan sadece biridir. Hayat ancak özneye içkin sonsuz bir boşluğun sonlu yansımalarından ibaret olabilir. Bu bağlamda ölüm her zaman ve her yerdeddir. Ölümden arınmış bir yaşam namümkün olsa bile, sonsuzluğu barındırabilecek sonlu varklıklar son derece mümkündür. Belki de Badiou’nun Deleuze’ü sonsuz çoğulluğu tekilliğe hapsetmekle itham etmesinin sebebi de budur, kim bilir&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz’in ölümlü varlıkların kendi ölümsüzlükleriyle yüzleşmesine dair bu düşünceleri anlam dünyasında öyle bir açılım yaratacaktı ki o artık asla kendisi gibi olmayacaktı. Düşünen bir varlık olarak Dr. Lawgiverz’in idrak ettiği şeyse şuydu sevgili okur: “Dünyayı değiştirebilmek için önce dünyayı anlamak gerekir.”</p>
<p style="text-align:justify;">Aşılması gereken bir varlık olarak ölümlü insan kendisini neden ve nasıl aşması gerektiğini kavradığında hakiki özgürleşmeye doğru ilk adım da atılmıştır olur. Bu noktada akılda tutulması gereken husus mutlak özgürleşmenin ancak özgürlük kelimesi anlamını yitirdiğinde, yani özgürleşmeye gerek kalmadığında gerçekleşebileceğidir. Demek ki yaratılması gereken koşullar aslında ezelden beridir tahakkümü altında yaşadığımız “Güneş merkezli evren” fikrinden kurtulmayı mümkün kılacak niteliklere sahip olmalıdır. Güneşi merkeze almayan bir insan doğal olarak insanı da merkeze almayan bir insan olacaktır. Böylelikle kendisinin merkezde olmadığı güneşsiz bir dünyada insan kendinden bağımsız bir varoluş düşünebilecek, kendinden bağımsız bir dünya tahayyül edebilecektir. Hayal gücü ve aklın yaratıcı senteziyle ortaya yeni anlam dünyalarının çıkması ise hem gerekli, hem de zaten kaçınılmazdır. Bu noktada kaçınılmaz sözcüğünü kullanırken sakın ola determinist bir yaklaşımı benimsediğimiz sanılmasın, böyle bir gaflete düşülmesin. Zira bilakis bizim maksadımız determinizme ve idealizme karşı materyalist ve aşkınsal bir varoluş tarzını düşünümsel olarak hayata geçirmektir.</p>
<p style="text-align:justify;">Konuya açıklık getirmek için Quentin Meillassoux’nun spekülatif materyalizm(spekülatif maddecilik) dediği, Adrian Johnston’un ise transendental materyalizm(aşkınsal maddecilik) dediği ve ruh ile beden arasındaki ilişkiyi mercekleri değiştirdikten sonra mercek altına alan yeni bir felsefi düşünüş usûlünden bahsedeceğiz şimdi. Az önce sözünü ettiğimiz insanı dünyadan, dünyayı ise insandan bağımsız düşünememe durumuna Meillassoux’nun verdiği ad bağlılaşımcılıkdır(correlationism). Bağlılaşımcılık Kant’ta en zayıf halindeyken, Fichte’de güçlenir ve idealizmin doruklarına kadar çıkar. Kant kendinde-şeyler’den oluşan numenal düzeyi düşünülebilir ama bilinemez bir şey olarak tanımlarken, Fichte numenal düzey diye bir şeyin olamayacağını, zira numenal düzeyi konumlayan öznenenin kendisinin fenomenal bir varlık olarak sadece fenomenler(görüngüler dünyası) düzeyinde düşünebileceğini ileri sürer. Dolayısıyla Kant’tan farklı olarak Fichte açıkça ortaya koyar ki kendinde-şeyler’in dünyası olarak numenal düzey bilinemez olmakla kalmaz, düşünülemez de. Çünkü Fichte’ye göre kendinde-şey’in onu düşünen öznenin fikrinden bağımsız olarak düşünülmesi imkânsızdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bağlılaşımcılığın doruk noktasının Alman İdealizmi’nin de doruk noktası olması ise hiç de şaşırtıcı değildir. Bilndiği gibi Fichte’den sonra Schelling’le birlikte Alman İdealizmi kısa süreli bir doğaya ve maddeye dönüş yaşamış, fakat ne var ki Hegel’le birlikte tekrar kavramlar ve idealar dünyasına yönelerek diyalektik materyalizmin determinizmi gereği Mutlak İdealizm ve Mutlak Materyalizm arasında gidip gelmeye hapsolmuştu Nietzsche Zerdüşt’ü(Zarathustra) yaratıncaya kadar. Nietzsche’yle birlikte sarsılan Hegelci diyalektik materyalizm içine düştüğü ve kendisiyle birlikte materyalizmi de sürüklediği girdaptan ancak Lacan, Deleuze, Badiou ve Zizek sayesinde çıkabilecekti. Bu dört düşünürün ortak noktası ise düşüncenin kaynağında maddeyi görüyor olmalarıydı. Yani hakikat düşüncelerin, fikirlerin ve ideaların dünyaya hükmetmesi olmaktan ziyade, maddenin, doğanın, adlandırılamayanın, hiçliğin ta kendisinin düşünceleri doğuran etkenler olduğuydu. Fakat özellikle Zizek’in Hegel ve Lacan destekli aşkınsal materyalizmine baktığımız zaman görürüz ki asıl mesele maddenin düşünceyi doğurduğunu kavramak meselesi değil, maddeden doğan düşüncenin de maddeyi değiştirebilecek güce ve kudrete sahip olduğunu kavramak meslesidir. Zira ancak böylelikle diyalektik materyalizmin ölüm ve yaşam, aşkın ve içkin, sonlu ve sonsuz arasındaki rolleri değiştirmekten ibaret kısır döngüsü kırılarak aşkınsal materyalizme(transcendental materialsim) yönelmek suretiyle ruh ve beden, insan ve dünya, numenal ve fenomenal, düşünce ve varlık, madde ve düşünce, insanlık ve insanlıkdışı, ölüm ve yaşam, ölümlülük ve ölümsüzlük arasındaki ilişkiye yeni bir boyut kazandırılabilir. Dünyayı değiştirmek için öncelikle onun ne olduğunu ve nasıl çalıştığını anlamamız, sonra da bu anlayış çerçevesinde dünyayı insana hapsetmeksizin değiştirmeye yönelik eylemlere girişmemiz hem mümkündür, hem de gerekli.</p>
<p style="text-align:justify;">Kısaca özne ve nesne olarak da anabileceğimiz tüm bu ikili zıtlaşmalar doğanın yapısı gereği vardır. Pek çok düşünür bu ikili zıtlaşmaların üstesinden gelip, özne ve nesnenin birlik ve bütünülüğünü vurgulamaya çalışmış, ve/fakat bu girişimlerinde başarısız olup sükûtu hayâle uğramıştır. Varlığın bu iki boyutunun asla ayrılmaz bir bütün olarak görülmemesi gerektiğini, bilâkis tıpkı Zizek&#8217;in yaptığı gibi bu ikiliğin muhafaza edilmesi gereken bir ikilik olduğunu söyleyen Ray Brassier işte tam da bu noktada transendental materyalizmin nihilist yüzü olarak çıkıyor karşımıza. Zizek’in Badiou’dan feyz alarak yaşamın merkezine sonsuzluğu bir boş küme olarak yerleştiren Lacan ve Hegel destekli transendental materyalizminden farklı olarak Brassier, Deleuze ve Guattari’den feyz alarak, özellikle non-philosophy kavramını yaratan Laruelle’in de etkisi altında, yaşamın merkezinde yaşamı aşan bir şey olarak bulunan kendinde-şey’in ölümsüzlük değil, ölümün ta kendisi olduğunu söyler. Ben olsam bir de ölümün aşılması namümkün bir şey olduğunu idrak edersek ölümün tahakkümü altındaki yaşamlarımızı, yani ölümlülüğümüzü bir nebze olsun aşardık diye eklerdim, diye düşünmekten kendini alamayacaktır Dr. Lawgiverz.</p>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gilles-deleuze/'>Gilles Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/hegel/'>Hegel</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kant/'>Kant</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kapitalizm/'>kapitalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ray-brassier/'>Ray Brassier</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/schelling/'>schelling</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=3159&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/09/11/uc-silahsorlerin-akla-zarar-b-plani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://crestondavis.files.wordpress.com/2010/07/the-one-all.jpg?w=230&#38;h=219" medium="image">
			<media:title type="html">the one-all</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/tumblr_lcv0gtcm2h1qzn34eo1_500.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">dr.lawgiverz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dr. Lawgiverz’in Özel Hayatı</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/05/13/dr-lawgiverz%e2%80%99in-ozel-hayati/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/05/13/dr-lawgiverz%e2%80%99in-ozel-hayati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 May 2011 12:19:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alain Badiou]]></category>
		<category><![CDATA[Badiou]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[felsefi roman]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Eyes Wide Shut]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe ve edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Nicole Kidman]]></category>
		<category><![CDATA[philosophy]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Stanley Kubrick]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Cruise]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=2676</guid>
		<description><![CDATA[Hemen belirtelim, içinde bulunduğumuz yürekler acısı durum, veya bizi zincire vurup tarifi imkânsız acılarla boğuşmak zorunda bırakan bağlamın doğası gereği, gönlümüz el vermese de aklımız göçmen düştüğü için bu noktada sorulması gereken sorunun, bazı okuyucularımızın da iddia ettiği üzere şu<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=2676&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a class="alignright zemanta-img" href="http://www.flickr.com/photos/42700174@N06/3993376028" target="_blank"><img class="zemanta-img-inserted zemanta-img-configured alignright" title="Nicole Kidman (Eyes Wide Shut, 1999)" src="http://farm3.static.flickr.com/2596/3993376028_9c4a5c1284_m.jpg" alt="Nicole Kidman (Eyes Wide Shut, 1999)" width="240" height="135" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Hemen belirtelim, içinde bulunduğumuz yürekler acısı durum, veya bizi zincire vurup tarifi imkânsız acılarla boğuşmak zorunda bırakan bağlamın doğası gereği, gönlümüz el vermese de aklımız göçmen düştüğü için bu noktada sorulması gereken sorunun, bazı okuyucularımızın da iddia ettiği üzere şu olduğuna yürekten inanıyoruz: “Peki ama tüm bunlar olurken Dr. Lawgiverz’in özel hayatı ne vaziyetteydi?” Pek çoğumuz gibi onun da özel bir yaşamı vardı elbette ki. Ama ne yazık ki hepimiz gibi onun da aşkları başladığı gibi bitmeye mahkûmdu, keşke eskisi gibi ölümsüz aşklar olsaydı, lâkin günümüz dünyasının yarattığı ağır yaşam koşulları bunu imkânsız kılıyordu maalesef. Ne de olsa <a class="zem_slink" title="Gilles Deleuze" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilles_Deleuze" rel="wikipedia">Deleuze</a>’ün dediği gibi “her aşk kendi sonuna doğru ilerler, her bilinç kendi ölümünü isterdi.”</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2012/06/25/askin-halleri-alain-badiounun-aska-ovgusune-dusulen-bazi-notlar-2/"><img class="aligncenter" title="Aşkın Halleri" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/love.jpg?w=500&#038;h=672&#038;h=672" alt="" width="500" height="672" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Nitekim Dr. Lawgiverz karısından ayrılalı yaklaşık altı ay olmuştu. Aradan geçen zaman zarfında, günümüzün gerektirdiği bilimsel netliğe sahip bir terimle ifade edecek olursak, depresyon tabir edebileceğimiz duygu durumuna, yani bir nevi ruhsal zayıflığa düşmüş olarak bulmuştu doktor kendini. Karısından ayrıldığından ziyade ayrılmak zorunda kaldığı için üzülüyordu. Bazı okuyucular “ayrılmak”la “ayrılmak zorunda kalmak” ifadeleri arasındaki farka açıklık getirmemizi talep edeceklerdir. Bu gayet normaldir, ne de olsa günümüz edebiyatı açık seçikliği ve şeffaflığı gerektiren talepkâr bir okuyucu kitlesine sahiptir. Bahse konu okuyucularımızın bilgi dağarcığını genişletmek ise bizim boynumuz borcudur, onları kıracak hâlimiz yoktur. Bu bağlamda bu konuda şunu söyleyebiliriz ki ayrılmak özgür seçim dahilinde gereçekleşebilen bir eylemken, ayrılmak zorunda kalmak kişinin hür iradesini hiçe sayan bir durumdur. Yani kişi ayrılmak istediği için değil, ayrılmaktan başka seçeneği olmadığı için ayrılmıştır partnerinden. Dr. Lawgiverz ile karısı arasında gerçekleşen ayrılma işlemi de ne yazık ki Dr. Lawgiverz’in istemi dışında gerçekleşmişti, zira karısı cinsel tercihini değiştirmiş ve yaşamının geri kalanını bir lezbiyen olarak sürdürme kararı almıştı. Bu kararda doktorun hiç rolü yoktu diyebilmek isterdik elbette, lâkin ne yazık ki acı gerçekler bunu imkânsız kılan nitelikler taşıyor. Ayrılıktan önceki altı ay boyunca tek bir kez bile cinsi münasebette bulunmamıştı çünkü bu ikisi. Hatta ilişkilerinin son üç ayında odalarını bile değiştirmişler ve aynı evde yaşamalarına rağmen birbirlerine tamamen kayıtsız bir şekilde, birbirinden tamamen bağımsız yaşamlar sürdürmeye başlamışlardı.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/tumblr_lbbumn1tke1qzhpnko1_500.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3183" title="tumblr_lbbumn1tKe1qzhpnko1_500" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/tumblr_lbbumn1tke1qzhpnko1_500.jpg?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Yeterince bunalıma girdikten sonra insanın dünyaya ve hayata bakışının değişebileceğini artık hepimiz biliyoruz. Bilmeyenlere söyleyecek sözümüz yok, evden çıkıp biraz tecrübeye maruz kalmalarının menfaatleri icabı olacağını salık vermekten başka tabii&#8230; Doğru dürüst yazı yazabilmek için biraz delirmek gerektiği yazı işiyle az çok içli dışlı olmuş her fâni için inkârı namümkün bir hakikattir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, elbette ki söylemeye gerek bile yok ama biz her ihtimale karşı söylemekte fayda görüyoruz, gereğinden fazla delirmemenin zaruri olduğudur. Herkesin doğuştan deli olduğu bir gerçek. Ancak yaşananlar bu delilik seviyesinin azalıp artmasında büyük rol oynuyor ne yazık ki. Yani doğduğumuz andaki kadar deli kalamıyoruz yaşadığımız sürece, yaşadıklarımız neticesinde&#8230; Burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise dil denilen uzuvla aramızdaki mesafenin delilik seviyemize paralel olarak artıp azalmasının söz konusu olmasıdır. İşin içinde bu kadar çok elde olmayan neden, bu denli azami kontrol dışı faktör olduğuna göre rahatlıkla öne sürülebilir ki yazı yazan kişinin neredeyse bir ses mühendisinin bas ve tiz ayarlarıyla oynarken gösterdiği titizlikle hareket etmesi, en az onun kadar dikkatli olması gerekir delilik ve akıllılık ayarlarıyla oynarken. Zira tecrübeyle sabittir ki ölçü kaçarsa geri dönüşü mümkün olmayan yollara girilir ve söz konusu yolların doğası gereği oralarda kalınır. Geriye dönüş ruhsal olarak olmasa da sirenleri noni noni diye öten bir ambulansla fiziksel olarak mümkündür; ne var ki bu yolculuk tımarhanede sonlanacağından hiç çıkılmasa daha iyidir. Elbette ki kendi görüşlerimizi ötekilere empoze etmek gibi bir niyetimiz yoktur; bunlar sadece dostça birer öneridir; yoksa pek tabii isteyen istediği yere gidip ebediyete intikâline kadar orada kalabilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Lâfı fazla uzattığımızınsa farkındayız, ancak farkında olduğumuz bir başka şey de şunları söylemeden geçip gidersek, geçip giderken gözlerimizin sonuna kadar açık olacağı gerçeğidir: <a class="zem_slink" title="Stanley Kubrick" href="http://www.rottentomatoes.com/celebrity/stanley_kubrick" rel="rottentomatoes">Stanley Kubrick</a>’in yönettiği ve baş rollerini o yıllarda gerçek hayatta da karı-koca olan <a class="zem_slink" title="Tom Cruise" href="http://www.rottentomatoes.com/celebrity/tom_cruise" rel="rottentomatoes">Tom Cruise</a>’le <a class="zem_slink" title="Nicole Kidman" href="http://www.rottentomatoes.com/celebrity/nicole_kidman" rel="rottentomatoes">Nicole Kidman</a>’ın paylaştığı o unutulmaz <em><a class="zem_slink" title="Eyes Wide Shut" href="http://www.rottentomatoes.com/m/eyes_wide_shut" rel="rottentomatoes">Eyes Wide Shut</a></em> (Gözleri Sonuna Kadar Kapalı) filmini hatırlayın. Hatırlayacağınız üzere söz konusu filmde orta sınıf bir burjuva ailesinin sadakat konusunda yaşadığı sorunlara değinilmektedir. Nicole Kidman kocası Tom Cruise’u bir bahriyeliyle aldatmayı hayâl etmiş ve esrar içtikleri bir gece bunu itiraf etmiştir. Bunun üzerine Tom’un dünyası başına yıkılmış, Nicole’den intikam almak maksadıyla kendini son derece zengin insanların düzenlediği karanlık bir seks partisinin içine atmıştır. Erotizmden olmasa bile duygudan son derece yoksun söz konusu seks partisine katılmakla kendi başına zannettiğinden büyük dertler açmış olduğunun çok geçmeden farkına varacaktır Tom. Zira onun oraya ait olmadığı çok geçmeden fark edilmiş ve tehdite varan bir yaklaşımla kapı dışarı edilmiştir. Aslında öldürülecektir ama suçu onun adına üstlenen esrarengiz bir kadın sayesinde kurtulur. Ertesi gün gazetede kendisini kurtaran kadının ölüm haberiyle karşılaşınca ne büyük bir belayla karşı karşıya olduğunu geç de olsa idrak edecektir zavallı Tom.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu filme değinmemizin sebebi Dr. Lawgiverz ve karısının da benzer bir senaryonun hazin sonunda boşanmış olmalarıdır. Ama filmle gerçek hayat arasındaki fark kendini seks partisine atanın koca değil, karı oluşudur. Yani Dr. Lawgiverz’in karısı heteroseksüellikten homoseksüelliğe, veya bilemediniz biseksüelliğe yatay geçiş yapmakla kalmamış, ayrıca kendisini seksin sınır tanımadığı seks partilerine de vurmuştur. Bunu kocasından saklama ihtiyacı bile duymamış, bir kece şıp diye gerçeği itiraf etmiştir. İşte bu hazin olay neticesinde dünyası başına yıkılan Dr. Lawgiverz kendisini son derece derin bir buhranın pençesinde kıvranır vaziyette bulmuştur.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/tumblr_ldpu2ayvh41qaun36o1_500.jpg"><img class="aligncenter" title="radical boredom" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/tumblr_ldpu2ayvh41qaun36o1_500.jpg?w=500&#038;h=349" alt="" width="500" height="349" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz kaleminin ucunu mizah dolayımıyla sivriltmekte fayda görmüş olacaktı ki boşanma kararının alındığı duruşmadan sonra aşağıda aynen iktibas etmeyi uygun bulduğumuz şu yazıyı kaleme aldı:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Bir insanın nasıl olup da bu kadar kısa bir sürede bu derece değişebileceğini bir türlü aklım almıyordu önceleri. Ancak şiddetli bir travma neticesinde zuhur eden psişik ölümü takiben gerçekleşen bir yeniden doğuş bu denli köklü bir değişimi tetikleyebilirdi kişide. Benim ilişki yaşadığım insanın artık var olmadığı su götürmez bir gerçekti ve mesele bu gerçeği kabullenmek meselesiydi. Onun ne kadar boş ve karaktersiz bir insan olduğunu aramıza giren zaman ve mesafe sayesinde daha iyi kavrayabiliyorum şimdi. Söyledikleriyle yaptıkları arasında bu denli derin ve geniş uçurumlar olan bir başka insan tanımamıştım daha önce. Sadece söyledikleriyle yaptıkları arasında uçurumlar olsa gene iyi, lakin durum ne yazık bundan da vahim. Zira bahse konu kişinin gerek eylemlerinin, gerekse söylemlerinin içi de son derece boş. Yani dillendirdikleri ve eyledikleri dış dünyada, sosyal gerçeklik tabir ettiğimiz, ötekilerle paylaşılan zamanda ve uzamda hiçbir şeye tekabül etmiyor. Anlamdan yoksun, bırakın başkalarını, öznenin kendisi için bile en ufak bir anlam ifade etmeyen söylemler ve eylemler bunlar. Örneğin bu kişi bir başkasına “seni seviyorum,” dediği zaman aslında söylediği şeyi kastetmiyor, sadece öylesine söylemiş olmak için sarf ediyor bu sözü. Aynı durum aynı kişinin bir başkasına “senden nefret ediyorum,” dediği zamanlar için de geçerli. İçi boş, yüzeysel, ne tarih bilinci, ne de bağlamla ilişkisi olan bu zavallı mahlûk, normal bir insanın utanç duyacağı ve kendisini küçük düşmüş hissedeceği hallerde bile ortada garipsenecek bir durum yokmuş gibi, sersemce davranşlarına yenilerini eklemekte tereddüt etmeyi aklından bile geçirmeyecek denli cüzi bir idrak kabiliyetine sahiptir diyebiliriz. Psikolojide bu tür bir vakanın spesifik bir adı var mı bilmiyorum, ama bana öyle geliyor ki özellikle histerik nevrotiklerde rastlanması kuvvetle muhtemeldir bu semptomlara, bir başka deyişle davranış bozukluklarına.&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">Bu kısa yazıdan da anlaşılacağı gibi Dr. Lawgiverz’in sinirleri tüm yaşananlardan dolayı son derece bozuktu. Akıl ihsan olunmuş her fâninin teslim edeceği üzere aşk nesnesi aşk öznesine karşı dönünce aşk da kaçınılmaz olarak nefrete dönüşür. Dr. Lawgiverz’in akıl ihsan olunmuş her fâninin aklına durgunluk vermesi kuvvetle muhtemel derecede tahribata uğramış aşk nesnesi imagosu, veya hayâli aşk nesnesi, artık tanınamaz bir hale gelmiş ve Dr. Lawgiverz’e zarar veren sanal bir varlığa dönüşmüştür. Kimileri bu durumu bir hayâletin bir insana musallat olmasına benzetecektir, mümkündür bu. Söylemeye gerek var mı bilmiyoruz, ama bizce Dr. Lawgiverz’in yapması gereken söz konusu aşk nesnesi imagosunu tamamen yok etmek suretiyle yeni aşk nesnelerinin fantezilerini süsleyebilmesine zemin hazırlayacak koşulları yaratmaktı, yaratmaktır. Yani kendi içinde bir boşluk yaratıp o boşluğu dolduracak yeni aşklara doğru yelken açmaktır yapılması gereken. “Söylemesi kolay,” diyerek hemen çok bilmişlik taslaması kuvvetle muhtemel okuyucularımıza ise ancak şunu söyleyebiliriz ki, bunun o kadar da kolay olmadığını biz de biliyoruz elbette. Lâkin bildiğimiz bir başka şey de zorunlulukların hiçbir mazereti geçerli saymamaya meyilli olduğu gerçeğidir sevgili okuyucular. O yüzden size tavsiyemiz, bundan sonra okuduklarınızı ve/veya okuyacaklarınızı değerlendiriken mümkün mertebe dikkatli olmanız, her söylediğimize hazır cevaplar vermek yerine olayları iki kere düşünüp, enine boyuna tartıp biçtikten sonra anlatıya müdahale etmenizdir. Tabii bu söylediklerimiz, ne yapıp etseniz de her ikide birde ille de anlatıya müdahale etmekten kendinizi alamıyorsanız geçerlidir.</p>
<p style="text-align:justify;">Her neyse, dış dünyada olup biten hiçbir şey Dr. Lawgiverz’in ilgisini çekmiyordu. Rahatlıkla yabancılaşma, hatta depresyon olarak nitelendirilebilecek bu ruhsal durum ise ne yazık ki doktoru zerre kadar rahatsız etmiyordu, hatta rahatsız etmeyi bıraktık, ilgilendirmiyordu bile. Dr. Lawgiverz güneşin 4.5 yıl içerisinde sönecek olmasına kafayı o kadar takmıştı ki gecesini gündüzüne katıp bu iddianın doğru olup olmadığını açıklığa kavuşturmak yolunda makaleler yazıyordu. Henüz bu makaleleri yayımlamaya başlamadığı içinse deli damgası yemeye de başlamamıştı kuşkusuz. Fakat yazdığı makalelerden haberdar olan bazı arkadaşları bile ona şimdiden deli gömleği giydirmeye hazırdı. Ne de olsa içişleri, dışişleri, savunma, sağlık ve başbakanlıklar konuyla ilgili kesin ve su götürmez yargılarını öne sürmekle kalmamış, bunları empoze etmek yolunda medyayı bile boyunduruğu altına almıştı, zira mühim olan hakikat değil, bilâkis kapitalizmin yaşaması için gereken koşulları yaratmaktı. Belli ki dünyanın sonu gelirdi ama kapitalizmin sonu gelmezdi. Bizimse teslimiyetçi ve kaderci yaklaşımlarla hiç işimiz olmayacağından, olamayacağından olsa gerek, kapitalizmin sonu ve ahiret günü, yani dünyaya hakim olan mevcut politik-ekonomik sistemin sonu ile dünyanın sonu arasındaki kutuplaşmada elbette ki Dr. Lawgiverz’in tarafını tutacağız. Bir başka deyişle hem dünyanın sonunun gelmekte olduğunu, hem de sonu gelmekte olanın kapitalizm olduğunu söyleyecek ve sözlerimize şunları eklemeden edemeyeceğiz: Hayatı kapitalizme hapsedemezsiniz, sonu gelen bir şey varsa o şey kapitalizmin dayattığı hayattır ve dünyada yaşanacak daha çok hayatlar vardır. Ölmemiş insanları ve doğmamış çocukları düşünmeniz saflarımızda yer alıp mücadeleye omuz vermeniz için yeter ve hatta artardır. Seçim sizin; ölüme hizmet eden yaşamlar sürdürmek mi istiyorsunuz, yoksa yaşama hizmet eden yaşamlar mı?</p>
<p style="text-align:justify;">Depresyonun önlenemez yükselişi Dr. Lawgiverz’in yaşamına günler ve geceler geçtikçe hakim olurken dünyada güzel şeyler de olmaktaydı ama elbette. Örneğin doktorun pek yakın bir dostu çok sevdiği sevgilisiyle mutlu bir yuva kurmak yolunda evlenebilmekte, çocuk sahibi olabilmekteydi. Çocukların mı onlara, yoksa onların mı çocuklara sahip olduğu konusuna hiç girmeden hayatın iyi ve kötü yanlarının birbirinden ayrılmaz bir bütünlük izlenimi verecek şekilde her daim yan yana ve hatta iç içe olduğunu Çin felsefesininin ying/yang sembolünü akılda tutarak dile getirecek olursak diyebiliriz ki Dr. Lawgiverz kendisinin de en kısa zamanda aynı yola, yani evlenip çocuk sahibi olmak yoluna baş koymasıgerektiğinin, aksi takdirde kısa bir süre sonra varlığı gerçekten anlamlı kılan yegâne şeyden, yani bir insana can vermek hazzından mahrum kalacağının bilincindeydi. Fakat ne yazık ki tecrübeyle sabitti ki Dr. Lawgiverz bu tip işlerde gereken performansı sergilemekten acizdi, daha insaflı davaranacak olursak ise pek başarısızdı diyebiliriz. Zira bilindiği gibi daha önce evlenmiş ve/fakat iki yıl gibi kısa bir zaman zarfında boşanmıştı karısından. Hayatındaki yeni kadının ise evlenmeye zerre kadar niyeti yok gibi gözüküyordu. Bu durum önceleri Dr. Lawgiverz’in işine geliyor gibi gözükse de geçen zaman içerisinde hakikatin görünenin tam tersi bir seyir izlediği âlemin nezdinde olmasa da doktorun gözünde âleni bir hâl alacaktı. Çünkü kadının eli işte, gözü aşna fişnede, bir başka deyişle oynaştaydı. Atalarımızdan yadigâr bu deyimi kullanacağımız ise inanın ki kırk yıl düşünsek bile bizim de aklımıza gelmezdi. Ama bilindiği gibi dilin cazibeleri kimi zamanlarda akla üstün gelebiliyor, ki nitekim sanırız şu halde geldi de zaten  işte.</p>
<p style="text-align:justify;">Bir insanı ancak tamamen tanımıyorsak ona aşık olabileceğimiz sıklıkla dile getirilen bir düşüncedir. Yıkıcı olansa, ilişkininin sonunda aşık olduğumuz kişiyi hiç tanımamış olduğumuzu farketmektir. Anlam dünyamızın kordinatlarını alt-üst edebilecek bu farkediş gerçeklikle aramızdaki bağlara vurulmuş şiddetli bir darbedir. İlişki yaşadığımız kişiyi kaybetmiş olmaktan çok, onu yanlış tanımış olmaktan ötürü duyduğumuz acı felç edici olabilir. Üzüntünün yerini deliliğe bıraktığı ise sıklıkla rastlanagelmiş bir durumdur. Gerçeklikle aramızdaki bağların yeniden tesis edilebilmesi için gerekense aşkın ve gerçekliğin yitimiyle içimizde oluşan boşluğu, yeni bir sevgi nesnesiyle doldurabilmektir. Zira eğer içimizdeki sevgi potansiyelini atfedebileceğimiz bir nesne olmazsa sevgi nefrete dönüşerek ruhumuzda tamiri zor tahribatlara yol açabilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Olumlu ve yapıcı duyguların yöenelebileceği bir nesne yoksa söz konusu duygular olumsuz ve yıkıcı duygulara dönüşerek bizi kendimize kıyıcı yollara sürükleyebilir. Dr. Lawgiverz bir felsefe ve psikanaliz doktoru olarak elbette ki tüm bunların bilincindedir, Marcel Proust’un Swann in Love (Aşık Kuğu) adlı yapıtını hatırlar. Orada kahramanımız Odette adlı bir kadına çılgınca aşıktır, fakat Odette artık onu sevmemektedir. Çaresizlik ve acılar içinde, acı çekmekten kurtulmanın tek yolunun artık Odette’i sevmemeyi başarmaktan geçtiğini düşünür önceleri. Ama kısa bir süre sonra idrak edecektir ki aslında istediği Odette’e olan aşkını sürdürmeye devam etmesine <em>rağmen</em> acı çekmiyor olmaktır, zira aşık olmaktan duyduğu(duyacağı) haz buna bağlıdır. Eğer aşkı biterse hayatı da anlamsızlaşacak ve ölmeyi arzulamasa bile pek yaşayası da olmayacaktır. Yani bir nevi psişik ölüme mahkum olup buhrana sürüklenecektir. Buradaki mesele aşk acısı yaşamakta olan reddedilmiş öznenin psişik ölümden sonra psişik yeniden-doğumu hayata geçirip, artık Odette’e aşık olmamasına <em>rağmen</em>, kendini aşık olmak kapasitesini yitirmemiş bir özne olarak yeniden yaratıp yaratamayacağı meslesidir. Kısa bir süreliğine Dr. Lawgiverz’i Proust’un kahramanıyla özdeşleştirecek olursak diyebiliriz ki Dr. Lawgiverz’in bu aşamada yapması gereken, karısının artık aynı insan olmadığını, yani ortada karısı olarak sevilecek bir nesne kalmadığını, dolayısıyla karısının sadakatsizliğine bir ölümsüzün kayıtsızlığıyla karşılık verebilecek güce ve kudrete erişmesi gerektiğini idrak etmektir. Anlam dünyasının koordinatları alt-üst olmuş, gereçeklikle arasındaki bağ yara almış bir insanın yeniden anlamlı bir hayata kavuşması ve tekrar aşık olabilecek yetkinliğe erişmesi ancak eski benliğini geride bırakıp yeni bir benlikle yeniden doğmasıyla mümkün kılınabilir. Bizim ölümsüzlükten anladığımız işte budur. Her insan ölümlü olduğu gibi her aşk da sonludur. Lâkin tıpkı her insan gibi her aşk da yeniden doğmaya, fakat bu sefer farklı bir nesneye yönelmiş olarak, muktedirdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Badiou’dan feyz alarak dile getirecek olursak aşkın başlaması bir karşılaşmayı ve bu karşılaşmaya sadık kalacak iki özneyi gerektirir diyebiliriz. Hatırlanacağı üzere Badiou felsefenin dört koşulunu aşk, bilim, sanat ve siyaset olarak belirlemişti <em>Varlık ve Olay</em> adlı kitabında. Badiou’ya göre hakikat ancak mevcut durumdan, düzenden, rutinden radikal bir kopuş neticesinde zuhur edebilirdi. Bireyin özne olabilmesi için işte bu radikal kopuşa sebep olan olaya sadakat göstermesi ve Lacan’ın sözleriyle ifade edecek olursak “arzusundan ödün vermemesi” gerekirdi. Sembolik gerçekliğin dayatmalarına karşın aşklarının hakikatine sadık kalmayı seçecek iki özneyi birbirinden farklı iki dışa yansıtma &#8211; içe yansıtma mekanizmasına benzetebiliriz. İçine doğdukları toplumun yapısal olarak küçük birer modeli olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmeye cüret ve teşebbüs etmekten kaçınmayacağımız bu iki mekanizmanın etkileşiminden, ortaya mevcut toplumsal yapıdan farklı yapısal özellikler sergileyen yeni bir dışa yansıtma &#8211; içe yansıtma mekanizması çıkmasının ise  kuvvetle muhtemel olduğunu sözlerimize ekleyebiliriz. Ne var ki bu noktada akılda tutmakta fayda gördüğümüz önemli bir olguya da temas etmenin zaruri olduğunu düşündüğümüzden şunları da affınıza sığınarak kaleme almayı uygun bulduğumuzu ifade etmeden geçemeyeceğiz:  İki kümenin ara kesiti olarak zuhur eden söz konusu yeni mekanizma kendi içinde dışa yansıtma ve içe yansıtma komponentleri olarak ikiye bölünmüş olacağından, adına aşk (love) demeyi alışkanlık haline getirdiğimiz duygu durumunun her iki özneyi de tekilliğe indirgeyip birleştiren aşkın (transandantal) bir birlikten ziyade, her iki öznenin de birbirine içkin (immanent) olduğu  bir ikilik durumu şeklinde zuhur ettiğini dile getirebiliriz. Lâkin işte tüm bunları öne sürebilmek için öncelikle Romantik aşk kavramının “biz bir bütünüz” anlayışına ters düşen bir biçimde Badiou’nun aşk kavramının “ikimiz de kendi içinde bölünmüş birer hiçiz” anlayışını benimsediğini teslim etmeliyiz.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/we-heart-realism.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-3188" title="we heart realism" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/we-heart-realism.gif?w=710" alt=""   /></a><strong>Related Articles</strong></p>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2012/06/25/askin-halleri-alain-badiounun-aska-ovgusune-dusulen-bazi-notlar-2/"><strong>Aşkın Hâlleri</strong></a></li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://scnneo.wordpress.com/2011/04/01/ghost-in-the-shell-solid-state-society-2006/">Ghost in the Shell: Solid State Society (2006)</a> (scnneo.wordpress.com)</li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://scnneo.wordpress.com/2011/04/01/athena-goddess-of-war-2010/">&#8220;Athena: Goddess of War&#8221; (2010)</a> (scnneo.wordpress.com)</li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://kaldirimlar.com/2011/02/20/scared/">scared</a> (kaldirimlar.com)</li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2011/05/13/mortal-all-too-mortal-nihilistic-speculations-from-dr-lawgiverz-3/">Mortal, All Too Mortal: Nihilistic Speculations from Dr. Lawgiverz (3)</a> (cengizerdem.wordpress.com)</li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/alain-badiou/'>Alain Badiou</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/badiou/'>Badiou</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/eyes-wide-shut/'>Eyes Wide Shut</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe-ve-edebiyat/'>felsefe ve edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gilles-deleuze/'>Gilles Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/istanbul/'>Istanbul</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nicole-kidman/'>Nicole Kidman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/philosophy/'>philosophy</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/stanley-kubrick/'>Stanley Kubrick</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/tom-cruise/'>Tom Cruise</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=2676&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2011/05/13/dr-lawgiverz%e2%80%99in-ozel-hayati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/we-heart-realism.gif?w=136" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/we-heart-realism.gif?w=136" medium="image">
			<media:title type="html">we heart realism</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://farm3.static.flickr.com/2596/3993376028_9c4a5c1284_m.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Nicole Kidman (Eyes Wide Shut, 1999)</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/09/love.jpg?w=500&#38;h=672" medium="image">
			<media:title type="html">Aşkın Halleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/tumblr_lbbumn1tke1qzhpnko1_500.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tumblr_lbbumn1tKe1qzhpnko1_500</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/tumblr_ldpu2ayvh41qaun36o1_500.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">radical boredom</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2011/05/we-heart-realism.gif" medium="image">
			<media:title type="html">we heart realism</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Geçici Otonom Bölge: Henüz Ölmemiş Ölüler</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/gecici-otonom-bolge-henuz-olmemis-oluler/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/gecici-otonom-bolge-henuz-olmemis-oluler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 15:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[affirmative recreation]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[geçici otonom bölge]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[taz]]></category>
		<category><![CDATA[temporary autonomous zone]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1868</guid>
		<description><![CDATA[Aslen Almanya doğumlu olmakla birlikte Sorbonne’da doktorasını tamamladıktan sonraki çalışmalarının çoğunu İngiltere’de yalnızlık içinde sürdürmüş ve karısıyla tanışıp evlendikten sonra da uzun yıllar Londra’da yaşamıştı Dr. Lawgiverz. Karısından ayrıldıktan sonra hayatı alt-üst olan doktorun bunalımdan çıkmak için tek şansı yeni<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1868&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Aslen Almanya doğumlu olmakla birlikte Sorbonne’da doktorasını tamamladıktan sonraki çalışmalarının çoğunu İngiltere’de yalnızlık içinde sürdürmüş ve karısıyla tanışıp evlendikten sonra da uzun yıllar Londra’da yaşamıştı Dr. Lawgiverz. Karısından ayrıldıktan sonra hayatı alt-üst olan doktorun bunalımdan çıkmak için tek şansı yeni diyarlara doğru yeni yelkenler açmak ve yeni insanlarla tanışmaktı, ki nitekim o da öyle yapmıştı zaten.   Hâliyle ayrılığı takiben seçtiği yaşam biçiminin doğası gereği Dr. Lawgiverz’in sabit bir ikâmetgâhı olması mümkün değildi. Her yıl farklı bir üniversitede ders vermekte, böylece de oradan oraya göç etmekle geçen göçebe bir yaşam sürdürmekteydi zira. Olaya düşünsel yaşam bazında baktığımızda ise görüyoruz ki Dr. Lawgiverz evrenin sırlarına ve insan doğasına ilişkin çalışmlarına edebiyatla başlamış, psikanalizle devam etmiş ve söz konusu çalışmaları gelişen teknolojiden de faydalanarak artık bir bilim dalı olduğuna hükmetmek vakti gelmiş bulunan felsefeyle sürdürmektedir hâlen.</p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz “söz uçar, yazı kalır,” sözünü hatırladı. Bu sözün 4.5 yıl içerisinde anlamını yitirecek olması, onu, sarf edilmiş diğer tüm sözlerin de anlamını yitireceği düşüncesine sevketti. Ne de olsa güneşin sönmesi neticesinde dünya ve hatta evren dev bir buz kütlesine dönüşecek ve dünyadaki her şeyle birlikte kitaplar da yok olacaktı. Yazarların ve sanatçıların eserleriyle ölümsüzlüğe kavuştuğu düşüncesinin ne derece saçma olduğu bir kez daha kanıtlanmış olacaktı böylece. Ölümle yazı arasındaki ilişki elbette ki eski çağlardan beridir yazarların ve düşünürlerin kafasını kurcalamış bir ilişkiydi. Maurice Blanchot “ölmemek için yazıyorum,” dediğinde büyük ihtimalle kendisini bir Şehrazat olarak duyumsamıştı. Yazılarımız boşluktan gelir ve boşluğa giderdi. İnsanın ölüm karşısındaki aczi teknoloji vasıtasıyla aşılmaya çalışılmış ve bazı bilim adamları teknoloji sayesinde insanın ölümsüz bir varlığa dönüşebileceğini iddia etmekle kalmamış, bunu kanıtlamıştı da. İnsan ezelden beridir yaşamı ölüme karşı bir direniş olarak görmüş, ölümü alt etmek için çeşitli icatlar yapmıştı. Örneğin Dr. Lawgiverz’in yakın bir dostu olan ve Takamuro Kootaro adını taşıyan bir bilimadamı, insan beyinlerinin içi sıvı nitrojen dolu küvezlere yerleştirilerek, bedenin geri kalan tüm kısımları yaşamsal fonksiyonlarını yitirse bile beynin kendisinin hayatta tutulabileceğine ve daha sonra yapay bir bedene (avatar-robot?) yerleştirilerek sosyal yaşama dahil edilmek suretiyle yaşamın deneyimsel yönüne kavuşturulması neticesinde ölümsüzlüğün hayata geçirilebileceğine gönülden inanmış ve yıllardır bu yöndeki çalışmalarını hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerle neredeyse kanıtlamıştı. Hatta bu kanıtlar oldukça zengin olduğunu söyleyebileceğimiz, ölümün eşiğindeki bazı insanlar tarafından o kadar benimsenmişti ki, yüklü miktarda paralar karşılığında vücutlarının Akor Yaşam Uzatma Vakfı’nın Arizona’daki laboratuvarlarında, sıvı nitrojen dolu tanklar içerisinde dondurulup saklanmasını talep etmişti. Bildiğimiz kadarıyla şu anda 49 ölünün baş ve vücutları orada yeniden dirilecekleri günü bekliyor.<a href="http://cengizerdem.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Onlar ağaçtan toplanmayı bekleyen meyveler misâli dirilecekleri günü bekleyedursunlar, biz “her şey önünde sonunda olacağına varır” türünde bir sözle devam edelim anlatımıza. Bu söylediğimizdense hayata bakış bağlamında kaderci bir yaklaşımı benimsediğimizi sanmayın sakın. Birer anlatıcı olarak elbette ki her şeyin kendi kontrolümüzde olduğunu, hiçbir şeyin bizim dışımızdaki bir dış güç tarafından önceden belirlenmiş olmadığının farkındayız tabii ki. Ama siz de bir an olsun aklınızdan çıkarmayın ki kadercilikle her şeyin önünde sonunda olacağına varacak oluşuna hükmetmek aynı kefeye konamaz. Zira olup biten her şey, bir dış güç tarafından önceden yazılmış olmaktan ziyade, şimdi ve burada tarafımızdan yazılmaktadır. Bu yazılanların olacağına varması sadece bizim elimizdedir. Hepimizin bildiği gibi biz şimdi, şu anda yazmayı bıraksak bu anlatı da şimdi ve burada biter. Anlatının bitmesi demekse sanal olarak da olsa can verdiğimiz tüm bu insanların bir anda ölmesi anlamına gelir, başka da bir anlama gelmez. Hayatın her an sona erebilecek bir zaman dilimi olduğunu akılda tutarsak diyebiliriz ki yazmak ölüme karşı direnmek, okumaksa zamanı öldürmektir. İşte bu ikisinin, yani yazılanın ve okunanın, yazarın ve okurun buluşması ancak ne başı ne de sonu olan, zaman ve uzam dışı bir boyutta vuku bulabilir. O boyut ölümsüzlüğün zuhur ettiği, algılayageldiğimiz dünyanın içindeki bir dışarıdır; bir başka deyişle ölümlüler kümesi içindeki bir boş-kümedir sevgili okur. Ölümlülerle dolu bir kümenin(kümesin?) içindeki içi boş bir kümeninse ölümsüzler kümesi olduğunu, yani içerideki bir dışarı olduğunu söylemeye ise hakikaten bilmiyoruz gerek var mı, ama gene de söylüyoruz işte, nemelâzım, belki vardır diye&#8230; </p>
<div>
<hr size="1" />
<div>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftnref1">[1]</a> Bilim ve Teknik Dergisi, Ölümsüzlük dosyası özel eki, Ed. Doç. Dr. Ferda Şenel, Nisan 2003, s. 13. “İnsanoğlunun ölümsüzlük için verdiği mücadele, varoluşluyla başlıyor. Rivayete göre bundan çok çok önce Lokman Hekim, ölümsüzlüğün sırrını bulur. Ölümsüzlük iksirinin formülünü kağıda yazar. Kaşif köprüden geçerken, sert bir rüzgar aniden iksirin formülünü alıp götürür. İşte, rüzgar bu iksirin formülünü götürdüğünden beri insanoğlu ölümsüzlüğün peşinde. Eski mısırlılar zamanında firavunlar, kendilerini ölümsüzlüğe taşımak için mumyalatıp piramitlerin içine yerleştirmişlerdi. Böylece vücutları korunacak ve tekrar hayata döndüklerinde eskisi gibi sağlıklı bir yaşam süreceklerdi. Hatta, sonraki yaşamlarında kullanacakları eşyaları da yanında konuluyordu. insan vücudunu mumyalayarak ölümsüzlüğe taşıma fikrini sadece Mısırlılar kullanmadı. Başta Kuzey Amerika olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde mumyalanmış insan vücutları bulundu. Bu gösteriyor ki, insan vücudunu ölümsüzlüğe kavuşturma fikrinin her toplumda çok önemli yeri olmuş. Bu fikir günümüzde de mevcut. Tabii, eskisi gibi vücudu mumyalayarak değil. Gelişen teknolojiyle yeni bir kavram ortaya çıktı: insan bedenini dondurmak. Çok düşük ısılarda insan metabolizması yavaşlıyor. Belirli bir ısının altındaysa, neredeyse hiçbir kimyasal reaksiyon gerçekleşmiyor. Alaska&#8217;da buzullar arasında bulunan bazı insan cesetlerinin yüzlerce yıl geçmesine rağmen hiçbir bozulmaya uğramadığı görülmüş. Bütün bunlardan yola çıkan insanoğlu, yeni bir arayışa girdi: Acaba insan vücudunu kendi kontrolümüzde hiç bozulmadan yıllarca saklayabilir miyiz? Günümüz teknolojisiyle çeşitli dokuları ya da hücreleri hızlı bir dondurma yöntemiyle yıllarca saklamak mümkün. Genellikle sıvı nitrojen kullanılarak, dokular -190°C&#8217;ye kadar soğutulabiliyor. Çok hızlı dondurulan bu hücreler, daha sonra eritildiklerinde, eski işlevlerini kazanabiliyorlar.”</p>
<p style="text-align:justify;"> </p>
</div>
</div>
<span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='710' height='430' src='http://www.youtube.com/embed/-r_-wSGFTBg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/affirmative-recreation/'>affirmative recreation</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gecici-otonom-bolge/'>geçici otonom bölge</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/taz/'>taz</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/temporary-autonomous-zone/'>temporary autonomous zone</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1868&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/gecici-otonom-bolge-henuz-olmemis-oluler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/temporary-autonomous-zone-gec3a7ici-otonom-bc3b6lge.jpg?w=150" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/temporary-autonomous-zone-gec3a7ici-otonom-bc3b6lge.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">temporary autonomous zone - geçici otonom bölge</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kardeş Ruhlar Buluşunca</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/kardes-ruhlar-bulusunca/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/kardes-ruhlar-bulusunca/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 11:14:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefi roman]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Realizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube]]></category>
		<category><![CDATA[a perfect day elise]]></category>
		<category><![CDATA[affirmative recreation]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Elise]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Lawgiverz]]></category>
		<category><![CDATA[pj harvey]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1857</guid>
		<description><![CDATA[Deneyler yapmak ve yaptığı deneylerin sonuçlarını insanlarla paylaşmak için yaratılmış bir insan olan Takamuro Kootaro, çocukluğunda okuduğu bilim-kurgu romanlarının etkisiyle vurmuştu kendini bilime. Özellikle H.P. Lovecraft’ın kitaplarında okuduğu doğa-üstü hadiseleri gerçek sanıyor, yıllar geçtikçe dizginlenmesi namümkün bir hâl alan hayâl<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1857&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://senselogic.tumblr.com/post/24603004620/lawgiverz-something-wicked-this-way-comes"><img class="aligncenter size-full wp-image-3542" title="future commodity" src="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_m55jg8feai1qd7m1so1_500.gif?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Deneyler yapmak ve yaptığı deneylerin sonuçlarını insanlarla paylaşmak için yaratılmış bir insan olan Takamuro Kootaro, çocukluğunda okuduğu bilim-kurgu romanlarının etkisiyle vurmuştu kendini bilime. Özellikle H.P. Lovecraft’ın kitaplarında okuduğu doğa-üstü hadiseleri gerçek sanıyor, yıllar geçtikçe dizginlenmesi namümkün bir hâl alan hayâl gücü, onu <a class="zem_slink" title="Frankenstein" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Frankenstein" rel="wikipedia" target="_blank">Frankenstein</a>, veya bilemediniz Dr. Jekyll and Mr. Hyde gibi bir çılgına çeviriyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">Anne ve babasını korkunç bir trafik kazasında kaybeden küçük Takamuro sosyalist bir filozof tarafından evlât edinilip doğru dürüst bir okula gönderilinceye kadar tarifi imkânsız acılarla boğuşmak durumunda kalacaktır. Söz konusu okulda bilimin ışığıyla aydınlandıktan sonra aldığı bir bursla Japonya’dan Amerika’ya geçen Kootaro, Georgia Tech Enstitüsü’nde kısa zamanda sivrilecek ve doktorasını bitirir bitirmez Teorik Fizik ve Astronomi kürsüsünün başına getirilecektir. Spekülatif Realistler’in düzenlediği “Bilim ve Metafizik” adlı bir konferansta, evrenin sonsuzluğu içerisinde zaman kavramının sadece insan beynine münhasır bir şey olduğunu ve bunun sebebinin de düşünebilen tek ölümlü varlığın insan olması olduğunu dile getirecektir Takamuro Kootaro, ve pek tabii Kant’ın tüm bunları yıllar önce hâlihazırda dile getirmiş olduğundan bihaber olduğu için Dr. Lawgiverz’in tepkisini çekecektir hâliyle. Aralarında münakaşaya varan bir diyalog gerçekleşecek ve detaylarına girmememeyi etik olarak uygun bulduğumuz, yaşanan o ibret verici olaylar bilim ve felsfenin iş birliğinin ne denli gerekli ve mümkün olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.vuvox.com/presentations/057e22bf06"><img class="aligncenter size-full wp-image-1885" title="streetanatomy" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/streetanatomy.jpg?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">İlerleyen süreçte <a class="zem_slink" title="Albert Einstein" href="http://www.rottentomatoes.com/celebrity/albert_einstein" rel="rottentomatoes" target="_blank">Einstein</a>’ın görecelik teorisini çürüten ilk kişi olma bahtiyarlığını yaşayan Takamuro Kootaro’nun temel tezi zamanda yolculuk mevhumuna teknolojik gelişmeler ışığında bakıldığı zaman geleceğe gitmenin geçmişten gelmekten daha mümkün olduğunu ileri sürmekteydi. Kootaro’nun teoride ıspatladığı ve bilim çevrelerinde kabul görmüş bu tezinin teferruatlarına girmek isterdik, ama ne yazık ki kapasitemiz buna hiç müsait değil, zira biz bilim-adamı olmaktan ziyade basit bir anlatıcıyız sadece. Kafamızın basmadığı şeyleri anlatmamız ise hem çok riskli, hem de zaten mümkün değil. Hangi anlatıcı okuyucularının nezdinde küçük düşmek ister ki? Bilgi eksikliğinin insanın saçmalamasına zemin hazırlamaya ne denli müsait olduğunu hepimiz biliyoruz; bunu yaşayarak öğrendiğimizi farzediyor ve bu konuyu da daha fazla rezil olmadan böylece geçiştiriyoruz. Güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceğine dair spekülasyonlar gerçeğe dönüştüğü takdirde tıpkı Akor Yaşam Uzatma Vakfı’nın Arizona’daki tesislerinden sorumlu Dr. Jerry Lemler gibi, Takamuro Kootaro’nun da tüm bu çabalarını anlamsız kılarak ölümsüzlük hayâlini imkânsızlıklar arenasına dahil edeceğini söylemeye gerek olup olmadığını ise inanın ki bilmiyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">Dr. Lawgiverz’le Takamuro Kootaro bilim ve metafizik arasındaki ilişkileri hem epistemolojik, hem de ontolojik bağlamlarda en fenni şekilde mercek altına alan bir konferansta tanışacaktı. Bahse konu konferansta “<a href="http://gonzocorpus.wordpress.com/2012/04/15/gonzo-corpusun-v-sayisi-varolusun-o-karanlik-dehlizi-olum-yayinlandimuptelasina/" target="_blank">Ölümsüzlük Teorisi ve Gilles Deleuze</a>” adında bir bildiri sunan Dr. Lawgiverz ile “Zamanda Yolculuk Teorisi ve Einstein” adında bir sunum yapan Takamuro Kootaro konferansın bittiği günün gecesinde verilen akşam yemeğinde tesadüfen yan yana oturma fırsatı bulacak ve gecenin ilerleyen saatlerinde bilimsel-felsefi bir sohbete ilâveten şarabın da etkisiyle güçlerini birleştirme kararı alacaktı bu ikisi. Biri doğa bilimlerine, diğeri ise beşeri bilimlere mensup bu iki bilim-adamının dünyaya damgalarını vurmasıyla sonuçlanan entellektüel birliktelik, son derece verimli geçtiği aşikâr olan “Bilim ve Metafizik” konulu o konferans sayesinde başlayacaktı yani işte.</p>
<p style="text-align:justify;">Güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceğine dair o meşhur spekülasyonlar ortalığa yayıldığı sıralarda Takamuro Kootaro sürekli olarak Japonya ve Amerika arasında mekik dokumakta, maddi kaynakları ve bilimsel çalışmaları arasında yepyeni köprüler inşa etmekteydi. Kim bilir, belki de bu ikisinin, yani Takamuro Kootaro ve Dr. Lawgiverz’in böyle oradan oraya gidip gelmeleridir ülkelerindeki istihbarat birimlerinin dikkatini çeken. Ne yazık ki henüz o kısma gelmedik ama, biraz sabır lütfen, ey sabrın sonunun selâmet olduğu konusunda şüpheleri olan kuşkucu okur!</p>
<span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='710' height='430' src='http://www.youtube.com/embed/TfFssEJfc7k?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span>
<p><strong><a href="http://lawgiverz.tumblr.com/post/2335860808/pj-harvey-a-perfect-day-elise" target="_blank">Pj Harvey &#8211; A Perfect Day Elise (Original Studio Version with Video Clip)</a></strong></p>
<p>He got lucky, got lucky one time</p>
<p>Hitting with the girl in room five none nine</p>
<p>She turned her back on him facing the frame</p>
<p>Said, &#8220;Listen Joe don&#8217;t you come here again&#8221;</p>
<p>White sun scattered all over the sea</p>
<p>He could think of nothing but her name Elise</p>
<p>God is the sweat running down his back</p>
<p>The water soaked her blonde hair black</p>
<p>It&#8217;s a perfect day</p>
<p>A perfect day, Elise</p>
<p>He got burned by the sun</p>
<p>He&#8217;s a lucky man</p>
<p>His face so pale and his hands so worn</p>
<p>And the sky</p>
<p>Let himself in room five none nine</p>
<p>As she turned away</p>
<p>Said a prayer, pulled the trigger and cried</p>
<p>Tell me why</p>
<p>It&#8217;s a perfect day</p>
<p>A perfect day, Elise</p>
<p>Ah oh, It&#8217;s a perfect day</p>
<p>A perfect day, Elise</p>
<h6 class="zemanta-related-title" style="font-size:1em;">Related articles</h6>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/10/mortal-all-too-mortal-nihilistic-speculations-from-dr-lawgiverz-2/" target="_blank">Mortal, All Too Mortal: Nihilistic Speculations From Dr. Lawgiverz-2</a></li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://1eladenecli.wordpress.com/2012/05/26/mars/" target="_blank">Mars&#8217;ta gün batımı</a></li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/a-perfect-day-elise/'>a perfect day elise</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/affirmative-recreation/'>affirmative recreation</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/albert-einstein/'>Albert Einstein</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/elise/'>Elise</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/frankenstein/'>Frankenstein</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gilles-deleuze/'>Gilles Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/lawgiverz/'>Lawgiverz</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/pj-harvey/'>pj harvey</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/strange-case-of-dr-jekyll-and-mr-hyde/'>Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1857&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/kardes-ruhlar-bulusunca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/streetanatomy.jpg?w=148" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/streetanatomy.jpg?w=148" medium="image">
			<media:title type="html">streetanatomy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_m55jg8feai1qd7m1so1_500.gif" medium="image">
			<media:title type="html">future commodity</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/streetanatomy.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">streetanatomy</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Soğuklar ve Savaşlar</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/soguklar-ve-savaslar/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/soguklar-ve-savaslar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 09:56:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Solar Catastrophe]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Realizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[anarşi]]></category>
		<category><![CDATA[üçüncü dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[komünizm]]></category>
		<category><![CDATA[nihilistik spekülasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[nihilizm]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1850</guid>
		<description><![CDATA[Güneşin bir anda değil de yavaş yavaş söneceğini, bir roman olmak yolunda ağır fakat emin adımlarla ilerleyen anlatımızın başlarında belirtmiştik sanırız. Hava sıcaklıklarında yaşanan ani düşüşler, derecelerin mevsim normallerinin altında seyretmesine sebebiyet vermeye başlamıştır nitekim işte. Hava o kadar soğumuştur<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1850&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_lraddnhjc91qiue4lo1_500.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-3279" title="and everything under the sun..." src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_lraddnhjc91qiue4lo1_500.gif?w=710" alt=""   /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Güneşin bir anda değil de yavaş yavaş söneceğini, bir roman olmak yolunda ağır fakat emin adımlarla ilerleyen anlatımızın başlarında belirtmiştik sanırız. Hava sıcaklıklarında yaşanan ani düşüşler, derecelerin mevsim normallerinin altında seyretmesine sebebiyet vermeye başlamıştır nitekim işte. Hava o kadar soğumuştur ki artık Afrika ve Arap Yarımdası’nda bile kar yağmaktadır. Çöller kutuplara, kutuplar dev birer buz kütlesine dönüşmüştür. Dünyayı sıvı nitrojene batırsak ancak bu kadar donardı herhalde. Ama durun bakalım, bu daha başlangıç, güneşin sönmesine iki yıl var daha şu anda. Henüz yeterince soğumadı hava, -99 derece santigrat’ın altında hava soğukluğuna rastlanmadı şimdilik. Kaydedilen en yüksek hava sıcaklığı ise -1 derece santigrat olarak belirlendi. Neden 0 ve 100 değil? Bilmiyoruz. Sıfır ve yüz noktalarını daha can alıcı bir hadiseye sakladı herhalde yazar. Bizim misyonumuz sadece yazarın yazdıklarını aklımız dil verdiğince anlatmak.</p>
<p style="text-align:justify;">Hemen belirtelim, biz bu acı gerçekleri sizlere anlatırken bir önceki romanımızın efsanevi yazarı Tekvin de bu esnada yazmayı sürdürmekte ve yok oluşa sayılı günler kaldığını da akılda tutarak tüm bu olup bitenleri sözcüklere dökmeye hummalı bir şekilde devam etmektedir. Zaman darlığı sebebiyle özet geçmekte bir sakınca görmediğini, yazdıklarının en ilginç kısımlarından biri olduğu su götürmeyecek derecede bariz olan şu yazı parçasından anlıyoruz:</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;"> Güneşin sönmesine iki yıl kala Üçüncü Cihan Harbi diye nitelendirebileceğimiz o global(küresel) muharebeler serisi kimsenin beklemediği bir biçimde patlak vermiş, zaten yapay olduğu uzun süredir sezilen sevgi ve barış hayalleri yerini tüm dünyada çok şiddetli, içsel/dışsal ayrımının ötesindeki çatışmalara bırakmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Önceleri özellikle Ortadoğu ve Arap ülkelerinde birer iç savaş şeklinde patlak veren bu savaş, daha sonra İngiltere ve Yunanistan üzerinden sınırları aşıp, ülkeler arasındaki barikatları yerle bir ederek dalga dalga tüm dünyaya yayılmıştır. Çatışmalar global ölçekte olduğu için kimse bu çatışmaları ne birer iç savaş, ne de birer dış savaş olarak niteleyebilmektedir. Artık iç düşman dış düşman kavramları anlamını yitirmiş, tüm dünya ülkelerindeki iktidarlarla muhalif güçler birbirine girmiştir. Mesele ne hangi milletin ötekinden üstün olduğu meselesidir, ne de savaşı hangi ülkenin kazanacağı meselesi.</p>
<p style="text-align:justify;">Artık yaşamlarından başka kaybedecek hiçbir şeyleri kalmayan anti-kapitalist muhalifler “ya güneş sönmezse? O zaman kapitalizmi yıkıp komünizmi hayata geçirmek için bir daha zor bulacağımız bir fırsatı kaçırmış olacağız,” diye düşünmüş olacaklar ki ayaklanma kararı almışlardır. Küresel tahakküm küresel direnişe sebebiyet vermiş, tüm ülkelerdeki muhalif güçler kendi ülkelerindeki iktidarlara karşı amansız bir mücadeleye girişmiştir. Eğer bir ülkedeki muhalif güçler zayıf düşmüşse derhal o ülkeye diğer ülkelerden binbir zorlukla da olsa takviye güçler gönderilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Hava sıcaklıklarının düşüşüne ve hava soğukluklarının artışına paralel olarak gittikçe azalan soğuk savaşlar ve gittikçe artan sıcak çatışmalar neticesinde savaşın yayılmadığı nokta kalmamış, bütün roller değişmiş, dünya neredeyse ters yönde dönmeye başlamış ve hastalar doktorlara, sömürülenler sömürenlere, ezilenler ezenlere, materyalistler metafizik ideologlarına karşı amansız bir direnişe girişmiştir. Saldırganlık ve şiddet daha önce hiç görülmemiş bir biçimde had safhadadır. Gelinen noktada artık ya global kapitalist düzen yerle bir edilecektir, ya da komünizm daha ana rahminden çıkamadan ilelebet tarihe gömülecektir. Hiç kimsenin kaçacak deliği yoktur, ki zaten hiç kimse de kaçacak delik aramamakta, bilâkis herkes saklandığı deliklerden çıkıp yıllardır hapsolageldikleri söz konusu delikleri tıkayarak savaşa katılmaya can atmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Barikatlar her yerde, savaş ve ölüm birer yaşam biçimi halindedir. Ölüm yaşamın bir parçası haline gelmiş, hastalıklar sağlıklı bir geleceğin koşuluna dönüşmüştür. Muhalif güçler karşılarında buldukları acımasız kolluk kuvvetlerine karşı tüm olumsuzlukları birer silaha dönüştürmüş, en olumsuz gibi görünen koşullar global kapitalist sistemin kökten ve tamamen imhası için birer araç haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eğer komünistler ve anarşistler için amaç mevcut düzeni topyekün yerle bir etmekse, global kapitalizmin muhafazakarları içinse amaç karşı güçleri yeryüzünden sonsuza kadar silmektir gelinen noktada. Mesele bir ölüm kalım meselesidir.</p>
</blockquote>
<p style="text-align:center;"><strong><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_lmgauvvsex1qhuc36o1_500.jpg"><img class="aligncenter" title="slowly disappeared in a peaceful and full light..." src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_lmgauvvsex1qhuc36o1_500.jpg?w=500&#038;h=333" alt="" width="500" height="333" /></a></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Her neyse, zamanın göstereceklerini zamana bırakıp anlatımıza kaldığı yerden devam edecek olursak görürüz ki aslında son derece ağır ilerleyen bir süreçle karşı karşıyayız burada. Olup bitenleri özetleyecek olsak diyebilirdik ki henüz Dr. Lawgiverz’in güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceğini öğrenmesinden, Takamuro Koootaro’nun kendini nihilizme vurup çaresizlikten ötürü saçmalamaya başlamasından, dünya devletleri ortak platformunun ve ona bağlı istihbarat birimlerinin bu ikisinin peşine düşmesinden, Tekvin’inse kendiliğinden tüm bu olup bitenleri kaleme almaya meyletmesinden başka hiçbir şey olmuş değil; tabii dünyamızın kendini sahne rolünde olarak da olsa içinde bulduğu üçüncü cihan harbini saymazsak. Dünyamızda sahnlenen üçüncü cihan harbinin şu ana kadar bir milyarı aşkın insanın ölümüne sebebiyet verdiğini ise hemen belirtelim. Belirtelim ki durumun vehameti iyice anlaşılsın ve bu gidişle güneşin tamamen söndüğü güne tanıklık edecek tek bir insanın bile kalmayacağı en ufak bir kuşkuya bile yer bırakmaksızın (mahâl vermeksizin) idrak edilsin.</p>
<p style="text-align:justify;">Bir gün hepimiz öleceğiz sevgili okur; bunu hepimiz biliyoruz. Bilmediğimiz şey bu ölümün hangi koşullar altında ve ne zaman gerçekleşeceğidir. Bana kalırsa (birinci tekil şahısa sebepsiz bir geçiş var burada) sadece ölecek oluşumuzu bilmek bile hayatlarımızı hâlihazırda yaşamakta olduğumuzdan farklı yaşamak için geçerli ve yeterli bir sebeptir. Ama ne yazık ki pek çoğumuz yaşamlarımızı bir gün mutlaka öleceğimiz gerçeğini inkâr üzerine kurmuştur. Eğer insanlar bir gün mutlaka öleceklerinin idrakiyle yaşıyor olsaydı, hâlihazırda bir ölümsüzmüş gibi sürdürürlerdi bence varlıklarını. Şunu demek istiyorum: Şu anda yaşıyor olduğumuza göre, hâlihazırda ölümden arınmış, yani ölüm<strong>süz </strong> varlıklarız hepimiz de. Zira zaten ölümsüzlüğün ilk şartı yaşıyor olmak, yani ölü olmamaktır. Diğer yandan bakıldığında görülen ise şudur: Henüz ölmediğimiz, yani ölümden arınmış olmadığımız için, hepimiz ölümlü varlıklarız. Yaşam bir ölüm sürecidir ve ölümsüzlük ancak ölümlülük ortadan kalkınca, yani artık ölmek namümkün bir hâl alınca mümkün olup olasılıklar alanına dahil edilebilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu iki farklı yaklaşımın ortak noktası ise ölümlülükle ölümsüzlüğün birbirini dışlayan durumlar olduğu varsayımından hareket etmeleridir. Oysa biz biliyoruz ki insan denen mahlûk ölümlü olduğu için ölümsüz ve ölümsüz olduğu için de ölümlü olan bir varlıktır. Ve işte budur insanı aynı anda hem trajik hem de komik kılan çelişkinin nedeni de, sonucu da&#8230; “Olmak, ya da olmamak, işte bütün mesele bu,” dedirtmişti Shakespeare Hamlet’e zamanında; bir bildiği vardı elbet. Ölüm söz konusu olduğunda insanın bildiği tek şey hiçbir şey bilmediği gerçeği olarak çıkıyordu karşımıza.</p>
<p><span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='710' height='430' src='http://www.youtube.com/embed/K_jw2sZB7z4?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span><br />
Luther Blissett &#8211; Rupture</p>
<div></div>
<h6 class="zemanta-related-title" style="font-size:1em;">Related articles</h6>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://occupythebufferzone.wordpress.com/2012/04/13/press-release-occupy-buffer-zone-obz/" target="_blank">Press Release Occupy Buffer Zone (Greek &amp; Turkish follow)</a></li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/anarsi/'>anarşi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ucuncu-dunya-savasi/'>üçüncü dünya savaşı</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kapitalizm/'>kapitalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/komunizm/'>komünizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihilistik-spekulasyonlar/'>nihilistik spekülasyonlar</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihilizm/'>nihilizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1850&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/soguklar-ve-savaslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/lets-get-fucked-up-and-die.jpg?w=150" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/lets-get-fucked-up-and-die.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">let&#039;s get fucked up and die</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_lraddnhjc91qiue4lo1_500.gif" medium="image">
			<media:title type="html">and everything under the sun...</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/tumblr_lmgauvvsex1qhuc36o1_500.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">slowly disappeared in a peaceful and full light...</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Aklın sınırlarına ve ötesindeki sonsuzluğa yaptığı yolculuklarda Kant hep yalnızdı</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/aklin-sinirlarina-ve-otesindeki-sonsuzluga-yaptigi-yolculuklarda-kant-hep-yalnizdi/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/aklin-sinirlarina-ve-otesindeki-sonsuzluga-yaptigi-yolculuklarda-kant-hep-yalnizdi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 09:33:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Audio-Visual]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[electronic music]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Realizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Alain Badiou]]></category>
		<category><![CDATA[dr. lawgiverz]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Kant]]></category>
		<category><![CDATA[nihil]]></category>
		<category><![CDATA[nihilistik spekülasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[nihilizm]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif realizm]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1848</guid>
		<description><![CDATA[Konferans bittikten sonra derin bir hayâl kırıklığına uğramış vaziyette devletler platformunun kendilerine tahsis ettiği eve dönen üç silahşörler, kara kara istihbarat teşkilatı baş sorumlusuna ne diyeceklerini düşünmektedir. Müfettiş ve çavuş kendi ülkelerindeki istihbarat birimlerinin nasıl olup da bu kadar vahim<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1848&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lnfdz6bG1T1qbvhluo1_500.jpg" alt="" width="466" height="650" /></p>
<p style="text-align:justify;">Konferans bittikten sonra derin bir hayâl kırıklığına uğramış vaziyette devletler platformunun kendilerine tahsis ettiği eve dönen üç silahşörler, kara kara istihbarat teşkilatı baş sorumlusuna ne diyeceklerini düşünmektedir. Müfettiş ve çavuş kendi ülkelerindeki istihbarat birimlerinin nasıl olup da bu kadar vahim bir hataya düşmüş olabileceği üzerine binbir dereden su getirmeye çalışırken, şef “kesin sesinizi, bir çuval inciri berbat ettiniz!” diye bağırır. Aslında çok sakin ve soğukkanlı bir insan olan şefin bu tavrı durumun sandığımızdan da vahim olduğunun göstergesidir. Bilindiği gibi göstergeler üç grupta incelenebilir, ama şimdi bunun hiç sırası değil. Belki daha sonra gerçekleşecek bir başka Dr. Lawgiverz konferansında değiniriz bu konuya. Şimdi yapmamız gereken plan B’yi yürürlüğe koymak için şefin cesaretini toplayıp istihabarat teşkilatı baş sorumlusuna telefon etmesini sağlamak. Bu noktada belirtmek isteriz ki saat gece dokuzdur, ve istihbarat teşkilatı baş sorumlusu büyük ihtimalle yemeğini yemiş, pijamalarını ve içi muflonlu terliklerini giymiş, saadet içerisinde radyodan müzik dinliyordur. Unutmayın ki televizyonlar hâlâ daha sonsuz bir beyazlıktan başka bir şey göstermemektedir. Diğer yandan istihbarat teşkilatı baş sorumlusunun karakterini de akılda tutarak diyebiliriz ki dinlediği müzik olsa olsa bir <a class="zem_slink" title="Richard Wagner" href="http://www.last.fm/music/Richard%2BWagner" rel="lastfm">Wagner</a> operası olabilir, ama tabii  bu da bir varsayım.</p>
<p style="text-align:justify;">Şef ahizeyi kaldırır ve numarayı çevirir, hattın öteki ucundaki istihbarat teşkilatı baş sorumlusu bu esnada görsel imgelerden yoksun bir Internet’te gezinmekte ve güneşin 4.5 yıl içerisinde sönecek olmasıyla televizyon ekranlarının bir yıl önce beyazlık göstermeye başlaması arasında bir bağlantı kurmaya çalışmaktadır. Yani az önce yanıldık, istihbarat teşkilatı baş sorumlusu müzik falan dinlemiyordu, çünkü zaten Wagner dahil müzik dinlemeyi hiç sevmezdi, sandığımızdan da karanlık bir ruha sahipti, sahiptir yani. Her neyse, telefonun zır zır(ring ring) çalmasıyla bile öfkelenebilecek denli asabi bir tip olan bu baş sorumlu hiddetle yerinden kalkıp telefonu açar. Telefon telsizli olduğu için konuşma süresince telefon sehpasının yanında durmak zorunda değildir, ahizeyle birlikte bilgisayarının başına dönerken “Alo?!” der. “Alo?” “Evet?” “Sayın üstüm, benim, ben üst düzey bir araştırma komisyonu şefiyim, bu vakitte sizi rahatsız ettiğim için çok özür dilerim. Ama hatırlayacaksınız ki sizi, bana vermiş olduğunuz bu hususi numaradan istediğim vakit arayabileceğimi söylemiştiniz.” “Evet, hatırlıyorum, o vakit bu vakit mi peki?” “Evet sayın üstüm, bu vakit o vaktin ta kendisidir, zira hiç umulmadık bir taş baş yarmıştır.” “Nedir o taş?” “Dr. Lawgiverz Londra’da sayın üstüm; onu bugün katıldığımız, yasa dışı olması gerekirken henüz yasalarda gerekli düzenlemler yapılmadığı için hâlen yasal kabul edilen bir konferansta konuşmacı kürsüsünde gördük.” “Bize verilen tüm istihbarat yanlış mıydı yani?” “Görünen o ki öyleydi sayın üstüm, ama merak etmeyin siz, arkadaşlarla durumu değerlendirip bir B planı hazırladık. İzin verirseniz söz konusu planı devletler platformunda masaya yatırmak üzere size yazılı ve şifreli olarak göndermek istiyorum, telefonda nakletmek pek emniyetli olmayabilir, biliyorsunuz bu spekülatif realistler denilen güruh teknolojiyle pek haşır neşirdir ve bizi dinliyor olmaları ihtimal dahilinde olmanın da ötesinde kuvvetle muhtemeldir.” “Haklısın. O halde sen planı derhal önceden kararlaştırdığımız o anonim e-mail adresine şifreli olarak gönder. Ben sabah ilk iş platformu son gelişmeleri tahlil etmek üzere gündem dışı bir toplantıya çağıracağım. Elini çabuk tut!” “Peki efendim.”</p>
<p style="text-align:justify;">Bu gergin telefon konuşmasının ardından şef mutfağa gider ve bir şişe bira açar. Müfettişe dönerek hemen işe koyulmalarını, çünkü henüz ortada olmayan B planını hazırlayıp sabahın ilk ışıklarıyla birlikte o anonim e-mail adresine göndermeleri gerektiğini söyler. Çavuşu ise önceden kararlaştırılan şifreli yazışma dilini öğrenmek üzere yan odaya gönderir. Kendini dışlanmış hissetmese de gururu incinen çavuş Amerikan olmasına rağmen bu aşamada sessiz kalması gerektiğinin bilinciyle söyleneni kuzu kuzu yapacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu sırada Dr. Lawgiverz konferansta yaptığı konuşmanın gururuyla yeni makalesini yazmaya koyulmuştur bile. Belli ki gece her iki cephe için de yazı işleriyle haşır neşir bir şekilde geçecektir. Anlatıcı ister istemez “edebi ve felsefi işlerle uğraşırdık yalnız geçirdiğimiz o soğuk ve yağmurlu gecelerde,” sözünü hatırlar. Okuyucu ise “aklın sınırlarına ve ötesindeki sonsuzluğa yaptığı yolculuklarda <a class="zem_slink" title="Immanuel Kant" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Kant" rel="wikipedia">Kant</a> hep yalnızdı,” diye geçirecektir içinden.</p>
<span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='710' height='430' src='http://www.youtube.com/embed/I31J6emKXxY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span>
<h6 class="zemanta-related-title" style="font-size:1em;">Related articles</h6>
<ul class="zemanta-article-ul">
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2011/07/03/clayton-crockett-on-the-deleuzebadiou-debate-philosophy-in-the-21st-century-via-objet-petit-a/">Clayton Crockett on the Deleuze/Badiou debate &#8211; Philosophy in the 21st Century (via Objet petit a)</a></li>
<li class="zemanta-article-ul-li"><a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2011/05/13/mortal-all-too-mortal-nihilistic-speculations-from-dr-lawgiverz-3/">Mortal, All Too Mortal: Nihilistic Speculations from Dr. Lawgiverz (3)</a></li>
</ul>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/alain-badiou/'>Alain Badiou</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/dr-lawgiverz/'>dr. lawgiverz</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/immanuel-kant/'>Immanuel Kant</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kant/'>Kant</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihil/'>nihil</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihilistik-spekulasyonlar/'>nihilistik spekülasyonlar</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihilizm/'>nihilizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-realizm/'>spekülatif realizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1848&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/16/aklin-sinirlarina-ve-otesindeki-sonsuzluga-yaptigi-yolculuklarda-kant-hep-yalnizdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/life-death-time-eternity.jpg?w=150" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/life-death-time-eternity.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">life, death, time, eternity</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lnfdz6bG1T1qbvhluo1_500.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ölüm ve Kapitalizm&#8221; Konferansı</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/09/olum-ve-kapitalizm-konferansi/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/09/olum-ve-kapitalizm-konferansi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Dec 2010 13:52:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Audio-Visual]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Conference]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Film & Animation]]></category>
		<category><![CDATA[Filozof]]></category>
		<category><![CDATA[Nihilism]]></category>
		<category><![CDATA[Nihilistic Speculations]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Realizm]]></category>
		<category><![CDATA[The Life Death Drives]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölümsüzlük]]></category>
		<category><![CDATA[barbara hammer]]></category>
		<category><![CDATA[dr. lawgiverz]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ekitap]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe ve edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Minimal]]></category>
		<category><![CDATA[ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[sanctus]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif realizm]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1808</guid>
		<description><![CDATA[Araya pek çok ahkâm tohumu serpiştirdiğimizin farkındayız. Lâkin farkında olduğumuz bir başka şey de bizim, bu anlatının yazarı ve/veya yazarları olarak, okuyucularımıza sadece zevk vermek ve hoş vakit geçirmelerini sağlamak için yazmadığımız gerçeğidir. Son derece önemli mevzuları mercek altına alıyoruz<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1808&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:'Times New Roman';">Araya pek çok ahkâm tohumu serpiştirdiğimizin farkındayız. Lâkin farkında olduğumuz bir başka şey de bizim, bu anlatının yazarı ve/veya yazarları olarak, okuyucularımıza sadece zevk vermek ve hoş vakit geçirmelerini sağlamak için yazmadığımız gerçeğidir. Son derece önemli mevzuları mercek altına alıyoruz burada; anlatıya ara vermişsek insanlığın geleceğine dair birtakım endişeler taşıyor oluşumuzdandır. Her neyse, lâfı daha fazla uzatmadan kaldığımız yere geri dönecek olursak görürüz ki olayın aldığı gayet komplike hâl yıllardır durmaksızın coşkuyla çarpamktan yorgun düşmüş ve/fakat aynı sebepten, yani durmaksızın çoşkuyla çarpmaktan ötürü, kas bakımından güçlenmiş yüreklere acı vermektedir. Çünkü “Ölüm ve Kapitalizm” temalı konferansın ilk konuşmacısı üç silahşörlerde şok etkisi yaratacak bir kişidir. Söylemeye gerek var mı bilmiyoruz, ama her ne hikmetse “istihbaratın düştüğü yanılgının ve bilgi eksikliğinin boyutları hem korkunç, hem düşündürücü, hem de ibret vericidir,” demekten de kendimizi alamıyoruz. Söz konusu yanılgıdan kaynaklanan istihbarat krizinin üç silahşörler için bu duygulara ilâveten endişe verici de olmasının ise insan doğasının gereği olduğunu da sözlerimize eklemeyi ihmâl etmiyoruz. Zira konferansın ilk konuşmacısı devletler platformunun korkulu rüyâsı Dr. Lawgiverz’dir. Belli ki doktor Japonya’da olmaktan ziyade tıpkı üç silahşörler gibi İngiltere’nin başkenti Londra’dadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:'Times New Roman';">Evet, yanlış duymadın, “Ölüm ve Kapitalizm” adlı konferansın ilk konuşmacısı, akıl ihsan olunmuş her fâninin aklına durgunluk vermesi kuvvetle muhtemel olsa da Dr. Lawgiverz’di, ey üstündeki lâneti yazgısı belleyen şaşkın okur. Akla zarar hakikatlerin birbiri ardına zuhruyla kasılan bilinçlerin daha fazla kasılmasına gönlümüz razı olmadığından, Dr. Lawgiverz’in konuşmasının anlatımızın kurgusu açısından önem arz etmeyen yanlarını budayıp, sadece hayati ehemmiyeti haiz bazı noktaları iktibas etmenin yerinde olacağını düşündük. Eminiz ki pek çok okuyucumuz bu kararımızı sevinçle karşılamış, içlerine dolan salakça sevinçle ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette taklalar atmaya başlamıştır. Kararımızdan hoşnut olmayan okuyucularımıza ise elimizden herkesi tatmin etmenin mümkün olmadığı gerçeğini bir an olsun akıllarından çıkarmamalarını salık vermekten başka bir şey gelmediğini üzüntüyle belirtmek isteriz. Kendilerine burada sizlerin huzurunda söz veririz ki bir dahaki sefere de şimdi sevinç çığlıkları ve taklalar atan okuyucularımıza vereceğiz aynı salığı. Böylece her iki gruptaki okuyucularımızı da eşit derecede ihya etmiş olacağız sanırız. Kendini hangi gruba dahil hissederse hissetsin, hiçbir okuyucumuzu sanrılarımızla meşgul etmek istemediğimiz için lâfı fazla uzatmadan Dr. Lawgiverz’in konferansta sarfettiği ibret verici sözlere geçelim isterseniz şimdi hep birlikte.</span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Ama durun bir dakika, sanırız bu kısımları böyle hızlıca geçiştirmemek lâzım, ne de olsa Dr. Lawgiverz’in üş silahşörlerin dizi dibinde olması kurguya yepyeni bir boyut katıyor. Şef yanındaki iki embesile şaşkınlık ve kınamayı aynı anda dışa yansıtan bir bakış fırlatıyor. Az önce iki embesil diye andığımız müffettiş ve çavuş ise şefe şaşkınlık ve korku dolu bakışlarını gönderiyor. İşler iyice sarpa sarıyor anlaşılan. Her neyse ama, şimdi panik yapmanın ve çevredekilere işin içindeki bit yeniklerinden örnekler sunmanın hiç sırası değil. Üç silahşörlerin bu aşamada yapması gereken soğuk kanlılıklarını korumak ve ölümle kapitalizm arasındaki ilişkileri spekülatif realist bakış açısıyla mercek altına almak maksadıyla düzenlenmiş “Ölüm ve Kapitalizm” adlı bu konferansı konuyla son derece alâkadarmış gibi can kulağıyla dinlemek. Şimdi papara koparmanın ve Dr. Lawgiverz’in yanına gidip “tutklusunuz bayım, sizi neo-liberal düzenin ve global kapitalizmin temellerine dinamit döşemeye, bu suretle rejimi yıkmaya cüret ve teşebbüs etmekten tutukluyoruz!” demenin hiç sırası değil. Bu arada dikkatli okuyucularımız soracaktır; “peki ama üç silahşörler Dr. Lawgiverz’i nereden tanıyor? Anlatıda daha önce Dr. Lawgiverz’in resmini gördüklerini hatırlamıyoruz.” Haklısınız sevgili okurlar, görmediniz, çünkü gösteren olmadı. Bizim de gözümüzden kaçan bu ayrıntıyı gündeme getirdiğiniz için size teşekkürü bir borç biliriz. Borcumuzu nasıl ödeyeceğimizi ise şimdilik bilemiyoruz. O yüzden hemen konuya açıklık getireceğini düşündüğümüz şu açıklamayı yapmayı boynumuzun borcu sayıyoruz: Dr. Lawgiverz’in resimleri devletler platformunun web sitesinde yayımlanmıştır; devletler platformu ise söz konusu resimleri bizzat doktorun kişisel web sitesinden araklamıştır. Zaten doktorun öyle saklısı gizlisi de yoktur. Internete girip google arama motoruna Dr. Lawgiverz yazıp ara’yı tıklamak irili ufaklı, renkli renksiz pek çok Dr. Lawgiverz resmine erişiminizi mümkün kılacaktır. Yani kısacası üç silahşörlerin, doktorun resimlerini görmesi değil, görmemesidir imkânsız olan. Bu konuya da yapıbozum tekniğini kullanmak suretiyle böylece açıklık getirdiğimize göre sanırız artık anlatımıza kaldığımız yerden devam edebilir, yani Birkbeck Enstitüsü’nün konferans salonuna geri dönebiliriz. Lâkin salona dönüp anlatıya devam etmeden önce tüm bu açıklamalarımızı anlamsız kılmak pahasına şunu da sözlerimize eklemeden edemedik: Zaten konferansın posterlerinde Dr. Lawgiverz’in ilk konuşmacı olduğu açık ve net bir biçimde yazılıydı. Bu posterlerin nasıl olup da üç silahşörlerin gözünden kaçmış olabileceğini ise  inanın biz de bilemiyoruz. Tek tesellimiz, bir anlatıcı da olsa insanın her şeyi bilmesinin mümkün olmadığı gerçeğidir.</span></p>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Üç silahşörler konferans salonunun arka sıralarına oturmayı seçmiştir. Bu seçimlerinin ardında yatan sebep ise tüm salona hakim bir görüş açısına sahip olmak arzusunu taşımalarıdır; böylece salonda kuş uçurtmayacaklar, dişi olsun veya olmasın hiçbir sineğe geçit vermeyeceklerdir. Bu arada Dr. Lawgiverz, <em>Ölümlüler, Ölümsüzler ve Spekülatif Gerçekçiler</em> adlı konuşmasına başlamıştır bile, ki söz konusu konuşmayı da ne yazık ki anlatının akışı içerisinde yeri olmadığı düşüncesiyle kitabımızın son bölümüne aldığımızı belirtelim. Tekrarlamaktan asla bıkmayacağımız o bölüm ise her zaman olduğu gibi gene <em>Dr. Lawgiverz’den Nihilistik Spekülasyonlar</em> adını taşımaktadır, ey görüşleriyle kitabın organik bütünlüğüne katkı koyan paha biçilmez okur!</span></p>
<p><!-- Reply pane --><!-- Share post --></p>
<div>
<div><a href="http://lawgiverz.tumblr.com/post/2154146745/the-death-life-drives-senselogic"><img class="aligncenter" title="senselogic" src="http://26.media.tumblr.com/tumblr_lbump1Jfj91qcupmyo1_500.gif" alt="" width="500" height="280" /></a></div>
<div>
<h6 style="text-align:center;"><em>       <a href="http://www.networkedblogs.com/blog/senselogic/" target="_blank">the life death drives versus the death life drives</a></em></h6>
</div>
</div>
<p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="text-align:justify;"><em><span style="font-size:12pt;color:#191919;font-family:'Times New Roman';"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/there-is-a-heart-beating-in-my-head.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-1818" title="there is a heart in my head, beating all over the universe." src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/there-is-a-heart-beating-in-my-head.gif?w=710" alt=""   /></a></span></em></p>
<p style="text-align:justify;"><em><a href="http://vimeo.com/2985276">Sanctus and Other Films by barbarahammer.com</a> from <a href="http://vimeo.com/user1017993">barbara hammer</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Sanctus is a film of the rephotographed moving x-rays originally shot by Dr. James Sibley Watson and his colleagues. Making the invisibile, visible, the film reveals the skeletal structure of the human body as it protects the hidden fragility of interior organ systems. Sanctus portrays a body in need of protection on a polluted planet where immune system disorders proliferate.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Snow Job: The Media Hysteria of AIDS, 1988, 8 min.</em><br />
<em>Endangered, 1989, 19 min.</em><br />
<em>Sanctus, 1990, 20 min.</em><br />
<em>Vital Signs, 1989, 10 min.</em></p>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olum/'>ölüm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk/'>ölümsüzlük</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/barbara-hammer/'>barbara hammer</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/dr-lawgiverz/'>dr. lawgiverz</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ekitap/'>ekitap</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe-ve-edebiyat/'>felsefe ve edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kapitalizm/'>kapitalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/minimal/'>Minimal</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/ontoloji-2/'>ontoloji</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/sanctus/'>sanctus</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-realizm/'>spekülatif realizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1808&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/09/olum-ve-kapitalizm-konferansi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/yac59famc4b1n-sc3bcrdc3bcc49fc3bc-c3b6lc3bcm.jpg?w=150" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/yac59famc4b1n-sc3bcrdc3bcc49fc3bc-c3b6lc3bcm.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">yaşamın sürdüğü ölüm</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://26.media.tumblr.com/tumblr_lbump1Jfj91qcupmyo1_500.gif" medium="image">
			<media:title type="html">senselogic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/there-is-a-heart-beating-in-my-head.gif" medium="image">
			<media:title type="html">there is a heart in my head, beating all over the universe.</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kopernik Devrimi, Aydınlanma, Körlük ve Durumun Vehameti</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/08/kopernik-devrimi-aydinlanma-korluk-ve-durumun-vehameti/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/08/kopernik-devrimi-aydinlanma-korluk-ve-durumun-vehameti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 11:09:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi ve Felsefi İşler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Foucault]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Michel Foucault]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[panopticon]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Business and Economy]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Government]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif realizm]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1797</guid>
		<description><![CDATA[Ertesi sabah uyanıp devletler platformu ne verdiyse, ki sadece bisküvi ve neskahve vermişti, onu yedikten-içtikten, pijamalarını ve içi muflonlu terliklerini çıkarıp tertemiz elbiselerini ve ayakkabılarını giydikten sonra üç silahşörler Spekülatif Realizm’le ilgili konferansın yapılacağı Birkbeck Üniversitesi Sosyal ve İnsani Bilimler<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1797&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="zemanta-img">
<div class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://commons.wikipedia.org/wiki/File:Liverpool_Street_station_in_1984.jpg"><img title="Liverpool Street station in 1984" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2b/Liverpool_Street_station_in_1984.jpg/300px-Liverpool_Street_station_in_1984.jpg" alt="Liverpool Street station in 1984" width="300" height="195" /></a><p class="wp-caption-text">Image via Wikipedia</p></div>
</div>
<p style="text-align:justify;">Ertesi sabah uyanıp devletler platformu ne verdiyse, ki sadece bisküvi ve neskahve vermişti, onu yedikten-içtikten, pijamalarını ve içi muflonlu terliklerini çıkarıp tertemiz elbiselerini ve ayakkabılarını giydikten sonra üç silahşörler Spekülatif Realizm’le ilgili konferansın yapılacağı Birkbeck Üniversitesi Sosyal ve İnsani Bilimler Enstitüsü’ne doğru yola koyulurlar. Elbette ki kendilerine henüz bir araba bile tahsis edilmediği için Liverpool Street Tren İstasyonu’ndan metroya binip gideceklerdir gidecekleri yere, ki zaten Londra trafiğinde kim araba sürmek ister ki&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Üç silahşörler Birkbeck Enstitüsü’nün kapısından girerken bütün gecedir yağmakta olan yağmur da dinmek üzeredir. Her ne kadar bu bilgi kurgumuz açısından pek önemli olmasa da atmosferi yansıtması bakımından faydalı olabileceğini düşünerek buraya eklemeyi uygun bulduk. Diğer yandan bu hava durumunun bilimin ışığına yaptığı göndermeyi de es geçmemek gerek, ne de olsa yağmurun dinmesi son 4.5 yılına girmiş olduğu iddia edilen güneşin kısa bir süreliğine de olsa bulutların ardından biz zavallı ölümlülere ica (ida) yapacağına delâlet. Evrenin merkezinin dünya olmaktan ziyade güneş olduğunu iddia eden Kopernik Devrimi’nin ve aklın sınırları olduğunu, yani bilebileceklerimizin sonsuz olmadığını öne süren <a class="zem_slink" title="Immanuel Kant" rel="wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Kant">Kant</a>’ın öncülüğünde gerçekleşen Aydınlanma hareketinin gözleri kör etmesi kuvvetle muhtemel bir aydınlığa kavuşmakla bağlantısını hatırlayınız. Akılcılığın ışıkla ilgisi o zamandan beridir sürmekte. Hatta kimilerinin, rasyonalizmin ve bilimin ışığıyla kör olduğu belirtmeye bile gerek bırakmayacak derecede bariz gelinen noktada. Bu konuya daha sonra dönmek üzere şimdilik ara vereceğiz, ama önsezisel olarak şunu söyleyebiliriz ki ışık ve aydınlanma arasındaki ilişki körlükle bilgi arasındaki ilişkiye atıfta bulunmaktadır, ve kim bilir, belki de televizyon ekranlarının beyazlaşmasıyla hakikatin içeri sızmasının bir ilgisi vardır. Zira artık hepimizin bildiği gibi televizyon hakikatler rejiminden ziyade kanaatler rejimine hizmet eden bir aygıttır. Birer fantezi makinesi olarak televizyon, sinema, beyin ve psişe hakkındaki saptamalarımızı merak eden okuyucularımız için Dr. Lawgiverz’in yazmış olduğu ve <a class="zem_slink" title="Gilles Deleuze" rel="wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilles_Deleuze">Deleuze</a>’ün <em>bir ekran olarak beyin</em> söylemini mercek altına alan o meşhur makaleyi kitabımızın son bölümüne ekledik. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve durumun vehametini kendi gözleriyle görmek isteyen okuyucularımız <em>Dr. Lawgiverz’den Nihilistik Spekülasyonlar</em> adındaki o bölüme gidip acı gerçeğe tanıklık edebilirler. Bunu yapmayı pek cazip bulmayan tembel okuyucularımız için indirgemeci bir yaklaşımla özetleyecek olursak diyebiliriz ki içinde yaşadığımız dünya Süperpanoptik bir hapishaneden farksızdır. Zira öyle bir sistemin içinde yaşamakta ve ölmekteyiz ki artık gözetlenmeyi ve göztelendiğimizi bilmeyi marifet sayar halde, kendi kafasında yarattığı büyük Öteki tarafından arzulanmak arzusuyla yanıp tutuşan nevrotikler gibi bize yakışmayan kıyafetlerle ve ardında bir hiçlikten başka bir şey olmayan maskelerle, yani karaktersiz özneler ve içi boş nesneler gibi dolanıp durur olmuşuz ortalıkta.  Biçimlerimiz içeriklerimizi yansıtmadığı içinse gittikçe uzaklaşmış, koptukça kopmuşuz kendimizden, ve işte hem çevresine hem de kendisine yabancılaşmış yaşayan birer ölüye dönüşmüş, bu rezil günlere gelmişiz netice itibarı ile. Yani kimilerinin iyimser, kimilerininse kötümser olarak nitelendirdiği ünlü Fransız düşünürü <a class="zem_slink" title="Michel Foucault" rel="wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Michel_Foucault">Michel Foucault</a> haklıymış aslında, gerçekten de artık panopticon’un gözetleme kulesinde bir gardiyan tutmaya gerek yokmuş, çünkü özneler zaten kendi kendilerinin gardiyanı olmuş, kendi dünyalarını hapishaneye dönüştürmüş, iktidarın kuklaları olmaya dünden razı bir hale gelmişlerdir. İktidar ölmemiştir belki, ama atomlarına dağılmış ve hükmettiği öznelerin içine sızarak kendini görünmez kılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Artık hepimiz içinde yaşadığımız sistem tarafından kendi kafalarımızda yaratmaya programlandığımız bilinmez bir kuvvettin ajanlarıydık. Mahkûmiyetlerimizi kendimizi yargılamaya bile gerek duymadan benimsiyor ve var olmadığını bildiğimiz bir büyük Öteki tarafından arzulanmak arzusunu hayatta kalmak arzusunun kendisi olarak görüyorduk. Hayatta kalmak arzumuzun bizi gün geçtikçe ölüme yaklaştırmakta olmasını bilinçlerimizin dışına ittikçe, ölümsüzlük maskesi takmış bir ölümle sevişiyorduk. Ölümsüzlüğü arzuladıkça ölüyor, öldükçe ölümsüzlüğü arzuluyorduk. Ulaşılmazın peşinde koşmaktı hayat, ölümsüzlük o yüzden bir ideal olarak sunuluyordu bize. Böylece yılmayacak, çalışacak ve ne kadar paramız varsa ölümsüzlüğe o kadar yaklaşacaktık. Oysa ki bize son derece yakın olan, doğamız gereği içimizde olan bir şeydi ölümsüzlük. Zira biz doğadan gelmiştik ve doğaya dönecektik. Aradaki kültürel evre ölüm korkusunun tahakkümü altındaki bir didinip durma sürecinden başka bir şey değildi. Belli ki iktidar gerçekten de her yerdeydi, direnişse hiçbir yerde içinde yaşadığımız mevcut düzende. Zira ölüm iktidardaydı, ölümsüzlükse direnişte&#8230; Yaşadığımız sürece iktidar ölümdeydi, muhalefetse ölümsüzlükte bir başka deyişle. Yani kısacası “böyle başa böyle tarak,” böyle kafalara böyle düzen, ey ne istediğini bilmeyen ipe sapa gelmez okur!</p>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/business-and-economy/'>Business and Economy</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/deleuze/'>Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/gilles-deleuze/'>Gilles Deleuze</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/government/'>Government</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kant/'>Kant</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/michel-foucault/'>Michel Foucault</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/panopticon/'>panopticon</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-realizm/'>spekülatif realizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/zira/'>Zira</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1797&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/08/kopernik-devrimi-aydinlanma-korluk-ve-durumun-vehameti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/the-big-other-lee-friendlander2087.jpg?w=101" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/the-big-other-lee-friendlander2087.jpg?w=101" medium="image">
			<media:title type="html">the big Other - lee friendlander</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2b/Liverpool_Street_station_in_1984.jpg/300px-Liverpool_Street_station_in_1984.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Liverpool Street station in 1984</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Üç Silahşörler ve Dr. Lawgiverz</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/04/uc-silahsorler-ve-dr-lawgiverz/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/04/uc-silahsorler-ve-dr-lawgiverz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Dec 2010 07:32:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi ve Felsefi İşler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Etik]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Filozof]]></category>
		<category><![CDATA[Maksimal]]></category>
		<category><![CDATA[Minimal]]></category>
		<category><![CDATA[Nihilistic Speculations]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Spekülatif Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Cinque Terre]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Government]]></category>
		<category><![CDATA[Japan]]></category>
		<category><![CDATA[Japon]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Liguria]]></category>
		<category><![CDATA[Middle East]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1759</guid>
		<description><![CDATA[Üst Düzey Bir Araştırma Komisyonu’nun ilk icraatı Dr. Lawgiverz’i bulup sistemin temellerini dinamitlemesini engellemek için yargıya havale etmek üzere üç siyasi polis memuru görevlendirmek olur. Üç farklı ülkeden seçilen ve kendi ülkelerinde işlerinin ehli olduklarını ispatlamış bu üç siyasi polisin<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1759&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/dilip_chowdhury12.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1762" title="Dilip Chowdhury" src="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/dilip_chowdhury12.jpg?w=798&#038;h=1024" alt="" width="798" height="1024" /></a>Üst Düzey Bir Araştırma Komisyonu’nun ilk icraatı Dr. Lawgiverz’i bulup sistemin temellerini dinamitlemesini engellemek için yargıya havale etmek üzere üç siyasi polis memuru görevlendirmek olur. Üç farklı ülkeden seçilen ve kendi ülkelerinde işlerinin ehli olduklarını ispatlamış bu üç siyasi polisin biri şef, biri müfettiş, diğeri de basit bir çavuştur. Öncelikle üçünün de konuşabildiği ortak bir dil belirleyip, ki bu dil elbette ki İngilizce’dir, işe koyulan bu üçlüye Üç Silahşörler demek ise ilerleyen süreçte açıklığa kavuşacak sebeplerden ötürü sanırız pek yerinde olacaktır. Dolayısıyla da bundan böyle onları üç silahşörler olarak anacağımızı şimdiden belirtelim.</p>
<p style="text-align:justify;">Her neyse, geleneksel romanlarda olduğu gibi durup da bu üçlünün teker teker karakter tahlillerine girişmek yerine, karakterlerini olayların seyrinin açıklığa kavuşturmasını günümüz edebiyatına uyum açısından uygun bulduk. Örneğin göreve getirildikleri o ilk günkü karşılaşma esnasında gerçekleşen şu anekdot bile bize nasıl bir üçlüyle karşı karşıya bulunduğumuzu göstermeye yeter ve hatta artar bile diye düşünüyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">Şef şu sözlerle başlasın mesela konuşmasına: “Arkadaşlar merhaba. Bildiğiniz gibi Dünya Devletleri Ortak Platformu’nun istihbarat şubesi baş sorumlusu kendisine verilen yetkiye dayanarak Üst Düzey Bir Araştırma Komisyonu oluşturdu ve beni de şimdilik üçümüzden ibaret bu komisyona şef olarak atadı. Bundan böyle aramızdaki kültürel farklılıkları geri plana itip ortak bir amaç doğrultusunda, yani Dr. Lawgiverz’i ve Spekülatif Gerçekçiler’i haince planlarını yürürlüğe koymaktan men etmek yolunda birlikte çalışacağız. İstihbarat şubesi baş sorumlusunun bana verdiği dosyaya göre Dr. Lawgiverz şu anda Japonya’da. Sanırım aramızda bir Japon’un bulunması da bu yüzdendir.” Bunları söylerken bakışlarını müfettişe yönelterek başını hafifçe öne eğmesinden anlıyoruz ki müfettiş Japon’dur, ki nitekim öyle olduğu için de sözü devralan o olacaktır. “Teşekkürler şefim. Japonya polis teşkilatı olarak, Dr. Lawgiverz’in iletişim halinde olmanın da ötesinde bir takım bilimsel projeleri hayata geçirmek üzere son derece içli dışlı olduğu bilim adamını tespit etmiş bulunmaktayız. Takamuro Kootaro adındaki bu adam yıllardır zamanda yolculuk, ölümsüzlük ve daha başka doğa üstü hadiselerle ilgili araştırmalar yapıyor. Ne yazık ki arkasındaki güçleri henüz tespit edebilmiş değiliz, ancak Japonya dışından, büyük ihtimalle Kuzey Amerika’dan olduğunu tahmin ettiğimiz bazı şer odaklarından beslendiğini tahmin ediyoruz. Ona maddi kaynak sağlayan birden fazla enstitü olduğu aldığımız duyumlar arasında.” O vakte kadar tüm bunları dikkatle dinlemekte olan çavuş tam da müfettiş sözlerini bitirdiği esnada araya girerek Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olduğunu ele veren bir cümleyle başlayacaktır konuşmasına. “Chicago Haberalma Örgütü’nde geçirdiğim yıllar boyunca edindiğim tecrübeyle ifade edecek olursam Dr. Lawgiverz’in söz konusu Japon bilim adamına maddi kaynak sağlayan enstitülere göbekten bağlı olduğunu söyleyebilirim. Elimizde henüz kanıt olmasa da Dr. Lawgiverz’in Takamuro Kootaro’yla ülkemizdeki birtakım ne idüğü belirsiz enstitüler arasında bir nevi köprü vazifesi gördüğünden eminiz diyebilirim. Oradaki arkadaşlarım gerekli kanıtları bulmakla, bulamadıklarını ise yaratmakla meşguller şimdi.” </p>
<p style="text-align:justify;">Dikkatli okuyucularımızın gözünden kaçmayacağı üzere şefin milliyetini belirtmediğimizin ise elbette ki farkındayız. Bunun sebebi kendisinin Atlantik Okyanusu üzerinde uçmakta olan bir uçakta ve/yani hiçbir ülkenin hava sahasına dahil olmayan bir bölgede doğmuş olmasıdır. Annesi İspanyol-İtalyan, babası ise Fransız-İngiliz kırması olan bu adam sizin de gördüğünüz üzere kırmaların kırmasıdır. Avrupalı diyebileceğimiz şef, artık Avrupa Birliği kurulduğu için çoğu anlamsızlaşan toplam altı ülkenin pasaportunu birden taşımakta ve yedi dili anadili gibi konuşabilmektedir. Elbette ki bunun sebebi herhangi bir anadile sahip olmamasıdır, yani mantık kurallarına özen gösteren okuyucularımızın da takdir edeceği üzere az önce yanlış bir benzetme yapmak gafletine düştük. Zira anavatanı olmayan bir insanın anadili de olmaz, olamaz.</p>
<p style="text-align:justify;">Londra’nın her zamanki gibi o son derece soğuk ve yağmurlu gecelerinden birinde, Dünya Devletleri Ortak Platformu tarafından üç silahşörlere merkez ofis niyetine tahsis edilen, Liverpool Street yakınlarındaki o eski evde vuku bulan bu anekdot, üç silahşörlerin, ertesi gün bazı spekülatif gerçekçilerin Londra’da boy göstereceği bir konferansa, esas amaçlarının ne olduğunu kimseye çaktırmadan katılıp olayın felsefi boyutunu mercek altına alma kararıyla son bulacaktır, ki nitekim sanırız bulmuştur da zaten işte.</p>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cinque-terre/'>Cinque Terre</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/government/'>Government</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/japan/'>Japan</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/japon/'>Japon</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kapitalizm/'>kapitalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/liguria/'>Liguria</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/middle-east/'>Middle East</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/turkey/'>Turkey</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/zira/'>Zira</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1759&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/12/04/uc-silahsorler-ve-dr-lawgiverz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/12/dilip_chowdhury12.jpg?w=798" medium="image">
			<media:title type="html">Dilip Chowdhury</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>“Hedef göster, ceset iste!”</title>
		<link>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/11/22/%e2%80%9chedef-goster-ceset-iste%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/11/22/%e2%80%9chedef-goster-ceset-iste%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Nov 2010 10:18:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap ~ Kitab-ı Nihil]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümsüzlük Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe ve edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Minimal]]></category>
		<category><![CDATA[nihilistik spekülasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[nihilizm]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[spekülatif realizm]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cengizerdem.wordpress.com/?p=1681</guid>
		<description><![CDATA[Ölümün bu denli yakınlaşmış olması elbette ki o güne dek eşi benzeri görülmemiş bir karmaşa yaratacaktı dünyada. Ne de olsa hepimiz bir gün mutlaka öleceğimizi bilsek de bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini asla bilemeyiz, tabii eğer ölümcül bir hastalığa<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1681&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Ölümün bu denli yakınlaşmış olması elbette ki o güne dek eşi benzeri görülmemiş bir karmaşa yaratacaktı dünyada. Ne de olsa hepimiz bir gün mutlaka öleceğimizi bilsek de bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini asla bilemeyiz, tabii eğer ölümcül bir hastalığa yakalanmışsak ve ölüm tarihimiz işinin ehli bir doktor tarafından matematiksel bir şaşmazlıkla saptanmamışsa. Ayrıca, gerçekleşecek ölümün toplu bir ölüm olacak olması da ölümü tekil bir olay olmaktan çıkarıp, Ölüm diye tabir edebileceğimiz çoğul ve kolektif bir olaya dönüştürüyordu. Büyük harfle yazılmış Ölüm ise küçük harfle yazılan tekil ölümlerden çok farklı bir anlam taşıyordu. “Sanırım Ölüm ve ölüm arasındaki ilişkiyi <a class="zem_slink" title="Martin Heidegger" rel="wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Martin_Heidegger">Heidegger</a>’in <a class="zem_slink" title="Dasein" rel="wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dasein">Dasein</a> ve dasein, yani <a class="zem_slink" title="Varlık" rel="wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Varl%C4%B1k">Varlık</a> ve varlık kavramları arasındaki ilişkiye benzetebiliriz,” dedi ontolojiden az çok anladığı anlaşılan bir okuyucu; ama tabii onu kimse duymadı, ve biz sözlerini buraya aktarmak ihtiyacı duymasaydık diğer bütün okuyucular bu benzetmeden bihaber olacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">Yaşanan kaosun boyutları o denli kaygı verici seviyelerde seyretmekteydi ki, <a href="http://cengizerdem.wordpress.com/2010/01/22/fantezi-makinesinde-hakikat-sizintisi/" target="_blank">bir kitap önce</a> bahsettiğimiz ve dünyadaki tüm ekranların neden bir anda hep birden beyazlaştığını açıklığa kavuşturmak üzere oluşturulan Dünya Devletleri Ortak Platformu (DDOP) acilen toplanıp güneşin 4.5 yıl içerisinde söneceği yönündeki spekülasyonların kaynağını ve söz konusu spekülasyonların bilimsel dayanağı olup olmadığını araştırmak üzere Üst Düzey Bir Araştırma Komisyonu kurulmasına karar verecekti. Bu toplantı o kadar ateşli tartışmalara sahne olmuştu ki olup bitenleri tüm detaylarıyla olmasa bile en azından mümkün mertebe detaylı bir şekilde anlatmazsak kurguda devasa bir boşluk oluşacağından ve söz konusu boşluğu doldurmak için hayâl güçlerini ve projeksiyon mekanizmalarını kullanmak yerine her şeyi anlatıcıdan bekleyen bazı talepkar okuyucuların isyanlarını daha başlamadan bastırmak gayesiyle, olası boşluğu önemsemeyen, hatta farkında bile olmayan, olsalar da onu kendi uyduracakları diyaloglar ve fantezilerle doldurmaktan gocunmayan, bilakis zevk duyan güzide okuyucularımızn affına sığınarak, az önce sözünü ettiğimiz toplantının teferruatlarına geçiyoruz şimdi.</p>
<p style="text-align:justify;">Öncelikle belirtmek isteriz ki toplantı ta en başından gereksiz bir gerginlikle başladı. Çünkü Dünya Devletleri Ortak Platformu’nun başkanı o sabah evden çıkmadan önce evde tost yapacak ekmek ve kahveye koyacak süt olmadığı için karısıyla münakaşa etmişti. Sorun, kadının bir gece önceden kalmış iki dilim pizzayı ve iki ay önceden kalmış süt tozunu adamın önüne koymasıyla çözülmüş gibi gözükse de, monotonluğa varan bir düzene olan düşkünlüğü ve rutinden sapmamaya meyilli kişiliği sebebiyle, başkanın güne sinirli başlamasına, bunun neticesinde ise toplantıyı açarken söylediği o talihsiz ve bir o kadar da düşündürücü sözlerin ağzından çıkmasına yetmişti. O sözler şunlardı sevgili okur: “İçimden bir ses birbirimize artık günaydın diyemeyeceğimiz günlerin yakın olduğunu söylüyor. O sese inanıp inanmamak konusunda ise henüz net bir karara varmış değilim. Yaşamakta olduğum ve ruhumda derin yaralar açmakta olan bu çelişki yüzünden her zamanki kadar içten bir günaydınla açamayacağım ne yazık ki oturumu. Umarım bu tavrımı anlayışla karşılarsınız.” Ekranların beyazlaşmasının ardından yaşanan süreçte sergilediği soğuk kanlılıkla öne çıkan, olaylara nesnel yaklaşımıyla tanınan, hiç gereği yokken karamsar olmayı ve hiç gereği yokken iyimser olmayı dışlamak suretiyle “kötümser akıl – iyimser irade” şiarını yaşam biçiminin temel ilkesi edinmiş ve işte zaten tam da bu yüzden başkanlık koltuğunda oturan başkanın hiç gereği yokken sergilediği bu olumsuz tavır delegeler arasında mırıldanmalarla başlayıp gittikçe artan bir ses dalgasının yayılmasına sebebiyet vermiş ve Dünya Devletleri Ortak Platformu genel sekreterinin “sizi aklı başında bir insan bilir, öyle sayardık sayın başkan, fakat görünen o ki soğuk kanlılığınızı muhafaza etmekte güçlük çekiyorsunuz, yüksek müsaadenizle sorabilir miyim, nedir acaba sizi ortada fol yok yumurta yokken bu denli endişe verici ve karamsar söylemleri dillendirmeye iten?” Başkan elbette ki kendisini günaydın kelimesine elveda diyecekleri günlerin yakın olduğunu dillendirmeye iten etkenin sabahleyin karısıyla arasında geçen ve fol ile yumurtadan ziyade, tost ekmeği ile süt eksikliğinin kaynaklık ettiği münakaşanın sinir sisteminde yarattığı geçici bir zayıflık şeklinde zuhur etmesi olduğunu söyleyemezdi, ki sanırız düzeninin bozulmasına paralel olarak alt-üst olan hormonal dengesiyle, yani bilinçdışıyla ilgili olan bu durumun kendisi de farkında değildi zaten. Lâfı fazla uzattığımızın farkındayız, ama bunlar önemli konular. İnsan doğasına ve ağır yük altındaki insanların ruhsal yaşamına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunmak herkesin eline, her zaman geçen bir fırsat değil ne yazık ki; biz de işte bu gerçekten hareketle elimize geçen bu fırsatı değerlendirip, insan doğasına ve ruhsal yaşama, ahkâm düzeyinde de olsa katkı koyalım dedik. Her neyse, genel sekreterin sözlerini yürütme kurulu sorumlusunun “bizden bir şey mi gizliyorsunuz sayın başkan, bizim bilmediğimiz bir şeyler mi biliyorsunuz, istihbaratın yürütmekte olduğu gizli bir operasyonun meyveleri mi bunlar? Sanırım bu soruların yanıtlarını bilmek sadece yürütme kurulu sorumlusu olan benim değil, tüm delegelerin hakkı.” Yürütme kurulu sorumlusunun bu kuşkucu ve pireyi deve yapan soruları karşısında afallayan başkan ancak o zaman uyanıp sabah miskinliğini üzerinden atabildi. Ev ve iş yaşamını karıştırmamalıydı, bir boşanmanın arifesinde olmalarının kuvvetle muhtemel olduğunu ima eden o talisiz sözleri Dünya Devletleri Ortak Platformu delegelerine değil, karısına söylemiş olmalıydı. İnsan belirli bir rutine alışmışsa düzeni bozulunca böyle yersiz sözler sarf edip saçmalayabiliyor işte. Ama diğer yandan bakarsak aslında başkan saçmalamıyor, bilakis son derece yerinde sözler sarf ediyor da olabilirdi. Zira kim bilebilirdi ki güneşin gerçekten de 4.5 yıl içerisinde sönüp sönmeyeceğini? Nitekim bir yıl önce televizyon ekranlarıyla başlayıp, bir-iki hafta gibi kısa bir zaman zarfında dünyadaki tüm ekranları kaplayan o kaynağı meçhul, esrarengiz beyazlık da kimsenin aklına gelmezdi. Hatta kimilerinin günümüzde bile bu beyazlığın gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekmekte ve bizzat kendilerinin kafayı yemiş olabileceğinden endişe etmekte ısrarlı olduğu söylenir, ki bunda haksız da sayılmazlar aslında, zira gerçek olan bir şeyin, yani ekranların beyazlaşmasının gerçek olmadığını sanıyorlar; bu sanrının ise deliliğin yarısından çok daha fazlasını teşkil ediyor olduğunun kuşkuya yer bırakmayacak denli kesin, son derece bilimsel bir veri olarak kabul edilebileceğini ise bilmiyoruz söylemeye gerek var mı, ama her zaman olduğu gibi yine de söylüyoruz işte, belki vardır diye. Akıl ihsan olunmuş her fani, dünyadaki tüm ekranların bembeyaz olduğunu teslim etmek durumundadır çünkü bizce; hatta daha da ileri gidecek olursak, ekranların beyazlaşmasının kabulü aklın göstergesi, reddi ise akıl hastalığının belirtisidir bile diyebiliriz, ki nitekim işte dedik de zaten galiba. </p>
<p style="text-align:justify;">“Elimizde henüz kesin bir bilgi yok, ama Dr. Lawgiverz diye bir adamın adı dolanıyor ortalıkta,” diye sürdürdü başkan konuşmasını ve detayları delegelere nakletmek üzere sözü istihbarat teşkilatı baş sorumlusuna bıraktı. “Aslında nakil aşamasına gelmiş pek bir şey yok, ama şimdilik şunu söyleyebiliriz ki ajanlarımız fellik fellik Dr. Lawgiverz’i arıyor. Elde ettiğimiz son bulgulara göre en son Uzak Doğu’da görülmüş. Orada ne halt ettiğini biz de bilmiyoruz, ama sanırız Japon bir bilim adamıyla uzun süredir zamanda yolculuk, ölümden sonra yaşam ve uzaylılarla irtibatla ilgili bir iş çeviriyorlar. Tüm bunların güneşin 4.5 yıl içerisinde sönecek olmasının yanı sıra ekranların beyazlaşmasıyla da bir ilgisi olabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca Dr. Lawgiverz’in Spekülatif Gerçekçilik adlı bir felsefi akımın öncüleri olan ve kendilerine Spekülatif Gerçekçiler diyen bazı kişilerle de örgütsel faaliyetler yürütmekte olduğu da aldığımız duyumlar arasında. Tüm bunlar arasında ne gibi bağlantılar olduğunu tabii ki her zaman olduğu gibi gene zaman gösterecek. Hummalı çalışmalarımız en fenni şekilde sürüyor, ajanlarımız dünyanın dört bir yanına dağılmış, Dr. Lawgiverz’i ve ilişki içerisinde olduğu kişileri arıyor. Internet üzerinden, birer hücre niteliğini taşıyan bloglar vasıtasıyla dünyaya bir virüs gibi yayılan bu felsefi-örgütsel hareketin son derece kompleks bir haberleşme ağıyla vücut bulmakta olduğunu, hatta söz konusu ağla özdeş olduğunu söyleyebiliriz. Örümcek Avı diye adlandırmayı uygun bulduğumuz operasyonlarımız Spekülatif Gerçekçiliğin köküne kezzap suyu dökünceye kadar sürecektir; bundan kimsenin kuşkusu olmasın!”</p>
<p style="text-align:justify;">Konuşmasının sonlarına doğru kendinden geçtiği ve soğuk savaş günlerine geri döndüğü söylemeye bile gerek olmayacak derecede bariz olan istihbarat teşkilatı baş sorumlusunun Dracula’yı aratmayacak derecede kan içmeye meyilli olduğu her halinden belli. Sözlerini bitirdikten sonra önündeki bardaktan üç-dört yudum su almakla yetindi ama şimdilik. O suyunu içerken delegeler de gayet yoğun bir biçimde aldıkları notları birbirleriyle karşılaştırıyor ve heyecanlı heyecanlı mırıldanıyorlardı. Derken, artık tamamen uyandığı anlaşılan ve sabahleyin karısıyla arasında geçen münakaşayı unutmuş gözüken başkan, ellerini birbirine vurmak suretiyle insanlar arasında alkış tabir edilen ve genellikle beğeni göstergesi, nadirense protesto belirtisi kabul edilen etkinliği hayata geçirmeye başladı. Onu, çok geçmeden diğer delegeler de izleyecek ve bu büyük buluşma, duygu yoğunluğundan ötürü kalbi hızla çarpmakta olan, hatta coşku ve sevinçten gözleri yaşla dolma noktasına gelen istihbarat teşkilatı baş sorumlusunun hanesine yazılan artı iki puanla doruk noktasına ulaşan daramtik sahneyle sona erecekti. Belli ki başkanın ve onu takiben delegelerin alkışı bu bağlamda protestodan ziyade beğeni niteliği taşıyordu. Üst Düzey Bir Araştırma Komisyonu kurulmasına işte o gün, oylamaya bile gerek kalmadan karar verildi. Komisyonun başına Dracula’yı aratmayacak derecede kan içmeye hevesli ve hayata bakışı Rambo’nun bıçağını aratmayacak kadar keskin bir insan olduğu her halinden anlaşılan istihbarat teşkilatı baş sorumlusu getirildi. Komisyonun temel ilkesi ise “hedef göster, ceset iste!” olarak belirlendi.  </p>
<span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='710' height='430' src='http://www.youtube.com/embed/K_jw2sZB7z4?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span>
<br /> Tagged: <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/olumsuzluk-teorisi/'>Ölümsüzlük Teorisi</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/cengiz-erdem/'>Cengiz Erdem</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/edebiyat/'>edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe/'>felsefe</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/felsefe-ve-edebiyat/'>felsefe ve edebiyat</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/heidegger/'>heidegger</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/kapitalizm/'>kapitalizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/minimal/'>Minimal</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihilistik-spekulasyonlar/'>nihilistik spekülasyonlar</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/nihilizm/'>nihilizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/roman/'>roman</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-gercekcilik-2/'>spekülatif gerçekçilik</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/spekulatif-realizm/'>spekülatif realizm</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yaraticilik/'>yaratıcılık</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yasam/'>yaşam</a>, <a href='http://cengizerdem.wordpress.com/tag/yikicilik/'>yıkıcılık</a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cengizerdem.wordpress.com&#038;blog=7656760&#038;post=1681&#038;subd=cengizerdem&#038;ref=&#038;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cengizerdem.wordpress.com/2010/11/22/%e2%80%9chedef-goster-ceset-iste%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/11/solar-catastrophe.jpg?w=150" />
		<media:content url="http://cengizerdem.files.wordpress.com/2010/11/solar-catastrophe.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">solar catastrophe</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/f1f2f78c7f2a5662cfd9b416f22823f0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Erdem</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
